Wednesday, November 13, 2013

The Pierces - You'll Be Mine live






hayır ben bana götü başı oynayan, siksiklenen adamlara sinirleniyorum deliriyorum, ama şarkının başındaki açıklamayı dinlerseniz göreceksiniz ki şu ablaya bile istemem yan cebime koy yapan olmuş yaa. "ya cnm bilmiorm ilişki miii hmmmmhhh yhaaa :(((" yapan olmuş. bu ablaya. bu abla da bu adama taviz üstüne taviz vermiş. bunlar olmuş yani. manyak mısınız oğlum siz?

Friday, November 8, 2013

"nothing more left to say or see, when silence is our only honesty"




 arka arkaya dinlediğim yeni obsesyon şarkım, buyurmaz mıydınız? (nedense buraya koydurmadı linkle idare edin)


merhabalar sevgili yaban mersinlerim.

hatırlar mısınız bilmiyorum bi aşık olduydum bi ara, ilişkim vardı filan, geçti sonra onlar.gene single olarak raflarda yerimi aldım. ondan sonra gelsin abuk subuk adamlarla tanışmalar, gitsin saçma sapan hikayeler. gene bloga malzeme çıkıcak. 30'a 1 kala çok da mutlu etmiyo bu durum beni açıkçası.

bu dönem çok dersim var. e-mail'lerimi her dk kontrol etmek zorunda olmadığım güzel günlerin hasretiyle yanıyorum. "sana email attım bilmemne makalesi hakkında, gördün mü, onu mutlaka ödevde kullanmalıyız, cevap yaz lütfen" şeklinde mesajların gelmediği günleri özlüyorum. bi de yeterince işim yokmuş gibi deneyim olsun CV'de güzel dursun diye bi dernekte gönüllü çalışmaya başladım, derneğin de parası yok event kovalıyolar bağış yapılsın da kira ödensin diye. onlardan da 783 tane e-mail geliyo şu event'e kim geliyo, bilmemne eğitimine gidiyoruz kim müsait o gün filan diye. onlara da olduğu kadar iştirak etmeye çalışıyorum bi yandan.

"işim gene de yeterince başımdan aşkın değil, nasıl kendime daha çok iş çıkarabilirim?" diye düşünmüş olacağım ki bir de internet dating sayfasına üye oldum ve geçtiğimiz günlerde ilk buluşmamı geride bıraktım. azıcık koşayım da iyice geride kalsın istiyorum. arkadaşlar, lütfen böyle internet sayfalarına 10 sene önceki resimlerinizi koymayınız. hayır buluşunca görüyoruz neyin ne olduğunu.

son olarak şunu söylemek isterim: basit bi espriyi kaldıramayan insanlar stand up komedi event'i düzenlemesin çok rica ediciim. komik oluyor (selam sana ironi).




Saturday, July 27, 2013

belki.

belki de hepimiz kendimizi kandırıyoruz ve hiçbirimizin ilişkisi yürümeyecek.

Saturday, March 30, 2013

blog mu o da ne

evet böyle de bişi vardı di mi??? unutmuşum. sori.

yabancıların şöyle bi esprisi var severek yaptıkları (türk olmayan herkesi yabancı olarak genellemiş bulunuyorum bu arada): böyle kafalarına eşarp doluyolar ya da bişi geçiriyolar sonra da bakın ben müslüman oldum ehi falan yazıyolar. ben de "cnmmm ypldııı ooo sil istersnnn ;))))))" yazmak istiyorum ama yazamıyorum. o bitsin artık nolur ya ben görmekten bıktım siz yapmaktan bıkmadınız. hayır komik bişi olsa valla yapın da komik de diil.

özel hayatımla ilgili size anlatmak istediğim çok şey yok aslında şu anda; sevgili hem sevdiriyor hem yoruyor, alışmadık götte don durmakta zorlanıyor, aşk kadın ruhundan anlamıyor vs vs... çok seviyorum. bazen çok korkuyorum. içsel dünyama daha sık yolculuk yapar oldum ilişki başladığından beri. biriyle sevgili olma fenomeni arızalı düğmelerime tek tek basıyor, onları kurcalıyor. bi anda elimden kayıverecekmiş gibi ya da bi anda benim kafam atacak ve ben basıp gidecekmişim gibi. bi yandan da onun göğsü dünyanın en huzurlu yeriymiş gibi. ben iyisi mi oturup şarkı yazayım eski günlerdeki gibi.

bu ergenliğin çıkışı nerdeydi?



-hayır ben onu söylemene değil, söyleme şekline kızıyorum 
-alzheimer oldum ki ben

Tuesday, October 9, 2012

şu anda çok aşık olduğum için zihinsel fonksiyonlarımı ihtiyaç sahiplerine dağıttım. iki lafı bir araya getirebildiğim, olayın bi anda yalan olmicağına ikna olduğum ve bu insanın gerçekten var olabildiğine inandığım zaman döneceğim ve yazacağım efendim.

