Friday, December 28, 2007

nostalcik

ben küçükken tv'da izlediğim bişeyler geldi aklıma. fonda donald duck görüntüleriyle yangını vaar yangını vaaar ben yanıyoruuum şarkısı... o esnada donald duck'lı bi yangın sahnesi... donald duck ve kanto... sonra kayahan'ın bir aslan miyav dedi'si ve yine walt disney çizgifilmlerinin kesip biçilmesiyle yapılmış klipler. aslan filan olduğunu hatırlıyorum. bi de rüya ersavcı'nın "sigaraya özenme" şarkısı eşliğinde gelen puro içip öksüren donald duck görüntüleri... ay beynim yandı

Saturday, December 22, 2007

heleloy

vizemi aldıııım heyooo atmicaklar beni bu ülkeden bi süre daha.

-7 dereceye ulaşmış bulunuyoruz. hava daha ne kadar soğuyabilir, merakla bekliyorum. mecbur kalmadıkça dışarıya çıkmıyorum.

az sonra ilk defa makarna salatası yapcem. geçen gün yoğurtlu havuç şeysi yaptım hani rakının yanında gelen türden. yemek işine el atmaya başladım yavaştan.

dün nashmarkt adlı türk dükkanlarının bol olduğu pazar tadındaki ortamdaydım. rakı aldım. türk satıcı rakı istediğimi duyunca nedense çok şaşırdı. alnımda mı yazıyo acaba ben rakı içmem diye, bilmiyorum.

yarın akşam ulli'lerde pre noel partisine gidiyorum. viyana'nın dışında yaklaşık 200 kişilik küçük bi kasabaymış.yakında resimlerle karşınızda olucam.

Thursday, December 20, 2007

upd8 plssssssssssssssss




sözlerime başlarken bu arkadaşı tebrik etmek istiyorum. he-lal ol-sun sa-na he-lal ol-sun şak şak demek istiyorum.

bu neşeli açılıştan sonra gecikmiş apdeytimle karşınızdayım sevgili blog severler. artık öğrenci vizesi için gerekli bütün belgeleri toparladım, yarın sabah telefon ederekten ne zaman vizemi alabiliceğimi sorucam ki beni sevgili avusturya'dan atmasınlar. ayrıca bu vesileyle belirtmek istiyorum ki avustur bürokrasisi türk bürokrasisinden bile beter. gidip düzenli olarak tepelerinde zıplamadıkça hiçbişi yapmıyolar. bi de bişi sorunca cevap verip başka bişi sorunca onun cevabını bilmiyolarsa erör vererekten önceki dediklerini tekrar etme huyları var ki bi gün elimi kana bulamama sebep olucak diye korkuyorum.

almanca kursum mübarek noel bayramı vesilesiyle tatile girmiş olmasına rağmen almanca fenomeni rüyalarıma girmekten vazgeçmiyo. dün gece rüyamda gördüğüm bisürü garip şeyden birisi de normalde 50 yılda bir gördüğüm teyzemin suratıma almanca kompozisyon fırlatmasıydı. ah freud ah çok çınlatıyorum kulaklarını. şu adamın evine de bi gidemedim müze gezmesi şeklinde. artık tatil olduguma göre kültürel gezmelerde bulunmak istiyorum.

kevin devine viyanaya konsere geliyo ocakta ama burda kevin devine dinleyen kimse tanımıyorum. bir kısım arkadaşlarımı şekerle kandırarak konsere sürüklemek gibi hain planlar yapmaktayım.

şimdilik böyle efendim viyana izlenimlerim. yakında görüşmek dileğiyle mutlu yarınlar diliyorum.

not: burda hava bok gibi soğuk lan

Monday, October 15, 2007

A Takımından Mr.T der ki: Anamı karıştırma




kendisinin 80'ler modası hakkındaki yorumlarını da related videos'dan bulup izleyiniz.

