istatistikte regresyon analizi çalışmak istemediğimden dolayı bu nacizane blog yazısıyla çalışmalarıma ara veriyorum. bi nevi kaçıyorum yani. evet.
griffith yaşlı tonton bi amcayla olan sevimli bi anısını anlattığı yazısıyla gönül telimizi titretirken benim de serbest çağrışımımı tetikledi. ben de amca gördüm, benim de anılarım var:
3 sene önce falan, bi hastanenin psikiyatri polikliniğinde staj yapıyodum. çok ekşınlı bi staj diildi, hastalar genellikle depresyon şikayetiyle geliyodu ve sadece ilk geldiklerinde benim için ilginç olabilecek bişeyler duyma fırsatım oluyodu. tekrar gelirlerse eğer, psikiyatristle ilacın etkileri üzerine konuşup gidiyolardı, ikinci görüşmeler benim çok işime yaramıyodu.
gene bi gün, hastanenin bahçesinde oturuyodum. "ruh ve sinir hastalıkları hastanesi olsa daha çeşitli hastalar görürdüm, bi önceki staj daha iyiydi ya daha çok şey görüyodum, öğreniyodum" diye düşünürken yanıma bi amca oturdu. 70 yaşlarında. havadan sudan muhabbet açtı. havalar da ısındı evet heh heh. bi sigara yaktı, sonra bana dönüp "sen içmiyosun di mi kızım bak çok zararlı" dedi.
- e amca öyle diyosun ama sen kendin içiyosun
+ benim içmem lazım. vücudumun ihtiyacı varmış doktor söyledi.
- hehe nasıl yani? (amca benle kafa buluyo heralde diye suratını inceliyorum. gayet ciddi devam ediyo)
+ ben önceden geldim bu hastaneye, ciğer röntgeni çektirdim, doktor senin vücudunun nikotine ihtiyacı var dedi, günde iki paket sigara yazdı bana.
(uu beybi, olaylar ilginçleşmeye başladı.)
+ burda beyin tomografisi de çektirdim ben bi kere. benim beynim çok farklı bi beyinmiş. bilgisayar beyni gibiymiş. çok farklı çalışıyomuş.
- hmmm?
+ evet. ben düşünce gücüyle güneşe gittim geldim. kimse inanmadı bana. sonra mahçup oldular.
- düşünce gücüyle güneşe nasıl gidiliyo?
+ ben gittim. konsantre olmak gerekiyo. herkes gidemez. ben gittim ve döndüğümde dedim ki güneşin dışı sıcak ama içi soğuk, buz gibi. inanmadılar bana. sonra bilimadamları kanıtladı.
- güneş çok sıcak diil mi, yanmadınız mı?
+ düşünce gücüyle gittim ya o yüzden yanmadım
- anladım.
+ sonra inönü'ye mektup yazdım. meclise mektup yazdım. çok derin şeyler dönüyo. her şeyin bilinmesini istemiyolar.
- kim onlar?
+ bazı güçler var. biçok şeyin bilinmesini istemiyolar. konuşmamı istemediler. beni savaşa yollamaya kalktılar. ben savaşa gitsem ölürüm. beni tehlikeli gördüler yok etmek istediler.
- hangi savaş bu?
+ ikinci dünya savaşı. türkiye'nin ikinci dünya savaşına girmesini kim engelledi biliyo musun?
- kim?
+ bu karşında duran zat-ı muhterem! (bu cümleyi çok net hatırlıyorum) inönü'ye, meclise mektup yazdım öyle engelledim. (burda uzun uzun ne yazdığını anlattı ama hiç hatırlamıyorum 3 sene oldu malum)
(aralarda hatırlamadığım muhabbetler geçti, bi şekilde konu değişti)
- siz neden hastaneye geldiniz?
+ röntgen çektirmeye geldim. burası çok iyi bi hastane, çok iyi doktorlar var
- ben de psikiyatri'de staj yapıyorum. orayı gördünüz mü hiç? orda da çok iyi doktorlar var (nası çaktırmadan dürtüklüyorum bilinçaltını şşşş :P)
+ yok görmedim
gene aralarda hatırlamadığım muhabbetler sonucunda bana aynı zamanda ozan olduğundan bahsetti. şiirler okudu. şiirlerinin sonunda kendi adını kullandığı "aşık x der ki" şeklinde kısımlar vardı. derken röntgen saati geldi, gitti. ben de uzun zaman sonra tekrar son derece renkli bi şizofreni tablosu görmüş olduğum için hevesle DSM IV'teki şizofreni sınıflandırmalarını okumaya koyuldum.
Thursday, November 26, 2009
Wednesday, November 25, 2009
biri bana bunu açıklasın

trt "darwin'i bitiren balık" diye haber yapıyo. linki de aha burda. şimdi:
- 400 milyon yıldır evrim geçirmemiş bi balık bulundu diye evrim teorisinin (daha doğrusu darwin'in) bittiğini açıklamak nasıl bi habercilik anlayışıdır? her canlının her yerde aynı anda evrim geçirmesi mi gerekir? teoriyi yalanlamadan önce bi okusaydınız keşke.
- "evrimciler bu balıktan evrildiğimizi iddia ediyolar ama balık duruyo demek ki teori BOŞA ÇIKMIIIIŞ" demek, "maymundan geldiğimizi iddia ediyolar ama ben geçen gün maymun gördüm evrilmemişti demek ki bu da BOŞA ÇIKMIIIŞ" demekle aynı şey. allah akıl fikir versin.
- resmimizin sağ üst köşesine bakıyoruuuz. baktık mı? trt ne zamandan beri adnan hoca'cı? ne zamandan beri devlet televizyonunda harun yahya kaynaklı haber yapılıyo?
sözlükte konuyla ilgili on numara bi yorum var buraya alıntılamak istiyorum:
"ha bir de simdi gordum, zaten haberin yayinlandigi program habere dogruymus. e onlar da habere dogru daha bayagi bir evrim gecirecek ki haber yapabilmeye baslayacaklar bir gun."
(arch101, 24.11.2009 22:31
konuyla çok alakalı etiketler
bi git
Tuesday, November 24, 2009
mütemadiyen uykusu olan bi insanım
geçtiğimiz haftalar mı çok doluydu yoksa ben mi bi şekilde zamanımı daha iyi kullanabilmeye başladım, nası oldu bilmiyorum ama biraz rahatladım bu aralar. gene yapıcak işlerim var ama arada yapmak istediğim diğer şeyleri de yapabilmeye başladım. tahtalara vurunuz.
dün 500 days of summer'ı izledim, çok beğendim. dvd çekimi çıkmış, indirin izleyin. hikaye çok güzel, anlatım şahane. aynı zamanda da eğlenceli.
bugün öğretmenler günü ve freddie mercury'nin ölüm yıldönümü. öğretmenler günü kutlu olsun ve freddie mercury huzur içinde yatsın.
ayşe arman çok bayık bi scarlett johanson röportajı yapmış. sabah bilgisayar başında gözlerimi ovuşturarak ayılmaya çalışırken unintended hışımla röportaj linkini yolladı (hışımla link yollamak) ve scarlett'a saydırmaya başladı, ardından da o kadın dünyada var oldukça diğer bütün kadınların kendilerini "küçük hüsniye" gibi hissediceklerini iddia etti. hüsniye burda hüsamettin'in dişi versiyonu olarak kullanılmıştır. unintended "şu dünyada scarlett johanson dışında kimsenin kötülüğünü istemiyorum" demiş bi kişidir. bu arada hanım ablamız romantik komedilerin demirbaşı olan ryan reynolds'la evliymiş. o adamda da ne six pack varmış arkadaşım. magazin servisinden unintended sağolsun haberdar etti beni. bu ilginç görüntüler ve geyik röportaj sonrasında hala uykulu olarak "he oldu o zaman ben derse gidiyorum" diyip evden çıktım. hala da ayılabilmiş diilim. neden bilmiyorum ama çok yorgunum. derste gözlerimi açık tutamayınca kalkıp tuvalete gidip yüzümü yıkamak zorunda kaldım. sonrasında da "neden böyle yorgunum? yorucu bişey de yapmadım dün, ulan domuz gribi olmayayım?" diye paranoya yapmaktan da geri durmadım.
domuz gribi demişken, geçenlerde babam telefon edip domuz gribine dikkat etmem gerektiği konulu uzun bi konuşma yaptıktan sonra ağzımı burnumu maskeyle kapatıp gezmemi önerdi. her ne kadar olaydan ödüm patlasa da sokaklarda rahmetli michael jackson gibi gezmeye henüz hazır diilim. toplumsal endişelerim sağlıksal endişelerimin önüne geçiyor sevgili çilekli milkshake'lerim.
dün 500 days of summer'ı izledim, çok beğendim. dvd çekimi çıkmış, indirin izleyin. hikaye çok güzel, anlatım şahane. aynı zamanda da eğlenceli.
bugün öğretmenler günü ve freddie mercury'nin ölüm yıldönümü. öğretmenler günü kutlu olsun ve freddie mercury huzur içinde yatsın.
ayşe arman çok bayık bi scarlett johanson röportajı yapmış. sabah bilgisayar başında gözlerimi ovuşturarak ayılmaya çalışırken unintended hışımla röportaj linkini yolladı (hışımla link yollamak) ve scarlett'a saydırmaya başladı, ardından da o kadın dünyada var oldukça diğer bütün kadınların kendilerini "küçük hüsniye" gibi hissediceklerini iddia etti. hüsniye burda hüsamettin'in dişi versiyonu olarak kullanılmıştır. unintended "şu dünyada scarlett johanson dışında kimsenin kötülüğünü istemiyorum" demiş bi kişidir. bu arada hanım ablamız romantik komedilerin demirbaşı olan ryan reynolds'la evliymiş. o adamda da ne six pack varmış arkadaşım. magazin servisinden unintended sağolsun haberdar etti beni. bu ilginç görüntüler ve geyik röportaj sonrasında hala uykulu olarak "he oldu o zaman ben derse gidiyorum" diyip evden çıktım. hala da ayılabilmiş diilim. neden bilmiyorum ama çok yorgunum. derste gözlerimi açık tutamayınca kalkıp tuvalete gidip yüzümü yıkamak zorunda kaldım. sonrasında da "neden böyle yorgunum? yorucu bişey de yapmadım dün, ulan domuz gribi olmayayım?" diye paranoya yapmaktan da geri durmadım.