Thursday, August 9, 2012

yaz falan

şu anda güzide bir tatil beldesinde annemle babamın yanında tatil yapmaktayım. aile saadeti ve cinneti yin yang'inden kombo beğenirken bir yandan da denize girmekteyim. buranın kötü yanı genç insan yok bi de gidecek yer yok. bizim siteden yan siteye geçip dondurma alıp gelmek akşamları yaptığım en büyük çılgınlık oluyo. ben de kendimi kitaba, okumaya, ilme verdim. her yaz olduğu gibi bu yaz da bir freud okuma kampanyası yürütmemin yanı sıra bi de geyiğine cosmopolitan aldım bu ay ve anladım ki son 10 senede hatta belki 20 senede kadın dergilerinin gündemi zerre değişmemiş arkadaş. yıllar önce alıp atmayı unuttuğum bi kadın dergisi vardı evde, onunla da karşılaştırdım. konular aşağı yukarı her sayıda şöyle:

-erkeğinizi yatakta çıldırtıp takla attırmanın 25 seksi yolu (ki genelde bu çılgın fikirler "yatakta pis pis konuşun, ana avrat düz gidin"den öteye geçemiyo)
-erkeklere sorduk: neden seks?
-düz bir karına sahip olmanın 56 yolu
-test: eski sevgilinizi unutabildiniz mi? (soru 1: onu düşünüp ağlıyo musunuz?)
-erkek gözüyle: (burda adının cenk, emre falan olduğu iddia edilen insanların ilişkisel konulardaki çeviri türkçesi yorumları bulunuyo)
-burcunuza göre giyim rehberi

bi de itiraf köşesi gibi bişi var, onların da gerçek olmadığı gün gibi aşikar. neden diye soracak olursanız izmir'den melike'nin "doğrusunu söylemek gerekirse tamamen rezil olmuştum. bu gerçekten de inanılmaz utanç vericiydi. bir daha o yere asla gidemedim ve sanırım bu hikayeyi sizden başka kimse bilmeyecek." şeklinde konuştuğunu sanmıyorum.

geçenlerde sahilde kendi kendime takılırken orda yazlığı olan uzak bi akrabamız gelip beni bir güzel darladı. tutturdu "bana psikolojide en önemli şey nedir, bi cümleyle özetle" diyo. ya ben yıllarımı vermişim bak hala okuyorum, sen bana bi cümle diyosun. annen de mi böyle kolaycıydı be uzak akraba? hayır bi de ben de salak salak "hangi ekole göre, hangi konsepte göre?" falan diye soruyorum. kadının duymak istediği şey belli aslında. ya "psikoloji içimizde" gibi bişi dicem, ya "sevgi" dicem, ya da işaret parmağımla kafatasıma tık tık tık yapıp "her şey burda bitiyo" falan dicem, o yoluna ben yoluna. lanet olsun içimdeki etik aşkına a dostlar.

burda yapıcak bişi olmadığından dolayı insanın bişileri düşünücek, gözlemlicek, gözden geçiricek çok zamanı oluyo. mesela yarın bir çılgınlık edip değişik bir dondurma çeşidi denemeyi düşünüyorum, ama söz vermiyim şimdi belli olmaz.





Wednesday, April 18, 2012

"the moon is closer to the sun than i am to anyone."

ben bunu ekledim bi hafta sonra dayanamayıp. sonra çok azcık biraz konuştuk, başka da bişi olmadı. bi iki bişeyimi layk etti. bugün statusüne yorum yaptım siklemedi. kendisine bi tek lafım var artık, o da happy bunny'den geliyor: "whatever, you moron".

fakat ne acaip geyikler di mi, yok layk etti yok poke etti? düşününce çok anlamsız geliyo.

bi de nada surf candır. kalp onlara.

Sunday, April 1, 2012

4 gün oldu hala eklemedi!!


sırf severken yanlışlıkla ağzını kırarım diye asla bir scottish fold sahibi olamam muhtemelen.




ÖF yaa

numaramı vermek istemediğimi düşünmüş olabilir gerçekten. zaten "bi gün yollarımız kesişir belki!" dediğimde geyik yaptığımı da anlamadı. sonra "ay bi gidemedi" demesin diye bildiğin koşarak uzaklaştım ordan. giderken öpmedim de.

gene de "vay canına, lanet olsun dostum, sanırım bu kız çok cool olmalı gerçekten de" diyip eklemesi lazımdı. çünkü çok özgür ruhluydum, bardan çıkıp yürürken şakasına bana sataştığında nereye gittiğimi bilmeden ters yöne basıp gidecek kadar hovardaydım, o peşimden koşup beni yakalayana kadar durmayacak kadar inatçıydım veeee veee ahhh, bilirsiniiiiz, vedalaşmalardan hoşlanmıyordum. allah bilir ilişki kavramı da çok geriyordu beni, sosyal rolleri etiket olarak taşımak bana göre diildi muhtemelen. ehlileştirilmesi gereken vahşi bir tay gibiydim ve lanet olsun ki bu çok zor olacaktı.

YANİ VERMEK İSTEDİĞİM İMAJ BUYDU AMA ASLINDA BİLDİĞİN KEDİ YAVRUSUYUM LAN BEN!

Thursday, March 29, 2012

let me kiss you

bugün beynimin %70ini istatistiğe, %30unu da bikaç ay önce tanıştığım ve bana yazan ama kız arkadaşı olduğunu öğrenip yüz vermediğim, sonra iki gün önce gene karşılaştığım, bana  "ayrıldık ;))))" yapan çocuğun neden beni facebooktan eklemediği sorusuna harcadım. kalanın 1/4üyle sakız alacaktım ama kalmadı, hepsi aktı.

ya bu çocuk dediğim de gözüme çocuk geliyo baya baya, benden bi yaş falan küçük oysa. aslında anlatıcak bişi de yok ama o kadar bişi olmuyo ki hayatımda uzun zamandır, bari bundan bahsediyim dedim. şeker aslında ama böyle çok kendine güvenli konuşuyo bazen, havasını indirmek gerekiyo arada. gerçi alkolün de etkisiyle "sen kendini tanrının kadınlara armağanı olarak mı görüyosun, ne bu tavrın?" deyiverince ben, "eeöö yok aslında ben utangaç çekingen bi insanım" dedi. "hiç öyle görünmüyosun, hmm savunma mekanizması olarak böyle davranıyosun demek" diye bi de vahşi analizimi çaktım. of ne acaip tespitler yapıyorum allahım iyi ki psikoloji okuyorum yoksa hayatta kimse bilemez böyle bişeyi!!!