Sunday, October 7, 2007

o memo burası viyana avusturya

evet kimselerin gitmediği, kimselerin görmediği viyana'dayız bu hafta. burda da türkiye'deki gibi bi "teyze" popülasyonu var. burdaki teyzeler mutlaka bıyıklı, o yüzden amcalarla karıştırmamak lazım. onların da ellerinde alışveriş torbaları oluyo, onlar da şişman ama bizimkiler gibi otobüste onlara yer verilsin diye memeleriyle oturanları dürtüklemiyolar. onlar da çorap terlik kombinasyonuyla geziyo, ama işin garibi genç ve modern görünümlü arkadaşlar da çorap terlikle gezebiliyo. bi tanesini durdurup kardeşim ayakkabın yok mu diyesim geliyo kendimi tutuyorum. ulaşım süper trafik diye bişiy yok. tren, tramvay, metro filan süper gidiliyo her yere. bisiklet de çok yaygın, her yerde bisiklet yolu var. arabalar yayaları ezmeye çalışmıyo, yaya geçidinde bekliyolar, trafik ışığı yoksa yayalara öncelik veriyolar. bünye alışık diil tabi, bocalıyo :) viyana hakkında daha genel bilgiler vermek gerekirse yaklaşık 1,8 milyon insanın yaşadığı, üstsüz güneşlenmenin normal olduğu küçük bi şehir. küçük, düzenli ve kargaşadan uzak olması dolayısıyla pek hoşuma gidiyo. sakin sakin, efendi efendi. buna rağmen gayet gece hayatı var. en iyi eğlence için erasmus öğrencilerini takip etmek gerekiyo. onlar hep gidilcek güzel yerleri biliyolar. onun dışında devamlı bi aktivite var çikolata festivaliydi sanat hedesiydi her şey mevcut. sanatsal aktivitelere henüz çok dahil olamadım, biraz yerleşiyim onlara da el atıcam. öpüyorum bonibonlarım.

viyanadan bildiricem ama ne zaman?

yakında viyana izlenimlerimle birlikte karşınızda olucam sevgili gönül pıtırcıkları. şimdilik türkiye gerçekleriyle idare edin. (amerikanlaşıyo muyuz ne?)


Thursday, August 9, 2007

yeni gönderi

Thursday, August 2, 2007

yağdır mevlam su

son zamanlarda dinlediklerim listesine bakanlar varsa (ya da onu geçtim arada bir bloguma bakanlar var mı lan ühühü :P) görmüştür; dolores o'riordan ablaya sarmış durumdayım. kendisi cranberries'in solisti olur. onlar dağıldı galiba. kendisinin are you listening adlı solo albümü gayet lezzetli. severek dinliyoruz. ben en çok stay with me, ordinary day, in the garden, when we were young adlı şarkılarını sevdim.

buradan uzun zamandır blogunu apdeyt etmeyen arkadaşlara sesleniyorum: deliganlı rüyaaa nerdesin haneeey nerdesin haneeey nerdesin honey...

günün sözü: "Deli Mavi... evleniyorum... 9 eylul oturum açtı"

Thursday, July 26, 2007

vize in the air

bugun öğrenci vizesi için resmi başvurumu yapış bulunuyorum. yapış yapış sıcak havaya, defalarca git gel yapmak zorunda kalmama, konsolosluktaki kıl almancı kadına rağmen başardım. konsolosluktaki kıl almancı kadının saçları aynı benimki gibiydi. çemkirdi durdu. çocuk azarlar bi tavrı vardı. "bu dosyaların sırası karışmış ben mecbur muyum bunları sıralamaya" diye çıkışlar mı istersiniz, "bunlara bakmıştım baktığım dosyayı neden geri veriyosunuz!!!" diye bi grup dosyayı kafama atmalar mı istersiniz... dosyaların sıralamasına ait bi açıklama bişi olsa biyerde tamam dicem. konsoloslukta çalışıyosun ve almanyada ya da avusturyada doğdun diye neden daha üstün bi insan oluyosun onu anlamıyorum. sen önce telaffuzunu düzelt. kızdım bak. neyse nihayetingen başvurmuş bi insanım. bakalım okul açılmadan önce vize çıkıcak mı.

air konserine gittim. dimitrimu, ben, gizem ve erhan şeklinde bi dabıl deytimiz oldu. eğlendik. dimitrimuyla air eşliğinde yıldızları seyretmek çok güzeldi.

Tuesday, July 17, 2007

masstival izlenimleri

sırf araştırmacı gazetecilik aşkıyla gittiğim ve kendim için gittiysem namert olduğum masstival festivalinden edindiğim izlenimleri bildiriyorum sevgili gönül jelibonlarım.

park orman festival için süper bi mekanmış onu söylemek isterim öncelikle. serin çimenlik ağaçlık ortamlar, piknik alanı filan süper. öğlen sıcağında perişan olmak dışında bir alternatifiniz oluyor, gidip ağaçların altında serin serin oturabiliyosunuz ya da uyuyabiliyosunuz.