domuz gribi demişken, geçenlerde babam telefon edip domuz gribine dikkat etmem gerektiği konulu uzun bi konuşma yaptıktan sonra ağzımı burnumu maskeyle kapatıp gezmemi önerdi. her ne kadar olaydan ödüm patlasa da sokaklarda rahmetli michael jackson gibi gezmeye henüz hazır diilim. toplumsal endişelerim sağlıksal endişelerimin önüne geçiyor sevgili çilekli milkshake'lerim.
konuyla çok alakalı etiketler
domuz gribi olsam burda bana kimse bakamaz lan çok korkuyorum,
RIP freddie mercury,
scarlett johanson
Thursday, November 19, 2009
yapmak istediğim şeyler var
mesela odamı toplamak ve hala bişeylerin içinde duran ıncık cıncık minik eşyaları gerektiğinde bulabileceğim şekilde yerleştirmek. odam için aldığım posterleri ve asmak istediğim resimleri asmak.
eski günlerdeki gibi bol bol film izlemek
görüşmek istediğim insanlarla görüşebilmek, uzun zamandır görüşemediklerimi tekrar görmek
ayakkabılarımı temizleyip düzenlemek, kıyafetlerimi yerleştirmek
arada bir hiçbişey yapmak zorunda olmamak
daha çok blog okuyabilmek
ders kitabı dışında kitap okuyabilmek
almancamı geliştirmek için bişeyler yapmak
...
burda sırp bi arkadaşım var, ne zaman buluşsak 1,5-2 saat bi kahve içeriz, sonra mutlaka ders çalışmaya eve gitmesi gerekir. bu bana hep garip gelmişti, çünkü ben biriyle buluştuğum zaman ona ayırıcak daha çok vaktim oluyodu, dersimi çalışıp gidiyodum vs. ama okul gerçek anlamda başladığından beri ben de aynen böyle oldum. kalkıyorum, ayılmaya çalışırken internette bişeylere bakıyorum, sonra okula gidiyorum, okuldan dönüyorum ve okulla ilgili yapmam gereken şeyleri yapıyorum. ödev oluyo, ödev olmazsa ertesi gün gideceğim derste anlatılacak yerlerle ilgili notlara bakıp bilmediğim kelimeleri çıkarmam gerekiyo, o da olmadı kaçırdığım bi derste anlatılan yerleri çalışmam gerekiyo. mutlaka yapıcak bi şey oluyo. belki arada bi dizi izliyorum, biraz internette geziniyorum, sonra rutinime dönmem gerekiyo. o yüzden bloga da çok bakamadım bu aralar. ders çalışırken de anlatılanları öğrenmek ya da akla yerleştirmek kısmına gelmeden önce "anlamak" kısmı söz konusu olduğundan baya uzun sürüyo.
yarın dersten sonra burdaki yakın arkadaşlarımdan biriyle buluşucam. bikaç saat takıldıktan sonra, aynı o zamanında anlamadığım arkadaşım gibi, evime dönüp ödev yapmam gerekiyo. istatistik gene bütün haftasonumu yicek gibi.
anarşik yarimle (ki kendisi "yarim" diil ama neyse)durumlar aynı, devamlı bi protestoya bişeye gidiyo, ben de ders çalışıyorum katılım gösteremiyorum artık o olaylara. dolayısıyla daha az görüşüyoruz, görüştüğümüzde de pek derin muhabbetlere girmiyoruz. başka şeylerle meşgul olduğumuzdan dolayı derin muhabbetlere girmediğimiz anlamı çıkmasın, öyle şeyler de yapmıyoruz. acaipiz biraz. evet. dün geldi sağolsun eşyalarımı kurmama yardım etti saatlerce. noluyoruz böyle bilmiyorum, ama çok iyi çocuk.
neden adam gibi bi ilişkim olmuyo ühü diye mızıklanıyodum, ama bu tempoyla ilişki falan baya kasardı. ben daha kendime zaman ayıramıyorum ve bu daha ne kadar böyle olucak bilmiyorum. galiba biraz da bu yüzden bu avusturyalılar senede 2 ders alıp okulu 10 senede bitiriyolar.
domuz gribinden çok korkuyorum bi de ya, "başıma gelse bana kim bakar, fenalaşsam kim hastaneye götürür, çok bulaşıcı diye kimse yaklaşamaz bana" diye düşünüp bunalıma giriyorum. birlikte sunum yapıcağım kızlardan biri domuz gribi oldu geçenlerde. şimdi iyileşmiş ama, öyle dedi.
neyse şimdi yatmak suretiyle bu eğlencesiz ve durum raporu kılıklı yazıyı bitiriyorum. herkese iyi haftasonları!
eski günlerdeki gibi bol bol film izlemek
görüşmek istediğim insanlarla görüşebilmek, uzun zamandır görüşemediklerimi tekrar görmek
ayakkabılarımı temizleyip düzenlemek, kıyafetlerimi yerleştirmek
arada bir hiçbişey yapmak zorunda olmamak
daha çok blog okuyabilmek
ders kitabı dışında kitap okuyabilmek
almancamı geliştirmek için bişeyler yapmak
...
burda sırp bi arkadaşım var, ne zaman buluşsak 1,5-2 saat bi kahve içeriz, sonra mutlaka ders çalışmaya eve gitmesi gerekir. bu bana hep garip gelmişti, çünkü ben biriyle buluştuğum zaman ona ayırıcak daha çok vaktim oluyodu, dersimi çalışıp gidiyodum vs. ama okul gerçek anlamda başladığından beri ben de aynen böyle oldum. kalkıyorum, ayılmaya çalışırken internette bişeylere bakıyorum, sonra okula gidiyorum, okuldan dönüyorum ve okulla ilgili yapmam gereken şeyleri yapıyorum. ödev oluyo, ödev olmazsa ertesi gün gideceğim derste anlatılacak yerlerle ilgili notlara bakıp bilmediğim kelimeleri çıkarmam gerekiyo, o da olmadı kaçırdığım bi derste anlatılan yerleri çalışmam gerekiyo. mutlaka yapıcak bi şey oluyo. belki arada bi dizi izliyorum, biraz internette geziniyorum, sonra rutinime dönmem gerekiyo. o yüzden bloga da çok bakamadım bu aralar. ders çalışırken de anlatılanları öğrenmek ya da akla yerleştirmek kısmına gelmeden önce "anlamak" kısmı söz konusu olduğundan baya uzun sürüyo.
yarın dersten sonra burdaki yakın arkadaşlarımdan biriyle buluşucam. bikaç saat takıldıktan sonra, aynı o zamanında anlamadığım arkadaşım gibi, evime dönüp ödev yapmam gerekiyo. istatistik gene bütün haftasonumu yicek gibi.
anarşik yarimle (ki kendisi "yarim" diil ama neyse)durumlar aynı, devamlı bi protestoya bişeye gidiyo, ben de ders çalışıyorum katılım gösteremiyorum artık o olaylara. dolayısıyla daha az görüşüyoruz, görüştüğümüzde de pek derin muhabbetlere girmiyoruz. başka şeylerle meşgul olduğumuzdan dolayı derin muhabbetlere girmediğimiz anlamı çıkmasın, öyle şeyler de yapmıyoruz. acaipiz biraz. evet. dün geldi sağolsun eşyalarımı kurmama yardım etti saatlerce. noluyoruz böyle bilmiyorum, ama çok iyi çocuk.
neden adam gibi bi ilişkim olmuyo ühü diye mızıklanıyodum, ama bu tempoyla ilişki falan baya kasardı. ben daha kendime zaman ayıramıyorum ve bu daha ne kadar böyle olucak bilmiyorum. galiba biraz da bu yüzden bu avusturyalılar senede 2 ders alıp okulu 10 senede bitiriyolar.
domuz gribinden çok korkuyorum bi de ya, "başıma gelse bana kim bakar, fenalaşsam kim hastaneye götürür, çok bulaşıcı diye kimse yaklaşamaz bana" diye düşünüp bunalıma giriyorum. birlikte sunum yapıcağım kızlardan biri domuz gribi oldu geçenlerde. şimdi iyileşmiş ama, öyle dedi.
neyse şimdi yatmak suretiyle bu eğlencesiz ve durum raporu kılıklı yazıyı bitiriyorum. herkese iyi haftasonları!
konuyla çok alakalı etiketler
horz
Monday, November 9, 2009
insanın kendini bilmesi güzel bişey

mesela bu arkadaş gibi.
etrafımda konuşulanları anlamıyorum laaağn salak mıyım beeen salak mıyııım diye komplekse girip düzenli olarak avustur televizyonu izlemeye başladım. dünyanın en kötü dizilerini ve en klişe sahnelerini, en suratına su çarpmak suretiyle verilmiş "ağlamış izlenimleri"ni içimdeki bambaşka almanca aşkı uğruna izliyorum. oh mein gott!
son zamanlarda hayatıma neş'e katan şeyleri paylaşmak isterim siz sevgili bloggillerle:
(varan 1) geçen gün unintended'la bir james mcavoy filmi izlerkene filmdeki kadın james mcavoy'u reddedince sinirlendik ve teyzesel bir şekilde ekrana çemkirmeye başladık. "james mcavoy'u bulmuş da reddediyo, bu james mcavoy'a yapılır mı gerizekalı mısın" vs... o sırada, evet evet tam da o sırada, unintended şöyle dedi: "yaa biz burda afrikalı çocuklar gibiyiz, karının yaptığı harekete bak!"