şimdi benim bi arkadaşım var tamam mı, o birini böyle egosunu döve döve adam etti, onun yolunu izlesem mi diye düşünüyorum, bi yandan da bu "çocuk" daha geçen gün falan ayrılmış sevgilisinden, hiç çekilmez, şimdi "ooo 1,5 yıl sonra ilk defa özgürüm bütün kızlar benim" yapıcak onu da biliyorum, o yüzden uğraştığıma da değmez bence.

bikaç ay önce tanıştığımızda çok beğenmiştim bunu, o da ağır yazmıştı. sonra kız arkadaşı olduğunu öğrendim o gece ortak bi arkadaşımızdan. sorunca "yeee evet ama bitti o iş yani bişi kalmadı aramızda" dedi. "ama ayrılmadınız yani?" "yieee yok şimdi tam diil de yiieeeni" dedi. "hadi canım ayrılınca gel" dedim gittim. iki gün önce gene karşılaştık işte aynı pub'da. ben bi arkadaşımla yemek yiyodum. arkadaşım erkek. ben tuvalete giderken karşılaştık, selamlaştık sonra masaya döndüm. derken bu bizim masaya shot yolladı garsonla ahaha. size yan masadan shot gönderdiler gibi. arkadaşım da "aa hadi yanlarına gidelim shot beraber yapılır, o kadar göndermiş" falan dedi. ben de hiç gene bulaşmak istemiyorum buna ama arkadaşım ısrar edince gittik. önceleri benle konuştu sonra arkadaşıma bi sardı, futboldan falan konuşuyolar bi de, yok ingiliz ligi bilmemne, en ufak bi katılma ihtimalim yok. "lan bu benim arkadaşa mı meyilli?" diye düşüncektim nerdeyse. ama hiç aleni yazmıyo bu sefer. ben birine bişi anlattığım zaman kulak kabartıyo ama. bi de bi ara lafın arasına böyle "hee benim de kız arkadaşım vardı ama ayrıldık yürümedi" diye sıkıştırdı. sonra ilerleyen saatlerde baş başa kalınca "ben zaten o shot'ları havayı koklamak için yolladım, bilmiyodum yanındaki erkek arkadaşın mıydı, öğrenmek istedim" dedi. yani adam bana bariz bir şekilde hürrem sultan çekti arkadaşlar (ki ben bu tür entrikalara "hürrolamak" diyorum). efendiii efendiii! sen hürroysan ben daha hürroyum.

tam öpmek için eğildiğinde "bütün gece beni öpmek istedin di mi?" dedi gülümseyerek. ittim, ters ters baktım (ben de az filiz akın değilim, bi de tokat atsaydım tam olucaktı). güldü. "ben bütün gece seni öpmek istedim" dedi. öpüştük.

neyse bununla işimiz var yani. ya da yok, bilmiyorum. vedalaşırken önce bi facebook'tan eklerim seni dedi, daha sonra telefonumu istedi, veremedim çünkü numaram değişti ve yeni numaramı ezberleyemedim. "e çaldır beni" dedi, şarjım bitmişti "çaldıramam şarjım bitti" dedim. telefonumu vermek istemedim de ayak yaptım mı sandı acaba?

"eğer kaderimizde tekrar görüşmek varsa, bi gün sokakta karşılaşırız! hiç beklemediğimiz bi anda yollarımız kesişir!" dedim en tiyatral ve dalga geçer halimle, ellerimi kollarımı sallayarak. gülmedi. "ya da facebooktan ekliyim ben seni" dedi. "tamam öyle yap" dedim. bu vedalaşma fazla uzamıştı. görüşürüz dedi, görüşürüz dedim, gittim.

şimdi ben olsam kendime derim ki nedir bu kadar yani neyine takıldın, çok acaip muhabbetler mi ettiniz? yoo. tipini beğeniyorum. bi de eğlendik. bar kapanırken yanımıza garip bi adam geldi bize sardı, ona saçma sapan şeyler uydurup anlattık. güldük. çok acaip bi paylaşımımız olmadı ama. he işte oraya gelicem, nedir biliyo musun, karşıma kimse çıkmıyo benim, böyle bi bin yıldır falan. kimse. biriyle tanışıp biraz beğenince de böyle kafama takıyorum, saçmalıyorum.

he saçmalamak dedim de, bunun yanında geyiğine bi iki saçmaladım, bana garip garip baktı, ev arkadaşım sarıkızla olan interaksiyonlarımızı görürse benle bi daha konuşmaz sanırım. düzenli olarak birbirimizin burnuna basıp "bzzz" dediğimizi ve bununla eğlendiğimizi, rastgele zamanlarda birbirimizin odasına girip "düüt" diyip gittiğimizi ya da birbirimize "düüt" diye mesaj gönderdiğimizi, olmayan bişeyler hakkında uzun uzun konuşup etrafımızdakilere mavi ekran verdirtmekten hoşlandığımızı falan görse koşarak uzaklaşır gibime geliyo. sarıkızın erkek arkadaşı böyle şeyler olduğu zaman bize katılıyo, hiç bozmuyo mesela. çok mutlular. hem onun için seviniyorum, hem de artık iki ev arkadaşımın birden manitalı olmasından dolayı aşk böcükleri arasında kaldıkça "aslında kapıyı biraz açık bıraksam odama kediler dolar gibi, e çöp oda olma riski zaten var, hayır madem hayatımı yalnız geçiricem, bari yordamına göre yapayım şu işi" diye düşünüyorum.