ilk gün levent yüksek'in grubu sıfır KM'yi dinledim. baya iyilerdi. levent yüksel şarkıları da çaldılar. uzun zaman sonra med cezir'i duymak güzeldi. bu arada her tarafta 8 yaşında avril tipli küçük kızlar vardı. annelerinin elinden tutup gelmişlerdi. avril öncesi dans çadırımsı mekanda avril şarkıları söyleyen ve hell yeah i'm the motherfucking princess diye bağıran minikler olması ilginçti. sonra avril çıktı. performansını çok beğendim, herkesi coşturdu. ayrıca evet itiraf ediyorum bazı şarkılarını seviyorum kendisinin. ilk çıktığında televizyonlarda gördüğümüz gerzek hareketler yapan avril gitmiş yerine evli barklı efendi bi avril gelmiş sayın okurlarım. o yüzden benden bi aferim aldı.

avril'in ardından koşa koşa pain of salvation'a gittik. kendilerini nasıl daha önce dinlememişim anlamış diilim. çok beğendim, şarkılarını da performanslarını da. çok sempatik buldum kendilerini ayrıca o solistin sesi nasıl bir sestir diye sormak isterim.

pain of salvation'ın ardından ana sahneye koştuk sinead o'connor dinlemek için. sinead seyirciyi hiç iplememesiyle kalbimi kırdı. ikinci şarkıdan sonra hello turkey mello turkey filan hiçbişey demeden "orda irlandalı var mı? iki tane varmış iyi. o zaman bu şarkı size" demesi de ilginç oldu. zaten kendisinde bi "akıl hastanesinden az önce çıktım" havası vardı. son şarkıdan önce "şimdi son bi şarkı çalıcaz sonra söz gidicez" dedikten sonra grubuna döndü ve "kasmayalım ya kolayda ne var?" şeklinde bişey söyledi. tüm ısrarlara rağmen bis de yapmadı. bütün bu sallamazlık beni benden alsa da yumuşak irlanda ezgileriyle mayışmak ve özellkle "you made me the thief of my heart" ile "nothing compares 2 u" aklımda kalan güzellikler.

sinead'den sonra sebastian bach dinlemeye alternatif sahneye koştuk gari. onu neden alternatif sahneye atmışlar anlamış diilim. sebo da baya sempatik sevimli bi adammış :P 18 and life çaldılar sevindirdiler seyirciyi. ben onun da performansını beğendim.

ikinci gün alternatif sahnenin ordaki serin ağaçlık alanda mayışırken çilekeş baya bi kafa sikti sayın okurlar. Y.O.K adlı şarkılarını severim, çaldıklarında da eşlik ettim, fekat sonrasında "yerli deftones'uz biz" şeklindeki çakma chino çığlıkları gerçekten gereksizdi. olmuyor olamıyor.

the answer adlı kuzey irlandanın bağrından kopup gelmiş güzide rock grubu benim ve diğer birçok dinleyicinin beğenisini kazandı yaban çileklerim. şarkılarını da beğendim, performanslarını da. enstrümanlarına hakim bir grup heyecanlı ve başarılı genç olarak tanımlamak isterim kendilerini. samimi ve sevimli olmaları da sempatimizi arttırdı. "konserden sonra havuz başında bira içicez, gelin takılın" dediler. gidicektik fekat climb'a takıldık gidemedik. climb'ı da 16 yaşından beri dinlemiyodum, baya nostalcik oldu. climb amca da bu nostalji fırtınasında kendini kabetmiş olucak ki kafa sallarken mikrofona çarparak ağzını burnunu sahneye bıraktı.

climb'dan sonra cake dinlemeye ana sahneye koştuk. cake baya güzel ve sevimliydi. playlistleri olmaması ilginç bi detaydı. "we don't use a playlist. we are not some jukebox prostitutes, we are open to your song requests so that we can serve you better" şeklinde bir şey dedi solist amca ama kelimesi kelimesine hatırlayamamış olabilirim yalan olmasın :P never there'den önce "this is a sad song because it's sad" şeklindeki açıklaması da ilginçti :) çok güzel ve eğlenceliydi kendileri.

cake'ten sonra bir tori heyecanı aldı bünyeyi. ben tori'yi harbiye açıkhava'da izlemiştim ama o zaman grubuyla gelmemişti. tori'yi grubuyla izlemek ayrı bişeydi. gözlerimi alamadım, hipnotize oldum diyebilirim. böyle bir performans... seyirciyle diyaloğu da gayet güzeldi. en çok yeni albümünden çaldı. yeni albümünü de sevdim ama precious things, bliss ve cornflake girl'de daha bi kendimden geçtim.