(varan 2) trivial pursuit diye bi oyun var böyle bilgi yarışması gibi, takımlar halinde oynanıyo, kartlardaki soruları bilerek ilerliyosun. oyun esnasında geçen bir diyalogtan bir kuple:
x: soruyu okuyorum: "milattan önce 327 yılında yazdığı şiirlerle ünlenmiş bir şairimiz olan..." ahaha şairİMİZ dedim yaa
y: haha nereye şairİMİZ yaa milattan önce!?
z: evet abi trivial pursuit MHP Edition oldu bu
z'nin yorumundan sonra oyuna bir süre ara vermek durumunda kaldık. ÇÜNKÜ ÇOK GÜLDÜK TAĞAM MI??
(varan 3) dün bizde kalan unintended adlı cisim sabah 9'a alarm kurup o alarmı saat 10'a kadar düzenli olarak erteleyince her alarm çalışında "ımmmmmmmh" diye mızıklanarak yorganı kafama geçirdim. peki bunu yaparken bunun farkında olmamam ve olanları uyandıktan çok sonra hatırlamam?
*flaşbek: olay anı!*
alarm: diridiri lilili dirilili dirilili dirilili dirilili
ben: ııımmmhhhhh! (yorganlı atraksiyon)
unintended (yarı uykuda): neden yorganı kafana geçiriyosun?
ben (son derece uykuda): yapmıyorum öyle bişey, sen uyduruyosun onu.
evet unintended'cım, bugün uykumda senin halüsinasyon gördüğünü iddia ettim. uykumda bile iddialıyım.
konuyla çok alakalı etiketler
almanca,
james mcavoy,
trivial pursuit,
uykuda şok iddia
Tuesday, November 3, 2009
evet
o cumartesi günkü cadılar bayramı partisi o kadar yalan oldu ki o kadar olur. hala hayatımda hiçbi cadılar bayramı partisine katılamamış olmanın verdiği acıyla yaşıyorum. bundan sonra önemli partilerden önce "bizde bikaç arkadaş toplanıcaz yemek yiyip şarap içicez oturucaz" adı altında düzenlenen ve aslında "hooop vodka shot hooop ramazotti shot hooop bilinmeyen cisim shot" temalı olan davetlere katılmadan önce iki kere düşünücem.
anarşik yarimin benden 3 yaş küçük çıkması bir yana dursun, hala aklının inceden 1 sene önce ayrıldığı eski kız arkadaşında olduğunu öğrenmem bende bir "olduozamaniygünneeeer" etkisi yaratsa da "ulan zaten hep tek hep yek durumundan gına geldi, arada buluşup kahve içmeye sinemaya falan gidiyoruz, sarılıyoruz filan iyi geliyo, liseli gibi takılıyoruz zaten, ani kararlar almasam da olur" şeklinde düşünüyorum şimdilik. ama gene de yakındır yalan olmamız zira bundan da cacık olmaz. he zaten bu şehirde tanıştığım hangi adamdan cacık oldu ki? yoğurda doğrandığında işlevsel bir salata türü olma potansiyeli taşıyan insanların viyana'nın neresinde saklandığını öğrenmek istiyorum.
bu arada avusturya'da anarşi rüzgarları tüm hızıyla esmeye devam ediyor sayın seyirciler. şu anda yanılmıyosam 2 haftadır çeşitli şehirlerdeki üniversitelerin çeşitli amfileri öğrenciler tarafından protesto amaçlı işgal edilmiş durumda. bu amfilerin birinde bu hafta aldığım derslerden 2 tanesi başlicaktı ama protestolar yüzünden derslerin yeri değişti, çok abuk subuk biyere alındı. teee oralara gitmeye o kadar üşeniyorum ki anlatamam. bi yandan çok merak ediyorum bu amfi işgali daha ne kadar sürücek diye. bi de bu olay "eğitimin paralı olmasını protesto ediyoruz" diye başladı, tamam güzel evet, sonra "daha iyi eğitim olanakları istiyoruz" diye devam etti, evet o da olur, derken bi liste yayınladılar evlere şenlik.... "sınavsız, performans baskısı olmayan eğitim istiyoruz"dan tutun, "giriş sınavı olan bölümlerde erkek sayısı daha fazla, o testler erkeklere göre düzenlenmiş, %50 kız %50 erkek alınmalı"ya kadar vardı talepler. canları sıkıldıkça talepleri arttırmaya başladılar. avusturya eğitim bakanlığı bak senden bi tek ricam var o da ya şu eğitim parasız olmaya devam etsin ya da paralı olucaksa da ben şu anda verdiğimden daha fazla para vermiyim bak günahtır EU üyesi diiliz diye yapmadığınızı bırakmıyosunuz zaten (küçük emrah kaşları)
sizi geçen yaz başında çektiğim bu resimle baş başa bırakarak huzurlarınızdan ayrılıyorum ve diyorum ki yaz gelsin. yaz gelsin ve hiç gitmesin.
anarşik yarimin benden 3 yaş küçük çıkması bir yana dursun, hala aklının inceden 1 sene önce ayrıldığı eski kız arkadaşında olduğunu öğrenmem bende bir "olduozamaniygünneeeer" etkisi yaratsa da "ulan zaten hep tek hep yek durumundan gına geldi, arada buluşup kahve içmeye sinemaya falan gidiyoruz, sarılıyoruz filan iyi geliyo, liseli gibi takılıyoruz zaten, ani kararlar almasam da olur" şeklinde düşünüyorum şimdilik. ama gene de yakındır yalan olmamız zira bundan da cacık olmaz. he zaten bu şehirde tanıştığım hangi adamdan cacık oldu ki? yoğurda doğrandığında işlevsel bir salata türü olma potansiyeli taşıyan insanların viyana'nın neresinde saklandığını öğrenmek istiyorum.
bu arada avusturya'da anarşi rüzgarları tüm hızıyla esmeye devam ediyor sayın seyirciler. şu anda yanılmıyosam 2 haftadır çeşitli şehirlerdeki üniversitelerin çeşitli amfileri öğrenciler tarafından protesto amaçlı işgal edilmiş durumda. bu amfilerin birinde bu hafta aldığım derslerden 2 tanesi başlicaktı ama protestolar yüzünden derslerin yeri değişti, çok abuk subuk biyere alındı. teee oralara gitmeye o kadar üşeniyorum ki anlatamam. bi yandan çok merak ediyorum bu amfi işgali daha ne kadar sürücek diye. bi de bu olay "eğitimin paralı olmasını protesto ediyoruz" diye başladı, tamam güzel evet, sonra "daha iyi eğitim olanakları istiyoruz" diye devam etti, evet o da olur, derken bi liste yayınladılar evlere şenlik.... "sınavsız, performans baskısı olmayan eğitim istiyoruz"dan tutun, "giriş sınavı olan bölümlerde erkek sayısı daha fazla, o testler erkeklere göre düzenlenmiş, %50 kız %50 erkek alınmalı"ya kadar vardı talepler. canları sıkıldıkça talepleri arttırmaya başladılar. avusturya eğitim bakanlığı bak senden bi tek ricam var o da ya şu eğitim parasız olmaya devam etsin ya da paralı olucaksa da ben şu anda verdiğimden daha fazla para vermiyim bak günahtır EU üyesi diiliz diye yapmadığınızı bırakmıyosunuz zaten (küçük emrah kaşları)
sizi geçen yaz başında çektiğim bu resimle baş başa bırakarak huzurlarınızdan ayrılıyorum ve diyorum ki yaz gelsin. yaz gelsin ve hiç gitmesin.
konuyla çok alakalı etiketler
anarşik,
bu şehrin insanları beni yordu a dostlar,
gerzek durumlar
Saturday, October 31, 2009
sarhoşum dostlarım, sarhoşum sarhoş
of çok yoruldum. eve yürüdüm çünkü az önce.
peki eve kadar göt donduran viyana soğuğunda ellerim donarak taşıdığım pizzanın tam kapının önünde yere düşmesini kim açıklicak? sen söyle evladım, gözlüklü olan, evet.
yarın sonsuza kadar uyumayı planlıyorum.
cadılar bayramınız kutlu olsun. yarın bi cadılar bayramı partisine gidicem. hangi enerjiyle gidicem bilmiyorum zira şu an feci durumdayım. bi de giyinip şekilden şekilde girme mevzusu var ki... var. öyle özel bi cadılar bayramı kıyafetim olmadığı için emo olarak gitmeyi planlıyorum.
hürriyet'te okudum türkiye'de bi köyde emo görmüşler uzaylı zannedip dövmüşler çok güldüm. uzaylıları neden dövüyoruz ki? köycenek uzaylılara olan bu agresyon niye?
bu takıldığım çocuğun benden 2 yaş küçük olduğunu zannediyodum meğer 3 yaş küçükmüş. çüş. iyice yaşlı hissediyorum kendimi. evet james mcavoy'un karısı kendinden 9 yaş büyük olabilir, ancak bu demek diil ki ben kendimden 3 yaş küçük bi çocukla çıkabileyim. adı üzerinde çocuk. ben adam istiyorum. nolucak bilmiyorum o yüzden. adam gibi adam kalmadı şekerim aaaa.
yarın beni saat öğlen 1den önce arayan herkesi döverim. ya da dur telefonun sesini kapatiyim de efendi gibi uyuyim.
telering allah belanı versin ayrıca. ne biçim operatörsün? bütün gün deli ettin beni yok bağlantı hatası yok bilmemne diye arattırmadın kimseyi. karıma bile ulaşamadım.
holly'i özledim.
sevgili en son karşılaştığımız partide kız arkadaşınla gelmene rağmen utanmadan bana yazan adam,
nasılsın iyi misin? beni soracak olursan iyiyim. beni neden feysbukta ekliyosun? "hayır"ın neresini anlamadın? neden bir tane normal adam beni bulmuyo?
neyse. horrrrzzz.
peki eve kadar göt donduran viyana soğuğunda ellerim donarak taşıdığım pizzanın tam kapının önünde yere düşmesini kim açıklicak? sen söyle evladım, gözlüklü olan, evet.
yarın sonsuza kadar uyumayı planlıyorum.