Tuesday, January 10, 2012

ah ayartan yar





arkadaşımla evde 90'lar türkçe pop gecesi yapıyoruz da, gökhan kırdar'ın ah ayartan yar klibinin bi acid trip esnasında çekildiğine karar verdik.


michael jackson ceketli bi gökhan kırdar resmi var.

dil çıkaran küçük bi kız var. bunun üzerine, korkunç saçlarından gökhan kırdar'ın küçüklüğü olduğunu düşündüğümüz bi çocukla kız itişiyolar. fakat duvarda da gökhan kırdar resmi var aynı zamanda.

bütün bunlar olurken odada işlevsiz bi anne var.

5 kişinin katıldığı balo gibi bi ortam var.

gökhan kırdar bi kıza arkadan zombi gibi yaklaşarak yazıyo, kız "istemem, ıyy, git başımdan" yapınca da takdire şayan bi sükûnetle tabak çanak kırıyo.
bi kadın çatal bıçak çalıp sütyenine dolduruyo.

bi yerler yanıyo.

gökhan kırdar'a da yazan seksi bi kadın var bu arada, yanlış olmasın. uzun kıvırcık saçlı olsa da onun da talipleri var. metalcilere başka tabi.

gökhan'a yazan seksi abla gidiyo başka bi ablaya arıza çıkarıyo, o diğer abla da bunun elbisesini yırtıyo.

önceden gökhan kırdar'ı hunharca reddeden kız gelip sırnaşıyo. eli değmişken o da bi tabak kırıveriyo ki gökhan'a "ben de sendenim bebeyim" mesajı gitsin. sonra o kadar çok sarılıyolar ki deprem oluyo avize sallanıyo, sonra da düşüyo. (senaristin bişiyleri kırma, dökme, düşürme sevdasını freudyen bir bakış açısıyla inceleyiniz - 40 puan)

sonra gökhan kırdar o kadınla bi pegasusa binerek olay yerinden uzaklaşıyo.

takdir sizin. ben acid kafası diyorum. 

Monday, January 9, 2012

knockin' on heaven's door

bu arada biz böyle bişi yaptık:



gitar çalan bi arkadaşım var onun da şarkı söyleyen bi arkadaşı daha var, kendi çapımızda eğleniyoruz, mutlu oluyoruz. bu kaydı bugün yaptık, kızla ilk defa beraber söyledik bu şarkıyı, kaydı da hemen yaptık görmek için. ben de dayanamadım koydum buraya. daha çok yeni yani, çok başındayız işin. ilk söyleyen videoda azıcık görünen kız, sonraki kıtayı ben söylüyorum. kaydı da telefonla yaptık bu arada.

Saturday, January 7, 2012

free falling

bu aralar blog yazmak yerine oturup muhteşem yüzyıl'ın daha önce izlemediğim eski bölümlerini izliyorum. biraz içime kapandım galiba. döneceğim.

Tuesday, November 15, 2011

sigh

iskandinavların kalpleri soğuk ve karanlıkla terbiye ediliyomuş, bi nevi marine oluyomuş. ondan öyle güzel müzik yapıyolarmış. ondan öyle derinmiş gitarları, sözleri.

hala konuştuğum tek eski erkek arkadaşım olan kişi profiline bi şarkı koydu. dinlerken bi baktım 19 yaşındayım. çizgili şeyler giymekten hoşlanıyorum. power puff girls çantam var. sevgilim beni beğensin diye makyaj yapmıyorum, yaptıysam siliyorum. beni kendince sevdiğini biliyorum ama daha çok sevmesi için gözlerinin içine bakıyorum. bazen köpeğine söylediği sevgi sözcüklerini kıskanıyorum; bana bu kadar yoğun, hisli şeyler söylemiyo diye. bazen düşünceliliğine hayran oluyorum, bazen duyarsızlığına ağlıyorum. daha naifim, daha kırılganım. bu 4 dk 25 saniye boyunca 19 yaşındayım.

eski şarkılardan konuşuyoruz şimdi. zaman çok acaip bişi, geçiyo falan.

ekim sonunda paris'e gittim bi haftalığına. bi arkadaşımı ziyaret ettim. sokaklarda yürüyüp bol bol fotoğraf çektik. bi de bu ayfonlarda falan bi efekt oluyo ya; çektiğin her fotoğraf amelie filminden bi sahneymiş gibi görünüyo. ondan istiyorum fotoğraf makineme. boş boş kaldırımı çekiyosun, his fırtınası oluyo... neyse işte, çok güzel şeyler gördüm, sokaklar, binalar... şarap içtik peynir yedik. masal şehri gibi bi yer. geçen hafta da norveç'ten bi arkadaşım geldi buraya beni görmeye. 3 senedir görüşmüyoduk. çok eğlendik beraber. neticede yorgun ama mutluyum, çikolata kaplı çileklerim.

burası çok soğuk oldu, battaniyemle simbiyotik bi ilişki yaşamak istiyorum.