lauryn hill de neşeliydi ama biz dansedemicek kadar yorgunduk. nitekim bi süre sonra çimenlerde yatan insanlar arasındaki yerlerimizi aldık. bilindik şarkıları en sona bıraktılar. ready or not, killing me softly çaldılar yattığımız yerden mırıldandık. fekat burdan bir seslenişte bulunmak istiyorum. lauryn hill, sözüm sana! sen artık şarkı söyleme rap yap. zira ses yok. bu lafıma çok tepki aldım ama doğruya doğru kardeşim yok yani ikide bir gidiyo, detone oluyo, fazlaca çatallaşıyo. onun tarzı o diyen arkadaşlara da burdan kucak dolusu bir "hadi len"i borç bilirim.

nitekim benim çok zevk aldığım bi festival oldu. darısı diğer festivallerin kafasına.

günün sözü yaprak'tan geliyo: "çay yapmaya üşendim, bira var mı?"

Thursday, July 5, 2007

dimitri'ye misilleme

evet uzun bir aradan sonra bir misilleme çalışmasıyla geri döndüm sevgili sanat dostları. diğer klibi görmek için: 2mi3.blogspot.com



Thursday, June 7, 2007

günün sözü ipek'ten geliyor

ipekss.:
capkın ol



(nihohahaha kendimi magazin basını gibi hissettim)

Monday, June 4, 2007

şarkılar ve şarkıcılar

eskiden şöyle bi şarkı vardı:

"yürü ya kulum, bana dokunma
iç çekişimden medet umma
hadi yürü ya kulum, sebebi sorma
belki başka baharlara"

dün neyran'lardayken neyran hatırlattı. bu nası şizofrenik bi şarkıdır... şairin kendini allah zannetmesinden mi dem vursam (dem vurmak), "iç çekişimden medet umma" lafına mı takılsam, karar veremedim. bak bi de açık kapı bırakıyo "belki başka baharlara" diye.


aktör, şarkıcı, güzel insan jared leto'nun emo olucam diye karı kılıklı olmasına çok üzülüyorum. kendisini her televizyonda gördüğümde "gel len buraya" diye köşeye sıkıştırıp 'suya dayanıklı göz makyajı' temizleyicisiyle farlarını, kalemlerini, rimellerini silmek istiyorum. adamın suratındaki makyaj malzemesi miktarıyla mutluluğun resmi çizilebilir.



Friday, May 25, 2007

lal lal laaa lal lal laaaa

hehe bu reklamın cingılını onur yaptı lala'larını da ben söyledim :D


Monday, May 21, 2007

anılaaaaar

çocukluguma dair aklımdan cıkmayan sahneler/olaylar/düşünceler


tabii ki arı mayalı silgi tarzı bi geyikten bahsetmiyorum...


-sam brown'ın "stop" şarkısındaki stop hareketi

-pop saati programındaki hissiz sunucu

-25. saat adlı anlamsız programın cingılı

-anaokulundaki "kurabiye canavarının agzına attıgı kurabiyeler nereye gidiyo" tartışması

-filo maket adlı kinder surprise tarzı ürün ve abimin her bakkala gittiğinde ondan getirmesi

-abimin odasında devamlı lehim yapması ve korkutucu lehim aleti (cıs o cısss)

-annanemin apartmanının kare şeklindeki küçük bahçesinde otistik gibi sonsuza kadar dört dönmek

-abimin bana iki tekerlekli bisiklete binmeyi öğretme çabaları

-dansa davet adlı acımasız oyun (bütün çiftler kimsenin dansa davet etmediği sona kalan kişiyi dövüyodu daha acımasız ve olumsuz bir toplumsal mesaj taşıyanbi oyun olabilir mi?)

-her yaz teyzemlerin silivrideki yazlığına gitmemiz ve ordaki en iyi arkadaşım deniz'le yaramazlık yapmamız, denizin annesinin onu alman disipliniyle cezalandırmasıve benim annemin çok kızmasına rağmen ceza vermemesi

-yine aynı yazlık ortamında devamlı düşüp dizimi kanatınca annem tentürdiyot sürmesin diye acele acele yaraya bepanten sürüp dışarı koşmam

-sahilde frigo yemek

-annemin kaybolmamdan korkup "saat başı gel kendini göster" demesi ve saat başı gidip "meraba anne, hoşçakal anne" esprisini yapmak zorunda kalmam

-abimin kaykay kayması

-fenerbahçedeki ev sahibimizin beline kemer yerine halat bağlaması ve babamla tavla oynaması

-fenerbahcedeki ev sahibimizin dairesinin kapısında asılı olan çapa

-michael jackson'ın devamlı gündemde olması, seda sayan ve esra ceyhan'ın olmaması