cadılar bayramınız kutlu olsun. yarın bi cadılar bayramı partisine gidicem. hangi enerjiyle gidicem bilmiyorum zira şu an feci durumdayım. bi de giyinip şekilden şekilde girme mevzusu var ki... var. öyle özel bi cadılar bayramı kıyafetim olmadığı için emo olarak gitmeyi planlıyorum.
hürriyet'te okudum türkiye'de bi köyde emo görmüşler uzaylı zannedip dövmüşler çok güldüm. uzaylıları neden dövüyoruz ki? köycenek uzaylılara olan bu agresyon niye?
bu takıldığım çocuğun benden 2 yaş küçük olduğunu zannediyodum meğer 3 yaş küçükmüş. çüş. iyice yaşlı hissediyorum kendimi. evet james mcavoy'un karısı kendinden 9 yaş büyük olabilir, ancak bu demek diil ki ben kendimden 3 yaş küçük bi çocukla çıkabileyim. adı üzerinde çocuk. ben adam istiyorum. nolucak bilmiyorum o yüzden. adam gibi adam kalmadı şekerim aaaa.
yarın beni saat öğlen 1den önce arayan herkesi döverim. ya da dur telefonun sesini kapatiyim de efendi gibi uyuyim.
telering allah belanı versin ayrıca. ne biçim operatörsün? bütün gün deli ettin beni yok bağlantı hatası yok bilmemne diye arattırmadın kimseyi. karıma bile ulaşamadım.
holly'i özledim.
sevgili en son karşılaştığımız partide kız arkadaşınla gelmene rağmen utanmadan bana yazan adam,
nasılsın iyi misin? beni soracak olursan iyiyim. beni neden feysbukta ekliyosun? "hayır"ın neresini anlamadın? neden bir tane normal adam beni bulmuyo?
neyse. horrrrzzz.
Wednesday, October 28, 2009
anne ben anarşik oldum
şu anda islam tarihi hakkında almanca bi yazı yazmaya çalışıyorum. bu yazdığım güzide yazıyı sonra derste sunum haline getiricek olmam bünyemde gerilimlere yol açsa da şu anda almanca ağır bi yazı yazmanın verdiği gerilimle çok meşgul olduğumdan dolayı, onun bunalımına sonradan ayrıca girmeyi planlıyorum. bi de bu sunumu 3 kişi beraber yapıcak olmamız ve bu 3 kişiden birinin "her şeyi ben bilirim" havasında tutucu ve tutturukçu bi kız olması gerçeği var ki evlere şenlik.
şu anda aldığımız bir son dakika haberine göre almanca çok zor bir dilmiş ve grameri saç yolduruyormuş. eröristan cumhurbaşkanı ayem natyorfroyd avusturya'dan bildiriyor:
benim gibi 2 senedir burda olan yabancı bi arkadaşım var, ne zaman bir araya gelsek konu aynı yere geliyo: "ya biz ne zaman adam gibi almanca konuşabilmeye başlicaz?" bi de birisi sana bişey anlatırken anlamayıp "x ne demek?" diye sorduğunda "x, y gibi bişey" demesi, senin bu sefer "eee y ne demek ki??" diye sorman, karşındakinin de bu kelimeleri açıklamaya çalışması ve onların ingilizcesini bilmemesi şeklinde bi kabızlık reaksiyonuna girmek, burda her gün yaşadığım sıradan bir olay. teşekkür ediyorum.
burda geçen cumadan beri üniversitelerin paralı olmasını sağlicak olan yasa tasarısı protesto ediliyo. üniversiteler şu anda avusturyalılara paralı diil, 15 euro mu ne öyle bişey ödüyolar şaka parası gibi. ben eu vatandaşı olmadığımdan dolayı avrupa geneline bakıldığında çok cüzzi bi miktarda da olsa para veriyorum. şimdi bu yasa geçerse avusturyalılar para ödicek, ben de onların ödediğinin iki katını ödemek zorunda kalıcam, o yüzden gaz gaz protestolara katılıyorum. geçen cuma yüzlerce öğrenci olarak bi amfide toplanıp sabahladık, arada müzik çaldı gruplar çıktı dansettik bira içtik, arada bağırdık çağırdık falan ilginçti baya. cumadan bugüne kadar o amfiyi işgal ettiler dersler iptal oldu, olay ilk sıradan gündeme oturdu. bugün de yürüyüş vardı, bu sefer baya baya onbinlerce kişi sokaklara döküldü. ben de biraz yürüyüp bu islam tarihi ödevini yapmak için eve geldim.
ev arkadaşlarımın birinin alman bi arkadaşı var. onunla böyle sevgilisel potansiyeldeyiz kısa bi süredir. o da devamlı eylemde, devamlı isyanda. onun sayesinde bütün bu olaylardan haberdar oluyorum. gene alman buldum, nolucak bilmiyorum. hayırlıssssııııııı...
şu anda aldığımız bir son dakika haberine göre almanca çok zor bir dilmiş ve grameri saç yolduruyormuş. eröristan cumhurbaşkanı ayem natyorfroyd avusturya'dan bildiriyor:
benim gibi 2 senedir burda olan yabancı bi arkadaşım var, ne zaman bir araya gelsek konu aynı yere geliyo: "ya biz ne zaman adam gibi almanca konuşabilmeye başlicaz?" bi de birisi sana bişey anlatırken anlamayıp "x ne demek?" diye sorduğunda "x, y gibi bişey" demesi, senin bu sefer "eee y ne demek ki??" diye sorman, karşındakinin de bu kelimeleri açıklamaya çalışması ve onların ingilizcesini bilmemesi şeklinde bi kabızlık reaksiyonuna girmek, burda her gün yaşadığım sıradan bir olay. teşekkür ediyorum.
burda geçen cumadan beri üniversitelerin paralı olmasını sağlicak olan yasa tasarısı protesto ediliyo. üniversiteler şu anda avusturyalılara paralı diil, 15 euro mu ne öyle bişey ödüyolar şaka parası gibi. ben eu vatandaşı olmadığımdan dolayı avrupa geneline bakıldığında çok cüzzi bi miktarda da olsa para veriyorum. şimdi bu yasa geçerse avusturyalılar para ödicek, ben de onların ödediğinin iki katını ödemek zorunda kalıcam, o yüzden gaz gaz protestolara katılıyorum. geçen cuma yüzlerce öğrenci olarak bi amfide toplanıp sabahladık, arada müzik çaldı gruplar çıktı dansettik bira içtik, arada bağırdık çağırdık falan ilginçti baya. cumadan bugüne kadar o amfiyi işgal ettiler dersler iptal oldu, olay ilk sıradan gündeme oturdu. bugün de yürüyüş vardı, bu sefer baya baya onbinlerce kişi sokaklara döküldü. ben de biraz yürüyüp bu islam tarihi ödevini yapmak için eve geldim.
ev arkadaşlarımın birinin alman bi arkadaşı var. onunla böyle sevgilisel potansiyeldeyiz kısa bi süredir. o da devamlı eylemde, devamlı isyanda. onun sayesinde bütün bu olaylardan haberdar oluyorum. gene alman buldum, nolucak bilmiyorum. hayırlıssssııııııı...
konuyla çok alakalı etiketler
anarchy in austria heh hüh
Tuesday, October 27, 2009
istiyorum!
kısır istiyorum!!! bana kısır yollayın!!!
evet gurbet ellerde canım türk yemeği çekti.
of olsa ne yerim yaaa!! ağzım sulandı ciddi ciddi.
evet gurbet ellerde canım türk yemeği çekti.
of olsa ne yerim yaaa!! ağzım sulandı ciddi ciddi.
Monday, October 12, 2009
hasta(sı)yım

supernatural çok süper bi dizi ve jensen ackles çok net hayatımda gördüğüm en yakışıklı adam. bakın da biraz gözünüz gönlünüz açılsın. buna baka baka gribi yenebileceğimi düşünüyorum.
evde kendi kendime uydurma çorbalar yapıyorum. artık iyleşmek istiyorum yeterin. bütün haftasonunu yatakta geçirdim lan! (tek başıma)
eliza'cığım da halime üzülüp üzüntüsünden grip olmuş, ona da çok büyük geçmiş olsun diyorum.
haftasonunda sıkıntıdan ölmememde family guy dizisinin büyük katkısı oldu. hakkını ödeyemem. onun dışında yer yer avustralya televizyonuna sardım gene, rove live izleyip güldüm. bikaç tane de film izledim. dünya üzerinde izlemediğim hollywood romantik komedisi kalmadı sanırsam. bi de biz burda biri 5 ay sonra "seni seviyor gibi olabilme ihtimalim var sanırım" gibisinden bişi dediğinde ağzından bal damlıyor zannederken bu tip filmlerdeki "1. gün: sana gıcık oluyorum. 2.gün: aaa ikimizin de en sevdiği film aynıymış hop aşık oldum nerde yüzük" paternleri müthiş. netice itibariyle ikisi de saçma ama bi tanesini izlemesi daha eğlenceli oluyo.
bugün, markası "kutup ayısı" olan bi öksürük şurubu aldım. yan etki olarak kış uykusuna yatırmadığını umuyorum, zira yarın bisürü dersim var.
konuyla çok alakalı etiketler
grip,
jensen ackles
Friday, October 9, 2009
"beni bildiğin çöpten almışlar ya"(*)
hep yazcam yazcam yazamıyorum. önce internetimizin yenilenmesini beklemem gerekti - ki zorlu bi süreçti, internetsizlik bende yoksunluk belirtilerine yol açtı, titreme geldi. bu yoksunluk belirtileri arasında birden bire nezle olmak ve sürekli salya sümük olmak da vardı. sonra da harıl harıl genetik sınavına çalışmam icap etti. neyse. kısa bir aradan sonra sizlerleyiz.
bu kısa ara esnasında hayatımın aşkını buldum. şaka lan şaka bulmadım. dağılın şimdi.
ya da durun durun gitmeyin bişi dicem.