Saturday, October 15, 2011

‘Bakimli kadin’ olmak...

bloga konuk sanatçı aldım a dostlar. incilerin efendisi başak, incileriyle bizi aydınlatmaya devam ediyor.
 



#mini survey arastirmasi:
-aaa fatmanur cok bakimli kadindir! (kapi komsusu mujgan, 52, ev hanimi)
-kadin dediin bakimli olucak haci, hastasiyim bakimli hatunlarin.. (ahmet, 25, bankaci)
-biz 4umuzde birbirimizden sarisin ve birbirimizden bakimli kizlariz felan yaanieeee (merve, selin, ecesu, ceren, 17 ogrenci)
-bu ne bee, git ustune dogru duzgun bisey giy, biraz bak kendine …(annem, 48, anne)

----------------------------------------------------

bakimli olmak nedir, ne diildir?
Boyatmaktan pismaniyeye donmus saclara 200 W presi vermek; her biri 358 gr ceken halka kupeler takip 30 yil icinde gobek deligine sarkan kulak memeleriyle ‘aborjinler- totem ve tabu’ konseptli belgesellerde rol kapicak kivama gelmek, 5 tup fondotenle teyemmum almak midir?

Yagli yagli dudak parlaticilari, topak topak rimeller, fosur fosur parfumler mi?..

bicok insan bu model hanimkizyavruceyizlerimiz icin ‘bakimli’ diyo.. ben turuncu surat diyorum.

Gerci bicok insanin ‘kokos’ dediine; ben ‘kitsch’
‘stylish’ dediine ‘deli sikmis’
‘cool’ dediine ‘wannabe’
‘agir abi’ dediine ‘barzo’ diyorum
ama konumuz bu diil. Konumuz bakim!

#bakimli kadin tani kriterleri

1-el ve ayaklar: eller yumusacik her daim kremli mis kokulu; manikurlu- ayaklar pedikurlu pembe topuklu- ojeli (tercihan* French)(*tercihan lafi ile sibel arkonac’a selam ederim:)
2-saclar: temiz, yumusak, kiriksiz, yipranmamis
3-kil-tüy-yün: kaslar biyiklar her daim muntazaman alinmis, bacaklar koltuklati bikini bolgesi her daim cillop (kol-kuyruk sokumu-gobek-surat gibi genetik facia killari saymiyorum bile..)
4-dudak ve disler: yumusak kiraz dudaklar, inci gibi disler, fresh bi nefes
5-makyaj: yerine\zamanina gore makyaj yapmayi bilmek! ve de cilt tipine –yuz tipine- uygun dogru renkler ve malzemelerle makyaj. –dogallik da dogallik demiyorum dikkat ettiyseniz. Mesela kuzeninin Dugununde ; sifir makyajla, ölü balik suratla arz-ı endam edene dogal demem-pespaye derim, homeless derim.
6-giyim-kusam: en onemlisi temizlik!!! Once bi temiz olsun o kiyafetler, 1 kere giyildi mi yikanacak! Soliycek pek bi lafim yok, herkesin tarzi sahsina munhasir. Ama yine de cakma oldugu 2 km den bagiran, asiri dalli gullu simli pullu falan olmazsa o kadar bakim bosa gitmez sanirim
7-koku: her maddede kokuya az cok degindim ama hepsinin birlesimi bir kriter daha koyayim dedim. Saclar, agiz, kiyafetler, vücut hepsi toplamda tertemiz olsun ki parfum uzerimizde agir-karaktersiz ve yapis yapis durmasin.

Yukarida belirtilen 7 maddenin en az 5ini – en az 6 ay sureyle karsilayan kadinlara ‘bakimli’ tanisi konur.

Yani ben koyarim. Koydum, rahvan gitti.

pekiiiii ; ey sevgili i am not your freud'un kenksi, incilerin efendisi basak.. ilim-irfan ekseninde bizi aydinlattin piril olduk sayende ama peki ya sen? sen bunlarin kacini ?? sen ne ayaksin? diycek olursaniz : sifir derim a dostlar :)) 7'de 0!! since 1984

basak

Thursday, October 6, 2011

Aşkın Kanada Dağlarında Gezer | 1. Bölüm |

***işte beklenen an geldi: şerefsizsin morrissey ve genel geyik ortak yapımı biiber fan hikayesi!***



Los Angilis’taki evimde oturmuş 500 adet televizyonumuzdan birini izliyordum. Biz çok zenginmişiz tamam mı, o yüzden o kadar çok televizyonumuz varmış. Dışarda da havuz varmış havuzda da tek boynuzlu atlar yüzüyormuş. Yani yüzüyorlardı. Derken televizyonda şu Justin Biiiber denen sidiklinin klibi çıktı. Baybi maybi bişeyler diyordu. Hiç de hayranı değildim, çok cool‘dum. Gelip “benimle çıkar mısın?“ dese, en Filiz Akın sesimle „ne münasebet!“ der,  tokadımı atar giderdim.

Fakat bana bir şeyler olmuştu. İzledikçe etkilenmeye başladım.  „Bal rengi gözlerine ölürüm, ‚O‘ biçimli dudaklarının üzerine evi yaparım“ falan demeye başladım. „Tanrı aşkına Kübra, sanırım saçmalıyorsun“ dedim ve başımı iki yana sallayarak Bladie Mary’mden bir yudum aldım.

Klibin 2. dakikasına doğru Justin’le göz göze geldik. Aman tanrım Justin Biiiber bana bakıyordu!!!!!11111 Ama cidden bana bakıyordu yani, ondan emindim. Justin bunun ardından hemen göz kırpmak, dudaklarını yalamak, burnuyla top sektirmek gibi anatomik olarak aynı anda yapması imkansız olan birtakım hareketlere girdi. Bir yandan da beni kesmeye devam ediyordu.

Justin gözünü bana diktikçe klibin esas kızıyla aramızdaki gerilim de tırmandıkça tırmanıyordu, derken klip bitti. Klibin geri kalanında bir daha gözgöze de gelememiştik. Düşünsenize, klibi bir daha yayınlanana kadar, yani ortalama sekiz dakika falan göremeyecektim onu. Kolay değildi. Ağlayarak salondan çıkıp tuvalete doğru koşarken etrafımı Justin’in korumaları sardı. Bunun nasıl olduğunu pek sorgulamadım açıkçası. Çünkü o gün şansıma çilekli parlatıcı sürmüştüm. Bu arada herkesin bildiği gibi, erkekler parlatıcıya dayanamaz. Parlatıcıya televizyondaki Justin Biiiber bile dayanamaz ve anında adamlarını yollar. Bilirsiniz bu böyledir.



Tam o noktada çevik bir manevrayla kolay kız olmadığımı belli etmeliydim (bilirsiniz biz Türkler için böyle bekaret, gösterip de elletmeme tarzı yerel motifler önemlidir). Durur muyum, hemen beni kendi evimin koridorunda tutup yaka paça götüren korumaya “Hey adamım senin sorunun ne, tanrı aşkına lanet olası?” diye yapıştırdım cevabı ama bunu Türkçe olarak yaptım.

O sırada Justin “Seni çok seviyorum aşkitom evlen benimle!” diyerek gaipten belirdi. Bu arada çok yazmasın diye Türkiye hattı almıştı, oradan çağrı attı bana.

Telefon, aşkitom, bal rengi göz falan derken bir de baktım Justin 74’ten geri saymaya başlamış, sayması bitince bi baktım şey yapmışız biz. Oluvermiş bi anda.  Ama evlenmeden sevişmek falan bana tersti yani, yanlış olmasın.  O yüzden “bunu bana nasıl yaparsın nasıl??” diye üzerine saldırdım, o da bana aduket çekti, ondan sonra bayılıvermişim. Ama beni sevdiğinden öyle yapmış, gözleri dolarak açıkladı sonra.  Bütün bunlar olurken straplez sütyenim de mora veya kırmızıya kaçmıştı herhalde, ortalıkta gözükmüyordu.



(***9 ay sonra*** Kanada – Sveet Driems  Konutları)

O sabah kalktığımda her zamanki gibi gıcık ve uyuzdum. Saçlarımı savurarak yataktan çıktım ve toz pembeye çalan yeşil kazağımı, cam göbeğine kaçan dar bol pantalonumu ve kocaya kaçan patlıcan turuncusu şalımı üzerime geçirdim.  İçimde tabii ki straplez sütyenim vardı, zira biz Biiber fan fiction yazarları bilinmeyen bir nedenden ötürü sütyen askılarına karşıyız. Neyse sonra birden bire kaslı kollarıyla arkamdan biri bana sarıldı. Korkuyla ona döndüğümde arı tükürüğü rengi gözleriyle karşılaştım.

„OMG Justin, senin derdin ne ha? Beni korkudan öldürcen mi kuzum?“ diye çıkıştım ve kaşlarımı çatarak dudaklarımı büzüp gülümsedim. O ise son derece kalın, maskülen, maço sesiyle „izir dilirim aşkitom“ dedi ve kalın dudaklarını büzerek „O“ şekline getirdi. Ah kimi kandırıyordum? Ona nasıl kızabilirdim ki?  Karşıma geçmiş gizemli gizemli gülümsüyor, dudaklarını ısırıyor, göz kırpıyor, kaşlarını kaldırıp indiriyor, kulaklarını oynatıyordu.  Bu kadar çok mimiği aynı anda yapmanın etkisiyle kısa bir süreliğine suratına felç geldi ama o her haliyle yakışıklıydı.

„Aşkiton sana kurban olsun erim, yiğidim!“ dedim ve ona sarılarak yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Tam o sırada Justin’in asker arkadaşı Hasan ve onun kız arkadaşı Rosaliminia odaya girdiler. Erkek arkadaşımın suratına dokunurken yakalandığım için çok utanmıştım. Hemen geri çekildim.

„Yüce İsa adına! Aşağıda sizi bekleye bekleye lanet birer ağaç olduk, Justin ve Kübra! Nerde kaldığınızı sorabilir miyim ha?“ diye çıkıştı Hasan. Biz ise birbirimize bakıp göz kırpıştırıp dudak ısırıp burunlarımızı oynattık ve kızardık.

„Hadi kurban olduklarım, gelin de bir güzel kahvaltımızı edelim iyisi mi“ dedi Rosaliminia ve dil çıkardı.  Hasan’la ikisi tekrar aşağı indiler. Çok deli hatundu şu Rosaliminia. Dil falan çıkarıyordu, o derece. İki gün önce tanışmıştık ama hayatta sahip olabileceğim en iyi arkadaştı o ve onu bırakmaya hiç niyetim yoktu. Ölümüne kankamdı. SÇS Rosaliminia.