yeni ev arkadaşlarımı çok seviyorum. en sonunda insan gibi ev arkadaşlarım oldu. bi tanesi avusturyalı bi kız, diğeri de alman bi kız. burda müze gecesi diye bi şey var yılda bi kere oluyo sanırım, bi tane bilet alıyosun gece 1e kadar bütün müzelere o biletle girebiliyosun. alman olanla ona gittik kültürden aşırı doz olduk çok güzeldi. sonra burda böyle bisürü müzenin olduğu bi alan var, oranın bi de meydanı var gençler takılıyo. tam müze gezmemize yemek molası verip müze alanına geri dönüyoduk ki o da ne? bangır bangır "beat it" çalıyo. burda bu akşam müzik yayını yoktu nerden çıktı derken bende ampul yandı deli gibi alana koşmaya başladım.
flashmob diye bi olay var. bi grup (genellikle büyük bi grup) insan bi anda toplum içinde tuhaf/ilginç bişey yapıp sonra hiç bişey olmamış gibi dağılıyolar. bi şekilde organize olup biyere gidip kalabalığa karışıp yapıyolar bunu. bu aralar michael jackson'ı anma amaçlı flashmob videoları dolaşıyodu youtube'da, bi grup insan birden bire kalabalık bi yerde "beat it" dansı yapmaya başlıyolar. ve evet duyduğum müzik de bundan kaynaklanıyodu. sadece son 2 saniyesine yetişebildiğim için çok sinir oldum. ciddi ciddi sinir oldum.
aynı insanların aynı gün içinde başka bi saatte viyana'nın başka bi yerinde sergiledikleri performans:
ben de "beat it" dansı öğrenmek istiyorum. ayrıca unintended'ın da benim de düğünlerimizde bi grup insanla beklenmedik bi anda senkronize thriller dansı yapma hayalimiz var. tabi önce adam bulmak lazım, sonra thriller da öğrenilir, takla da atılır.
(*)unintended'ın anne ve babasına benzememesinden dolayı çıkardığı sonuçtur.
bu kısa ara esnasında hayatımın aşkını buldum. şaka lan şaka bulmadım. dağılın şimdi.
ya da durun durun gitmeyin bişi dicem.
yeni ev arkadaşlarımı çok seviyorum. en sonunda insan gibi ev arkadaşlarım oldu. bi tanesi avusturyalı bi kız, diğeri de alman bi kız. burda müze gecesi diye bi şey var yılda bi kere oluyo sanırım, bi tane bilet alıyosun gece 1e kadar bütün müzelere o biletle girebiliyosun. alman olanla ona gittik kültürden aşırı doz olduk çok güzeldi. sonra burda böyle bisürü müzenin olduğu bi alan var, oranın bi de meydanı var gençler takılıyo. tam müze gezmemize yemek molası verip müze alanına geri dönüyoduk ki o da ne? bangır bangır "beat it" çalıyo. burda bu akşam müzik yayını yoktu nerden çıktı derken bende ampul yandı deli gibi alana koşmaya başladım.
flashmob diye bi olay var. bi grup (genellikle büyük bi grup) insan bi anda toplum içinde tuhaf/ilginç bişey yapıp sonra hiç bişey olmamış gibi dağılıyolar. bi şekilde organize olup biyere gidip kalabalığa karışıp yapıyolar bunu. bu aralar michael jackson'ı anma amaçlı flashmob videoları dolaşıyodu youtube'da, bi grup insan birden bire kalabalık bi yerde "beat it" dansı yapmaya başlıyolar. ve evet duyduğum müzik de bundan kaynaklanıyodu. sadece son 2 saniyesine yetişebildiğim için çok sinir oldum. ciddi ciddi sinir oldum.
aynı insanların aynı gün içinde başka bi saatte viyana'nın başka bi yerinde sergiledikleri performans:
ben de "beat it" dansı öğrenmek istiyorum. ayrıca unintended'ın da benim de düğünlerimizde bi grup insanla beklenmedik bi anda senkronize thriller dansı yapma hayalimiz var. tabi önce adam bulmak lazım, sonra thriller da öğrenilir, takla da atılır.
(*)unintended'ın anne ve babasına benzememesinden dolayı çıkardığı sonuçtur.
Sunday, September 27, 2009
.
sarhoşum ve kalbim kırık. onun arkadaşlarıyla karşılaştım. dün de başka bi arkadaşıyla karşılaşmıştım noluyo ya? "ayrılmanız çok kötü oldu biz seni çok sevmiştik" dediler. biz gene de buluşalım yeni evine gelelim falan dediler. allahtan sarhoşken de bi yere kadar mantıklı davranabiliyorum da (bazen) "allah belasını versin ağzıma sıçtı" falan demedim. çok mutlu, normal, hayatından memnun bi tablo çizdim. ama şimdi diyorum. allah belasını versin. bin türlü. çükü düşsün mümkünse.
konuyla çok alakalı etiketler
...
Tuesday, September 22, 2009
g'day mate ve scarlett johanson skandalı
bu aralar spastik ataklardayım. hem devamlı bi yorgunluk bi çökkünlük hakim bünyeme, hem de vize uzatma kabusunun ve ilk sınavımın zamanının yaklaşmasıyla uykularım kaçıyo.
geçen gün gene unintended adını verdiğimiz arkadaşımla halka açık alanlarda yürüyüş yapıp yer yer oturup aptal saptal şeylere gülerken bi avustralyalı'yla karşılaştık. avustalya ülkesine yakın zamanda yaptığı gezinin etkisiyle buranın yerlilerine sempati duyan unintended arkadaşımız, avustralyalı amcanın yanına oturmayı önerdi. genellikle kendisinden böyle çılgın sosyal ataklar beklenmeyen bir insan olan unintended, şaşkın bakışlar arasında bu fikrini hayata geçirdi.
unintended: hadi olm bankta oturuyo işte biz de yanına oturalım geyik olur avustralya'dan konuşuruz
ben: ya evet avustralya candır ama nası olcak şimdi toplumsal endişe kek kük
unintended: hello is it ok if we sit here?
avustralyalı adam: sure. how did you know that i spoke english?
ben: heh sıç
unintended: eööö we heard you speak english over there
avustralya ve avusturya konulu kültürel detaylarla bezeli bu hoş sohbetimiz adamın karısı ya da kız arkadaşı olduğunu düşündüğümüz bi anda yerden biten ve "biz gidiyoruz" diye trip atıp giden bi teyze tarafından bikaç kere bölündü.
ben: ulan aile faciası çıkıcak gitsek mi?
unintended: e o gitsin abi burda isteyen istediği yere oturur o ısrar ediyo ben daha oturucam diye
ben: hakkaten he bize ne
unintended: kadın amma sinirlendi ha
ben: ben olsam ayrılırım abi, ben gidicem manitam gelmicek orda iki tane kızla muhabbet edicek...
unintended: ben de çok sinirlenirim
ben: bu akşam o adama aksiyon yok ben söyliym koltukta yatar
muhabbetimiz adamın "ben bi tuvalete gidip geliyorum siz daha burdasınız di mi bi dk'ya gelcem" diyip kayıplara karışmasıyla son buldu. karısı tarafından bıçaklandığını düşünüyoruz.
muhabbet edicek avusturyalı bulmakta zorlanıp burdaki yabancılara sardığımız bi dönemdeyiz sanırım. sosyalleşmekte sınır tanımıyoruz ama bazen sosyalleşme bizimle arasına mesafe koyuyo.
scarlett johanson albüm çıkarmış. scarlett sözüm sana: evet güzelsin, memelerin de sağlam ama sırf bu yüzden bi albüm çalışmasını kotarabiliceğini ve o travesti sesini görmezden/duymazdan geliceğmizi mi zannediyosun? zaten güzelsin, bütün herifler sana hasta... neyin peşindesin? green grass'ı katlederken o memeler seni kurtarır mı zannediyosun? scarlett hayranları: youtube'da "bu erkek sesi olmalı şaka videosu heralde" diye düşünmeme sebebiyet vericek kötülükteki şarkı söyleyen scarlett videolarının altına "bence çok orjinal bi sesi var, çok kendine özgü" yazarken hiç utanmadınız mı?
cover böyle yapılır:
utanın. hepiniz. hemen şimdi.
geçen gün gene unintended adını verdiğimiz arkadaşımla halka açık alanlarda yürüyüş yapıp yer yer oturup aptal saptal şeylere gülerken bi avustralyalı'yla karşılaştık. avustalya ülkesine yakın zamanda yaptığı gezinin etkisiyle buranın yerlilerine sempati duyan unintended arkadaşımız, avustralyalı amcanın yanına oturmayı önerdi. genellikle kendisinden böyle çılgın sosyal ataklar beklenmeyen bir insan olan unintended, şaşkın bakışlar arasında bu fikrini hayata geçirdi.
unintended: hadi olm bankta oturuyo işte biz de yanına oturalım geyik olur avustralya'dan konuşuruz
ben: ya evet avustralya candır ama nası olcak şimdi toplumsal endişe kek kük
unintended: hello is it ok if we sit here?
avustralyalı adam: sure. how did you know that i spoke english?
ben: heh sıç
unintended: eööö we heard you speak english over there
avustralya ve avusturya konulu kültürel detaylarla bezeli bu hoş sohbetimiz adamın karısı ya da kız arkadaşı olduğunu düşündüğümüz bi anda yerden biten ve "biz gidiyoruz" diye trip atıp giden bi teyze tarafından bikaç kere bölündü.
ben: ulan aile faciası çıkıcak gitsek mi?
unintended: e o gitsin abi burda isteyen istediği yere oturur o ısrar ediyo ben daha oturucam diye
ben: hakkaten he bize ne
unintended: kadın amma sinirlendi ha
ben: ben olsam ayrılırım abi, ben gidicem manitam gelmicek orda iki tane kızla muhabbet edicek...
unintended: ben de çok sinirlenirim
ben: bu akşam o adama aksiyon yok ben söyliym koltukta yatar
muhabbetimiz adamın "ben bi tuvalete gidip geliyorum siz daha burdasınız di mi bi dk'ya gelcem" diyip kayıplara karışmasıyla son buldu. karısı tarafından bıçaklandığını düşünüyoruz.