Odada gene baş başa kalmıştık. Justin muzipçe yanıma sokuldu ve yanağımla boynumun birleştiği ama kulağıma da yakın olup bir yandan burnuma kaş göz yaptığı o yerden öptü. Gözleri arzu saçıyordu. „Haydi gel de biraz yaramazlık yapalım Bayan Biiiber“

„Wow seni gidi haylaz çocuk!“ dedim gülümseyerek. O sırada gözüm bir an pencerenin önündeki  sonbahar yapraklarına takıldı. Ne kadar da hüzünlü uçuşuyorlardı. Kafamı çevirip Justin’ime baktığımda üstündekileri çıkarmış olduğunu gördüm. Üzerinde sadece Şanel marka baxer’ı  ve Rolleks marka saati vardı ve utanmaz bir biçimde gülümsüyordu. Ona iyice yaklaştım ve dudaklarımız birleşti. Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu, çok utanmıştım. „Ay sapıııık XD“ diye bağırarak aceleyle yanından uzaklaştım. Evlenene kadar gösterip gösterip elletmemeye yemin etmiştim. Gerçi evlilik dışı bir çocuk peydahlamıştık ama olsundu. Bende bu utangaçlık, bu kırılıp dökülme olduğuna göre onu da muhtemelen leylekler getirip bacadan atmıştı.



Friday, September 23, 2011

justiiiiiiiiiiiiin sni choq swiormmmmm ;))))))




bu aralar deniz sağolsun, yeni bi hobim var. deniz'in keşfettiği facebook grubu sayesinde hayatıma ışık geldi, artık her şey daha güzel.

14-15 yaşında justin bieber fanı kızların kurduğu "justin bieber hikayeleri" grubu. anlatılmaz yaşanır bi deneyim. oturup justin bieber'la ilgili kimi zaman erotik fan fiction'lar yazıyolar. daha önce hayatlarında herhangi bir yakınlaşma yaşamamış kızların sevişme sahnesi tasvirlerini okumak... offf... bi de bu castin bebesi, dikkatinizi çekerim yani şu resme bakın şu bebe, "tek gecelik bir maceraydı bebeğim, sen ne sanmıştın? hahahaaa" falan diyo. gözünüzün önüne getirin bi. kör oldunuz değil mi? yaaa, yaaaa!

hikayelerde genellikle saçma bi dublaj türkçesi hakim ama yer yer türk motifleri de görülüyo. justin'in sevgilisi olan aşk yaşadığı bi kızın ağzından yazılıyo. kız karakterlerin evlere şenlik isimleri oluyo. ben şahsen baş karakterin adının "nerissa, maisia" gibi böyle götten atmasyonumsu olduğu hikayeleri mi; "daisy", "macy" falan gibi köpek adı gibi olduğu hikayeleri mi; yoksa deniz'in değimiyle "büşra, kübranur, ağlama melis" falan olduğu hikayeleri mi daha çok seviyorum, bilmiyorum. hikayelerden mütemadiyen bi "barbie oynama" tadı alıyorum ve gülmekten krize giriyorum, etrafı falan tekmeliyorum. deniz ve caeromil'le resmen book club yaptık, bi hikayeyi aynı anda okuyup bi yandan yorumlar yapıyoruz.

şimdi bu kadar ballandırdıktan sonra size link vermesem ayıp tabii:



bu 3. hikaye hakkındaki nacizane yorumlarımız:

caeromil:

"gülümseyerek ve cebinden çıkarttığı I-pod'unu bana uzattı. Biraz düşündükten sonra bende o bal rengi gözler de tekrar kaybolmak isteyebiliceğimi anladım ve telefon numaramı telefonuna kaydedip hemen oradan ayrıldım.."


JUSTIN KANDIRMIŞLAR SENİ, IPODLA IPHONE AYNI GORUNUYO AMA BİRİ ARAMA YAPMIYO, BENCE İADE ET
:((


i am not your freud:
HAHSHAHAHAHAHAJHSHAHSKSAHDKASJHDKJSHKFS

deniz:

bir de o dublaj türkçesinin yanında arada "gidüyüm" gibi fiill çekimleri kullanıyorlar ya işte o zaman samanlık seyran oluyor.

oha çok fena yemişler castini

hayır koskoca castin bu, geçmiş hikayelerden biliyorsunuz ki tersi pistir

agresif adam






biz de şu anda deniz'le bi castin hikayesi yazıyoruz. yakında blog keyfinde! he eğer "sizin işiniz gücünüz yok mu?" diye soracak olursanız cevabım hazır: VAR AMA VERMEM.


uzuuun uzuuun 500 tane yorum istiorm blog yazıma gençler! yrm yaprsnız deniz'le yazdığımız mhtşm hikayeyi okuyabilirsinizzz ;)))

Wednesday, September 14, 2011

genel geyik ve şerefsizsin morrissey'den DEV hizmet




yaz bitti ama siz bir sezonluğuna aldığınız babetlerle vedalaşamıyor musunuz? üzerlerinden bülent ersoy geçmiş gibi görünmelerine rağmen onları çöpe atmaya kıyamıyor musunuz? genel geyik ve şerefsizsin morrissey yazarları sizin için yemedi içmedi, sezonluk babetlerle vedalaşmanın 4 aşamasını kaleme aldı. işte bu gerçekten harika cenifır!


1. aşama: inkar!

"yok ya o kadar da kötü gözükmüyolar aslında. giyerim ben bunları daha. hem böyle daha bi grunge oldu çok iyi oldu çok da güzel oldu, daha bi yaşanmışlık görmüş geçirmişlik hissi veriyo. hı hı."