muhabbet edicek avusturyalı bulmakta zorlanıp burdaki yabancılara sardığımız bi dönemdeyiz sanırım. sosyalleşmekte sınır tanımıyoruz ama bazen sosyalleşme bizimle arasına mesafe koyuyo.
scarlett johanson albüm çıkarmış. scarlett sözüm sana: evet güzelsin, memelerin de sağlam ama sırf bu yüzden bi albüm çalışmasını kotarabiliceğini ve o travesti sesini görmezden/duymazdan geliceğmizi mi zannediyosun? zaten güzelsin, bütün herifler sana hasta... neyin peşindesin? green grass'ı katlederken o memeler seni kurtarır mı zannediyosun? scarlett hayranları: youtube'da "bu erkek sesi olmalı şaka videosu heralde" diye düşünmeme sebebiyet vericek kötülükteki şarkı söyleyen scarlett videolarının altına "bence çok orjinal bi sesi var, çok kendine özgü" yazarken hiç utanmadınız mı?
cover böyle yapılır:
utanın. hepiniz. hemen şimdi.
konuyla çok alakalı etiketler
avustralya candır,
avusturyaya daha çok ingiliz amerikalı istiyoruz,
can sıkıntısı,
scarlett'ın şarkı söylemesi yasaklansın
Tuesday, September 15, 2009
hah süper
voodoogirl'den al haberi şeklinde edindiğim bu bilgi günümü renklendirdi gerçekten. bayılıyorum ülkemdeki çağdaş atılımlara. liboşlar da hala konuşadursun ordan "dinci değilim ama tayyip erdoğan'ı çok beğeniyorum, hem adamlar en azından park bahçe yaptılar çok güzel bişi bu, hiç öyle radikal dinci bi tutumları da yok ayrıca, herkesi sevgiyle kucaklıyolar" falan diye. "türkiye hakkında hiçbişey bilmeden politikamız hakkında ahkam kesen avrupalı modeli"nden hiçbi farkınız yok. canlarım benim.
Friday, September 11, 2009
ben geldim!
türkiyede son günler telaşesi, avusturyada ilk günler ve ev arama göt tutuşmaları, bi gün eve geldiğimde ev arkadaşımın modemi alıp götürmüş olmasını öğrenmem ve akabinde geçmek bilmeyen bi internetsizlik dönemi derken yeni evimde yine yeniden karşınızdayım sevgili okursal lolipoplar. geçen gün taşındığım bu sevgi yuvasında insan gibi bi insanla oturmanın verdiği mutluluk paha biçilemez. aslında 3 kişi oturucaz fekat 3. kız daha taşınmadı o yüzden 2 kişi takılıyoruz şimdilik. ev arkadaşım dünya tatlısı bi kız (tahtalara vurunuz) ve buranın yerlisi. sonradan taşınıcak olan kız da alman ama onunla henüz tanışmadım, ev arkadaşımın seçimine güvenmekten ve normal bi insan olmasını ummaktan başka yapıcak bişey yok.
odamın eski sahibi olan çocuk ikea'yı komple evimize taşıdıktan sonra şehir dışında oturmaya karar verdiği için şu anda odamda açılmamış paket paket ikea malları ikamet etmekte. bu odamın eski sahibi olan cep tarzanı kılıklı şahsına münhasır insandan uzun zamandır haber alınamıyodu. ev arkım da "neyse artık bi ara gelir de anahtarını bırakır inşallah süphaneke dinimiz amin" dediğinden gayrı, sancılı bir taşınma süreci sonunda odayı eşyalarımla kapladım. odada geçici olarak duran yatağa da yatak almam gerektiği için belki çocuk hala yaşıyosa bunu bana satar diye düşünüp göz koydum.
taşınma süreci de ayrı ilginçti. benim böyle ağır mobilya vb bi eşyam olmadığından taşıma şirketi tutup onlara para saçmak istemiyodum. sadece bissürü kutu ve bi iki sandalyem vardı. o yüzden 2 adet 5 kişilik taksi işimi görür diye düşünüyodum. burda da avustur kuralcılığı bana engel olmayı kendine borç bildi tabii. 2 arkadaşımla beraber canımız çıkmak suretiyle bütün eşyalarımı aşşağa taşıdıktan sonra taksi şirketini arayıp "ben taşınıyorum da kutularım falan var o yüzden iki tane büyük taksi istiyorum" dememle "biz taşıma şirketi diiliz eşya taşicaksanız taşıma şirketi tutun" cevabını almam bir oldu. neyse ki yanımda cin bi alman arkadaşım vardı da o tekrar telefon edip "biz 10 kişiyiz iki tane büyük taksi istiyoruz evet evet 10 kişi binicek" diyerek o taksileri getirtti. bayılıyorum bu avustur kuralcılığına yani ha kutu ha insan sonuçta ama "taksiye insan biner, eşyalar kamyonla taşınır" cümlesine gönül vermiş bi şekilde karşı çıkmaları takdire şayan.
neyse efendim zaten taksiciler de türk çıktığı için kutu falan hiç dert etmeden aldılar bizi, eşyaları yüklemeye de yardım ettiler. tek mesele şirkette telefona bakan avusturyalı kadını o taksileri göndermeye ikna etmekmiş yani.
eşyaları taşıyıp bi kısım kutuyu açtıktan ve yerleşme sürecine kıyısından köşesinden başladıktan sonra bana yardım eden alman arkadaşımla onun doğumgününü ve benim taşınmamı kutlamak için bişeyler içmeye çıktık. o bişeyler içme "bayaa bi bişeyler içme"ye döndü, eve döndüğümde saat 4 olmuştu. sarhoş ve cılkım çıkmış olarak yatağıma kavuşma anını iple çekerek odama girdim, ışığı açtım... kısa boylu, uzun dalgalı sarı saçlı yarı çıplak bi cep tarzanı yatağımda yatıyodu. ışığı açmamla ikimiz de "aaaaay!!" şeklinde irkildik. "sen de kimsin be?!?!" diye çemkirmeme karşılık olarak yatakta uykulu ve pişkin bi şekilde doğrulup bana elini uzattı:
-eheuehe merabaaa ben klaus
+ama... burası benim ordam artık!!
-hee biliyorum ben daha gelmedin sandım. yatıcak mıydın?
+e yani...
-hehe böyle tanıştığımız için üzgünüm. neyse çıkiyim ben.
+lütfen.
bi iki saniyeliğine aklımdan "ya adamı da kovdum, oda benim odam ama yatak onun yatağı aslında nerde yatıcak acaba şimdi" düşüncesi geçse de "aman bana ne ya telefonlara çıkmayıp bir gece ansızın gelebilmeyi biliyo, beni ilgilendirmez" diyerek uyudum.
sabah kalktığımda bu şahıs oturma odasında yere yatmış ayaklarını saldalyeye dikmiş tepetaklak duraraktan bana günaydın dedi. sonra muhabbet ettik, biraz deli ama iyi çocuk. sonra anahtarını da bırakıp gitti, şimdi heycanla 3. ev arkadaşımızı bekliyorum.
bu arada çılgın viyana gece alemlerinde abuk subuk insanlarla tanışmaya devam ediyorum. geçen gün barda işi bittikten sonra yanıma gelip bana muhabbet açan, yazan, sorular sorup gözümün içine içine bakarak dinleyen barmen gecenin ilerleyen saatlerinde beni dansa kaldırmasının akabinde "ya ben başta senin çok sıkıcı olduğunu düşünmüştüm ama iyi dansediyomuşsun" diyerek beni şaşırtmayı başardı. "ama" ile bağladığı bu iki cümleciğin arasındaki alaka - çay demleme ikilemine mi takılsam, yoksa iyi bişey söylediğine dair saf inancıyla bana bunu söyleyip bozulmama şaşırmasına mı takılsam bilemiyorum.
- e deminden beri konuşuyoruz bana bissürü soru soruyosun dikkatle dinliyosun... peki neden sıkıcı olduğumu düşündün?
+ bilmem... başlarda yanındaki arkadaşınla konuşuyodun arada bir
- senle tanışınca arkadaşımı ignore mu etmem gerekiyodu?
+ ya yok şey ben.. neden kızdın ki ben aslında iltifat ettim. gördüğüm en iyi dans eden kişisin
- iyi. (burdan kalkalım baabında arkadaş dürtülür)
+ sen şimdi neden kızdın ki ama? ben güzel bişey söylemiştim
- (arkadaşa) gel biraz öbür tarafa gidelim mi?
+ arkadaşı bak sıkıcı kız gitmek istiyomuş kalk da yol ver
- sen hiç bi kızdan tokat yedin mi?
+ ?! hayır?
- tokata ihtiyacın var mı?
+ kimin tokada ihtiyacı olur ki?
- senin var anlaşılan. konuşmayı kes de daha fena olmasın
+ ?! gidiyo musun yani şimdi?
- (çoktan gitmiş olmak)
daha önceden de defalarca belirttiğim gibi, nerde manyak varsa bana koşmak zorunda yoksa kozmosta denge bozulur, matrix'te hata olur, force'ta bozukluk olur. dünyanın dengesi buna bağlı.
odamın eski sahibi olan çocuk ikea'yı komple evimize taşıdıktan sonra şehir dışında oturmaya karar verdiği için şu anda odamda açılmamış paket paket ikea malları ikamet etmekte. bu odamın eski sahibi olan cep tarzanı kılıklı şahsına münhasır insandan uzun zamandır haber alınamıyodu. ev arkım da "neyse artık bi ara gelir de anahtarını bırakır inşallah süphaneke dinimiz amin" dediğinden gayrı, sancılı bir taşınma süreci sonunda odayı eşyalarımla kapladım. odada geçici olarak duran yatağa da yatak almam gerektiği için belki çocuk hala yaşıyosa bunu bana satar diye düşünüp göz koydum.
taşınma süreci de ayrı ilginçti. benim böyle ağır mobilya vb bi eşyam olmadığından taşıma şirketi tutup onlara para saçmak istemiyodum. sadece bissürü kutu ve bi iki sandalyem vardı. o yüzden 2 adet 5 kişilik taksi işimi görür diye düşünüyodum. burda da avustur kuralcılığı bana engel olmayı kendine borç bildi tabii. 2 arkadaşımla beraber canımız çıkmak suretiyle bütün eşyalarımı aşşağa taşıdıktan sonra taksi şirketini arayıp "ben taşınıyorum da kutularım falan var o yüzden iki tane büyük taksi istiyorum" dememle "biz taşıma şirketi diiliz eşya taşicaksanız taşıma şirketi tutun" cevabını almam bir oldu. neyse ki yanımda cin bi alman arkadaşım vardı da o tekrar telefon edip "biz 10 kişiyiz iki tane büyük taksi istiyoruz evet evet 10 kişi binicek" diyerek o taksileri getirtti. bayılıyorum bu avustur kuralcılığına yani ha kutu ha insan sonuçta ama "taksiye insan biner, eşyalar kamyonla taşınır" cümlesine gönül vermiş bi şekilde karşı çıkmaları takdire şayan.
neyse efendim zaten taksiciler de türk çıktığı için kutu falan hiç dert etmeden aldılar bizi, eşyaları yüklemeye de yardım ettiler. tek mesele şirkette telefona bakan avusturyalı kadını o taksileri göndermeye ikna etmekmiş yani.
eşyaları taşıyıp bi kısım kutuyu açtıktan ve yerleşme sürecine kıyısından köşesinden başladıktan sonra bana yardım eden alman arkadaşımla onun doğumgününü ve benim taşınmamı kutlamak için bişeyler içmeye çıktık. o bişeyler içme "bayaa bi bişeyler içme"ye döndü, eve döndüğümde saat 4 olmuştu. sarhoş ve cılkım çıkmış olarak yatağıma kavuşma anını iple çekerek odama girdim, ışığı açtım... kısa boylu, uzun dalgalı sarı saçlı yarı çıplak bi cep tarzanı yatağımda yatıyodu. ışığı açmamla ikimiz de "aaaaay!!" şeklinde irkildik. "sen de kimsin be?!?!" diye çemkirmeme karşılık olarak yatakta uykulu ve pişkin bi şekilde doğrulup bana elini uzattı:
-eheuehe merabaaa ben klaus
+ama... burası benim ordam artık!!
-hee biliyorum ben daha gelmedin sandım. yatıcak mıydın?
+e yani...
-hehe böyle tanıştığımız için üzgünüm. neyse çıkiyim ben.
+lütfen.
bi iki saniyeliğine aklımdan "ya adamı da kovdum, oda benim odam ama yatak onun yatağı aslında nerde yatıcak acaba şimdi" düşüncesi geçse de "aman bana ne ya telefonlara çıkmayıp bir gece ansızın gelebilmeyi biliyo, beni ilgilendirmez" diyerek uyudum.
sabah kalktığımda bu şahıs oturma odasında yere yatmış ayaklarını saldalyeye dikmiş tepetaklak duraraktan bana günaydın dedi. sonra muhabbet ettik, biraz deli ama iyi çocuk. sonra anahtarını da bırakıp gitti, şimdi heycanla 3. ev arkadaşımızı bekliyorum.
bu arada çılgın viyana gece alemlerinde abuk subuk insanlarla tanışmaya devam ediyorum. geçen gün barda işi bittikten sonra yanıma gelip bana muhabbet açan, yazan, sorular sorup gözümün içine içine bakarak dinleyen barmen gecenin ilerleyen saatlerinde beni dansa kaldırmasının akabinde "ya ben başta senin çok sıkıcı olduğunu düşünmüştüm ama iyi dansediyomuşsun" diyerek beni şaşırtmayı başardı. "ama" ile bağladığı bu iki cümleciğin arasındaki alaka - çay demleme ikilemine mi takılsam, yoksa iyi bişey söylediğine dair saf inancıyla bana bunu söyleyip bozulmama şaşırmasına mı takılsam bilemiyorum.
- e deminden beri konuşuyoruz bana bissürü soru soruyosun dikkatle dinliyosun... peki neden sıkıcı olduğumu düşündün?
+ bilmem... başlarda yanındaki arkadaşınla konuşuyodun arada bir
- senle tanışınca arkadaşımı ignore mu etmem gerekiyodu?
+ ya yok şey ben.. neden kızdın ki ben aslında iltifat ettim. gördüğüm en iyi dans eden kişisin
- iyi. (burdan kalkalım baabında arkadaş dürtülür)
+ sen şimdi neden kızdın ki ama? ben güzel bişey söylemiştim
- (arkadaşa) gel biraz öbür tarafa gidelim mi?
+ arkadaşı bak sıkıcı kız gitmek istiyomuş kalk da yol ver
- sen hiç bi kızdan tokat yedin mi?
+ ?! hayır?
- tokata ihtiyacın var mı?
+ kimin tokada ihtiyacı olur ki?
- senin var anlaşılan. konuşmayı kes de daha fena olmasın
+ ?! gidiyo musun yani şimdi?
- (çoktan gitmiş olmak)
daha önceden de defalarca belirttiğim gibi, nerde manyak varsa bana koşmak zorunda yoksa kozmosta denge bozulur, matrix'te hata olur, force'ta bozukluk olur. dünyanın dengesi buna bağlı.
konuyla çok alakalı etiketler
cep tarzanı,
ev hali,
evrenin dengesi,
yeni ev
Wednesday, August 19, 2009
summer stretching on the grass, summer dresses pass
her tarafta limonata reklamları patlıyo ya çok acaip yılların limonatası bu sene bi moda oldu nedense. hayır yeni bişey de diil yani bütün markalar aynı anda abandı. sütaş da "ayran için çok enerjik olur zıplarsınız" diyo ama ı-ıh ben bu sıcakta onu içersem uyurum. zaten gün içinde uyumamak için zor tutuyorum kendimi. sıcaktan koltuğa yapışırken gözlerimin kapandığı oluyo. bu sefer de "şimdi uyandım geri uyumiyim" ile "bu saatte uyursam abuk bi saatte uyanırım gece uyuyamam" arasında bi yerde olduğumdan uyumamaya çalışıyorum. akşamüstü hava biraz serinlediği zaman ancak bulunduğum yerden dışarı çıkabiliyorum. ama geçen gün bi değişiklik yapıp bi arkadaşımla gündüzden kilyosa gittim. solar beach'in sayfasında beşiktaş'tan servis kalktığı yazıyo, o yalanmış gayet. sorduk soruşturduk, yok öyle bişi dediler. biz de mecburen minibüsle sarıyere, ordan başka bi minibüsle kilyosa gittik. beşiktaş - kilyos arası 2 saat süren bu sıkış tıkış yolculuk esnasında anladık ki araba olmadan kilyosa gidilmiyomuş. baktık daha çok yürümemiz lazım, solar'ı salladık halk plajına daldık. gayet güzeldi. yaz bitmeden gidin yüzün ama halk plajına gidicekseniz katlanabilir şezlong falan götürün. halk plajı hafta arası 5 haftasonu 10 tl, solar falan da haftasonu 30. artık siz de sadece 5 liraya plaja gidebilir, doyasıya yüzmenin tadını çıkartabilir, arkadaşlarınızla beraber muhteşem bir gün geçirebilirsiniz! bu gerçekten inanılmaz, jim!
gitmeme az kaldı sayılır, günler çok çabuk geçiyo. gider gitmez ev aramaydı, ev taşımaydı, bilmemneydi bisürü işle uğraşıcam diye şimdiden geriliyorum.
viyana'da konserlere aktivitelere katılan insanlarla tanışmak istiyorum. bi konser bişey oluyo benle gelen kimse olmuyo sonra ben de tek gitmek istemiyorum gitmiyorum... saçma bişi oluyo. bi u2 bi pearl jam olsa affetmezdim heralde gerçi, hipnotize olmuş gibi giderdim yalnız malnız. ben burdayken u2 viyana'da konser verdi yaz yaz, ne kadar içime oturduğunu anlatmaya kelimeler yetmez. sen ben ordayken gelme gelme...!!!!
neyse u2 demişken kendilerinin "party girl" adlı bu az bilinen şeker şarkısını bi sepetin içinde kapınıza bırakırcasına buraya koyup gidiyorum.
edit: bu zımbırtı çalışmıyo mu ne
dıdıt: o zaman buyrun burdan yakın
gitmeme az kaldı sayılır, günler çok çabuk geçiyo. gider gitmez ev aramaydı, ev taşımaydı, bilmemneydi bisürü işle uğraşıcam diye şimdiden geriliyorum.
viyana'da konserlere aktivitelere katılan insanlarla tanışmak istiyorum. bi konser bişey oluyo benle gelen kimse olmuyo sonra ben de tek gitmek istemiyorum gitmiyorum... saçma bişi oluyo. bi u2 bi pearl jam olsa affetmezdim heralde gerçi, hipnotize olmuş gibi giderdim yalnız malnız. ben burdayken u2 viyana'da konser verdi yaz yaz, ne kadar içime oturduğunu anlatmaya kelimeler yetmez. sen ben ordayken gelme gelme...!!!!
neyse u2 demişken kendilerinin "party girl" adlı bu az bilinen şeker şarkısını bi sepetin içinde kapınıza bırakırcasına buraya koyup gidiyorum.
edit: bu zımbırtı çalışmıyo mu ne
dıdıt: o zaman buyrun burdan yakın
konuyla çok alakalı etiketler
ev hali,
u2 viyana'ya gene gitsin ben burdayken de istanbula gelsin,
yaz modu
Friday, August 14, 2009
yuha

- ormanda 10 kaplan gücünde... bu kadarını söylüyorum...
- uykum geldi niyazi, 3 maymuna bağladım hadi artık
hırsst hırrst daha büyük en büyüüük diye delirirken kan beyne ulaşmamış, "söyleceksiniz" diyivermişler. gerçi cümlelerin hepsi birbirinden yamuk.
konuyla çok alakalı etiketler
oha
Wednesday, August 12, 2009
böyle bişey varmış yaa zamanında
3:08'deki seksapel?