2. aşama: iyimser kandırık!

"şu kenarları pırtlamış ama dikerim ki bunu ben! yeni gibi olur. şu soyulan yerlerini de boya kalemiyle filan boyarım, hiç belli olmaz. tabi canım nolcak. my name is baykal. derya baykal."


3. aşama: kaçınma!

"bunları da atmak lazım yaa... giyilmez artık. hmm hmm. atıcam bi ara. kısmet. ya da belki birine falan veririm."


4. aşama: yüzleşme!

"atın şunları ben bakmıyorum. attın mı?" (elle suratı kapatırken parmakların arasından bakmak)





o altı ev terliğinden hallice olan ucuz ve sevimli şeyleri senelerce giyme, kendine adeta bir dert ortağı etme hayallerinizi suya düşürmek istemem kızlar, ama bir yalanı yaşıyorsunuz! kendimizden biliyoruz.




not: ayrıca birtakım türk erkeklerinin babetlere gıcık olma fenomeni nedir? küçükken babetli dayılarca kaçırılmışlar mı? misafir geldiğinde zorla babet mi giydirmişler bunlara? neyin travması bu ya rab?

Thursday, September 1, 2011

evimizin ingiliz işgalinden kurtuluşunun 1. gününü bisküvi yiyerek kutladık



biliyorum bu resmi önceden koymuştum ama şu anda daha uygun bi resim olamaz. avusturya'ya döndüğümde bi de baktım evimiz ingiliz mandasında. bi tane kız vardı, ev arkadaşlarımızdan biri yokken onun odasını kiralamıştı 1 aylığına. bu kız işte ingiliz, bi kız bi de bizim sarıkızla kenks(ti). işte o gelirken ingiltere'deki 19 yaşındaki bebelerin yarısını yanında getirmiş. ev oldu mu sana skins dizisi? 4 kişi bizim evde bi odada kalıyolar, bi de gece çıktıklarında eve dönmek isteyen olursa anahtarı verip yolluyolar, sonra diğerleri sabaha karşı gelip kapıda kalıyo. zavallı sarıkız 2 kere üst üste sabahın 6sında uyanıp bunlara kapıyı açmak zorunda kaldı. hatta apartman kapısı kilitli olduğu için aşağı inip bi de o kapıyı açması gerekti. neyse ki ben derin uyuyorum. bi de kızıyosun, özür dileriz diyip gene yapıyolar. son gecelerinde onlar dışardayken sarıkız zili geçici olarak bozdu, araya bi kağıt falan sıkıştırdı, evin zili çalmıyo. "naparlarsa yapsınlar, ben uykusuz kalıp işe uykusuz gitmekten sıkıldım, aynı anda eve gelsinler" dedi. çünkü birisi anahtarla önceden eve giderse ve uyursa kesinlikle telefonunu da kapıyı da duymuyo, olan sarıkız'a oluyo. sabah kalktım baktım beni aramışlar defalarca, sessizdeydi telefonum. bi arkadaşlarında oturup sabahlamışlar sonra, kendi arkadaşları uyanana kadar.

bütün bunların yanı sıra evi bok ettiler, ne bi bulaşık yıkıyolar, ne tabaklarını kaldırıyolar, kötü kokuyolar, o oda zaten oldu sana gaz odası... ama asıl olay evden çıktıkları gün patlak verdi. kız geçici kiraladı odayı dedim ya, bunların hırvatistan'a festivale gidicekleri gün kadrolu geçici ev arkadaşımız ispanyola o odaya taşınıcaktı. gitmeden odayı temizlemeleri gerektiğini 100 kere söylememize rağmen eve bi geldik, savaş alanı. ben salonu toparlamaya başladım, sarıkız da odayı temizlemeye başladı ama nası sinirlendik belli diil. tam 3 saat boyunca evi dezenfekte ettik. o odadan neler çıktı! çöpler, her yerde dolu kül tablaları, yerde tanga, benim bi tane tişörtüm?! resmen bi kısım eşyalarını alıp gitmişler. bikaç gün sonra avusturya'ya dönücekler diye eşyalarının yarısını da odada bırakmışlar; laptoplar, kıyafetler... insan taşınıcak o odaya dedik, sallamamışlar. biz de bütün eşyalarını dev bi çöp torbasına doldurup kilere koyduk. bugün dönmüş olmaları lazım, nerde kalıcaklar bilmiyoruz. bi ara bize gelip eşyalarını almaları lazım, asıl o zaman gerginlikler patlak vericek. bi de bu asıl kiracı olan kız, dediğim gibi, sarıkız'ın en yakın arkadaşıydı. ben hiçbi arkadaşımla kapı zilini bozucak mertebeye gelmedim. onların da araları bozuldu baya bi, gerçi bi tavşan-dağ muhabbeti var, ingiliz kızın pek salladığı yok, ama sarıkız ondan "ex best friend" diye bahsediyo.

ay bi de ben yokken odama girmişler bişiler yapmışlar, öf düşündükçe uyuz oluyorum. o ingiliz kız baya baya takılmış sanırım odamda erkek arkadaşıyla, kanıtlar o yönde. ama kabul etmiyolar. adamların kanında mı var istila etmek nedir, burası irlanda diil kardeşim, çekin işgal kuvvetlerinizi diyesim geldi. neyse, bundan sonra nah size bizim ev diyerek sınırımızı çizdik, artık burdaki son 2 günlerinde sokakta mı yatarlar naparlar bilmem.