"parolasını kalbime gömdüm msn'im hiç açılmayacak
çevrimdışı görünüyorum
bana şifremi kim hatırlatacak?"
klip, kadının msn nicki AŞKIM olan aşkı ile arasında geçen bir konuşma üzerinde dönüyor. adam kadına "seni çok seviyorum" dediğinde kadın "ne kadar çok?" diye soruyor ve olaylar karışıyor. klip, adamın "tahmin edemeyeceğin kadar çok" dediği sürpriz bir sonla izleyiciyi ters köşeye yatırıyor.
konuyla çok alakalı etiketler
can sıkıntısı
Monday, August 10, 2009
delice bile bile göre göre yana yana kana kana
dün gece kuzenimle beyinlerimizin yanmasına şahit olduk. zannedersem sinan özen'in "öpsene beni" parçasının klibini izleyip kendisinin msn smiley'si tadındaki mimiklerini "bu bakış sana" "bu kaç göz yapış senin" şeklinde birbirimize armağan ederken bir anda 90'lar türkçe pop akımına kapılıverdik. ama böyle "mustafa sandal'ın bu kız beni görmeli diye şarkısı vardı di mi ne acaip" gibi bi moddan bahsetmiyorum burda, sevgili blogsal oluşumlar. baya baya hatıra konteynerlerimizin tozlu raflarına iteklediğimiz ve o yıllardan sonra ilk defa dün gece dinlediğimiz şarkılar ve izlediğimiz klipler oldu. bu vesileyle yıllardır ekranlarda görmediğimiz "paintbrush efektleri", "suya tekme atma", "yanan variller", "filmden sahne kaçırma" gibi 90'lar türkçe pop klip enstantanelerini de yeniden görmüş olduk. takdir edersiniz ki bayaa bi nöron kaybı yaşadık.
şu şarkıları herkeslere hatırlatmayı kendime borç bilirim:
asya - vurulmuşum sana
ateş - çingene ruhum (herkesi bu şarkıyı açıp gerekli yerlerde "vuuu" diye bağırmaya davet ediyorum)
eda özülkü - uçurdum da uçurdum
seyyal taner - alladı pulladı
nazan öncel - aynı nakarat
seçil - uhde
şebnem özsaran - mega megaloman
sibel tüzün - anca beraber
tuğçe san - güneşten sıcak
yeşim salkım - ben yoldan gönüllü çıktım
zerrin özer - olay olay
yonca evcimik - tükendik (aslında çok ideal bir joy fm klasiği olabilirmiş bu bak, gerekli uzunlukta saksafon sololarına sahip)
nalan - tutmayın beni (o saçlarına taktığı boncuklar ne patlamıştı yurt çapında)
yonca evcimik - şeytana uydum
bendeniz - ya sen ya hiç
melis sökmen - maçka
aysun kocatepe - bir naz bir naz
gökhan kırdar - yatağına göz koydum (hey gidi elektronik müziğin prensi gökhan kırdar, ilk albümünü unuttuğumuzu mu zannettin? bi de "ah ayartan yar" var söyletme beni şimdi)
nazan yeşiltan - küçücüğüm
seyyal taner - sen çok yaşa (hapşırma efektiyle başlayan şarkı. seyyal taner'in zılgıt eşliğindeki robotik dansları için klibini izlemenizi öneririm)
sibel alaş - bende hüküm sür
aylin livaneli - bana müsaade
aylin livaneli - çakmak çakmak
sonat bağcan - nereye gidiyorsun
tuğrul arsever - benden günah gitti
candan ertekin - hangi aşk adil ki
deniz arcak - vurur
seden gürel - aklımı çelme
aşkın nur yengi - hiç ummazdım (klibinde kendisini koltukları hunharca iterek godzilla gibi temizlik yaparken görebilirsiniz)
jale - üzgünüm
akın - bırakın dönsün dünya (biz çocukken bütün 5 yaşındaki çocukların çizdiği "dünyanın üzerinde el ele tutuşarak duran çeşitli ırk ve milletlerden insanlar" şeklindeki resim kafasında bi klip. izlemeyen cennete gidemez. ellemeyin arkadaşım ayrıca, kendi dönüyo o)
bazıları isim olarak yabancı gibi gelse de dinlerken sözler yer yer ağzınızdan otomatikman çıkabilir. panik yapmayın.
unutmayalım, unutturmayalım.
bonus: şu anda şunu buldum ve beynimde yeni yanıklar ortaya çıktı. ne olay olmuştu yalan rüzgarı'ndaki herif falan hey gidi günler
şu şarkıları herkeslere hatırlatmayı kendime borç bilirim:
asya - vurulmuşum sana
ateş - çingene ruhum (herkesi bu şarkıyı açıp gerekli yerlerde "vuuu" diye bağırmaya davet ediyorum)
eda özülkü - uçurdum da uçurdum
seyyal taner - alladı pulladı
nazan öncel - aynı nakarat
seçil - uhde
şebnem özsaran - mega megaloman
sibel tüzün - anca beraber
tuğçe san - güneşten sıcak
yeşim salkım - ben yoldan gönüllü çıktım
zerrin özer - olay olay
yonca evcimik - tükendik (aslında çok ideal bir joy fm klasiği olabilirmiş bu bak, gerekli uzunlukta saksafon sololarına sahip)
nalan - tutmayın beni (o saçlarına taktığı boncuklar ne patlamıştı yurt çapında)
yonca evcimik - şeytana uydum
bendeniz - ya sen ya hiç
melis sökmen - maçka
aysun kocatepe - bir naz bir naz
gökhan kırdar - yatağına göz koydum (hey gidi elektronik müziğin prensi gökhan kırdar, ilk albümünü unuttuğumuzu mu zannettin? bi de "ah ayartan yar" var söyletme beni şimdi)
nazan yeşiltan - küçücüğüm
seyyal taner - sen çok yaşa (hapşırma efektiyle başlayan şarkı. seyyal taner'in zılgıt eşliğindeki robotik dansları için klibini izlemenizi öneririm)
sibel alaş - bende hüküm sür
aylin livaneli - bana müsaade
aylin livaneli - çakmak çakmak
sonat bağcan - nereye gidiyorsun
tuğrul arsever - benden günah gitti
candan ertekin - hangi aşk adil ki
deniz arcak - vurur
seden gürel - aklımı çelme
aşkın nur yengi - hiç ummazdım (klibinde kendisini koltukları hunharca iterek godzilla gibi temizlik yaparken görebilirsiniz)
jale - üzgünüm
akın - bırakın dönsün dünya (biz çocukken bütün 5 yaşındaki çocukların çizdiği "dünyanın üzerinde el ele tutuşarak duran çeşitli ırk ve milletlerden insanlar" şeklindeki resim kafasında bi klip. izlemeyen cennete gidemez. ellemeyin arkadaşım ayrıca, kendi dönüyo o)
bazıları isim olarak yabancı gibi gelse de dinlerken sözler yer yer ağzınızdan otomatikman çıkabilir. panik yapmayın.
unutmayalım, unutturmayalım.
bonus: şu anda şunu buldum ve beynimde yeni yanıklar ortaya çıktı. ne olay olmuştu yalan rüzgarı'ndaki herif falan hey gidi günler
konuyla çok alakalı etiketler
90'lar,
bilinçdışında erör,
müzik,
neler oluyor hayatta
Tuesday, July 28, 2009
dar
dün holly bizdeydi gene. son bikaç gündür darlayıcı şeyler olup duruyodu etrafımızda. kalktık bize geldik, baktık gene dar dar durumlar. üzülüyosun ama bişey yapamıyosun, o cinsten... biz de kendimize cem yılmaz terapisi yaptık. abimin şaraplarına dadandık, cem yılmaz izledik, sarhoş olup koltuklarda yuvarlandık. tavsiye ediyorum. arada lazım.
peki aroma marka limonatanın tadının pril gibi olması?
gene taşınıyorum. ev arkadaşım email attı, evden çıkıyomuş iş için başka bi şehre yerleşicekmiş evdeki eşyaları da alıcakmış. benim odamdaki eşyaları da alıcakmış (televizyon, üstünde uyuduğum çekyat falan hep onundu) sen istersen kalabilirsin demiş yok canım dedim. ben o eve mobilyalı diye verdiğim kirayı mobilyasızken vermem. bissürü masraf. hem manyak ev arkadaşımdan da kurtulmuş olucam bu vesileyle. bi işte o eşyaları bu sefer nası ve neyle taşicam bilmiyorum. neyse zaten ondan önce bi dönmem ve yeni bi ev bulmam lazım. belki bu sefer nispeten normal insanlarla oturma gibi bi lükse sahip olurum.
peki sitenin bahçesinde "ben özgürlüğün sinek savaşçısıyım" diye bağıran bi çocuk olması?
biraz huzur bulabilsem keşke.
peki aroma marka limonatanın tadının pril gibi olması?
gene taşınıyorum. ev arkadaşım email attı, evden çıkıyomuş iş için başka bi şehre yerleşicekmiş evdeki eşyaları da alıcakmış. benim odamdaki eşyaları da alıcakmış (televizyon, üstünde uyuduğum çekyat falan hep onundu) sen istersen kalabilirsin demiş yok canım dedim. ben o eve mobilyalı diye verdiğim kirayı mobilyasızken vermem. bissürü masraf. hem manyak ev arkadaşımdan da kurtulmuş olucam bu vesileyle. bi işte o eşyaları bu sefer nası ve neyle taşicam bilmiyorum. neyse zaten ondan önce bi dönmem ve yeni bi ev bulmam lazım. belki bu sefer nispeten normal insanlarla oturma gibi bi lükse sahip olurum.
peki sitenin bahçesinde "ben özgürlüğün sinek savaşçısıyım" diye bağıran bi çocuk olması?
biraz huzur bulabilsem keşke.
Subscribe to:
Posts (Atom)