-annem babam ve abimin almanyaya gitmesi, "almanya'ya gitme"nin ne demek olduğunu anlamamam, abimin gitmeden önce bana sonra verilmek üzere, üstünde uçak resmi olan bi kart bırakması ve kartın içinde "biz şimdi bu uçaktayız" yazması, beynimin yanması

-ucunda püsküller olan mickey mouse'lu tişörtüm

-i love you i love you do you love me yes i do şarkısı

-neden buzdolabında penguen besleyemediğimizi bi türlü anlayamamam

-atlara olan inanılmaz sevgim ve neden gerçek hayatta my little pony yok diye ağlamam

-ailecek ilk CD playerımızı alışımız ve ilk defa CD'den müzik dinlediğimiz an

-çizgifilm karakterlerini oyuncular gibi düşünmem ve çizgifilm bitince evlerine gittiklerini zannetmem

-nedense haşlanmış elmayı çok sevmem

-madonna'dan "like a prayer"

-annemin annaneme gelip zeki müren'in kahır mektupları adlı kasetini annanem dinleyemesin diye saklaması

-nilüfer'den "mor menekşe" adlı şarkı. "mor menekşe ağlıyor mu ne" kısmını "mor menekşe, ağlıyor muğne" zannetmem ve "muğne"nin ne olduğunu merak etmem

-abimin metalci olması ve babamın "yine mi bu ayıları dinliyosun" demesi

Tuesday, May 15, 2007

Tuesday, May 8, 2007

gerçek kesit




biz de yapmıştık böyle mersin'de psikoloji öğrencileri kongresindeyken. tabi o zaman sarı bıyık yok, imkanlar kısıtlı. gene de "bana 75 hacı derler" repliği bir kısım psikoloji öğrencisinin hafızasında yer etmiştir :P

Sunday, May 6, 2007

heroes dünyanın en muhteşem dizisidir.

sevgili ayıcıklı jelibonlarım, az sonra yazacağım yazı heroes'un 20. bölümünü izlememiş olan kardeşlerimize kesinlikle tavsiye edilmemektedir. bu bölümü izlememiş olan olanlar bu yazının devamını okumasınlar. evet Can'cım, pencereyi kapatabilirsin. hatta burdan sana tam yerine rast geldiği için bi çıplak silah repliği patlatıyorum: "move along, nothing to see here!" (arka planda havai fişek fabrikası patlarken)







-------------------spoiler geliyorum demez-----------------------------------------------------

last fm'in heroes forumuna yazdığım yazıyı çevirmeye üşendiğim için buraya aynen koyuyorum. fikri olanlar belirtsin lütfen.



what happens to jessica in the future? why does she never show up no matter how much nikki looks at the mirror? did nikki find a way to integrate her personalities?

-if it's peter petrelli who explodes, how can killing sylar stop the explotion? is peter's explotion somehow related to sylar?

-hiro couldn't save charlie the waitress from dying because he found out that she was already dying from a blood clot in her brain. then he went back to his time and told ando that he can't change the past and he failed. does that mean hiro cannot change what happened in the past and save the people who will have died? if so, that means he won't be able to save the people who were killed in the explosion and they will die somehow anyway... or was charlie being ill just a coincidence?

Friday, May 4, 2007

torrentler kovalasın beni

şu torrent olayını anlamış diilim. benim bağlantımda mıdır sorun anlamadım, dosyalar acaip yavaş geliyolar. ya limewire'dan indirdiklerim gibi geliyo ya da daha yavaş.arada duruyo, bağlanmıyo filan yalan oluyo bilimum download. ayrıca bazıları da heh bak şu sayfaya gir iki takla at sana şifre vercem o şifreyle rar'ı aç öyle izlersin diyo o da olmuyo filan falan başlicam he! ben gidiyorum soran olursa limewire'dayım.

günün sözü jorj'dan geliyor; "lost lost diye nice nicesine sarıldım", sonrasında tekrar burdayız.

Sunday, April 29, 2007

can't touch this

dün karaoke gecesi süperdi. "alkolün su gibi aktığı gecede gençler ilerleyen saatlerde kendilerinden geçtiler." ipek arkadaşımızın yazıştığı adam lost'taki sayid'e benzediği için bütün gece rüya ve ebruyla "vi hev tu get fartır tu get e signıl" "i am sayid jarrah and i am a torturer" diyip kikiki şeklinde güldük. ipek arkadaşımız lost izlemediği için bize katılamadı. bikaç bardak vodkadan sonra yaptığım can't touch this dansı sanırım takdire şayandı :P ayrıca karaokede rüyayla yaşadığımız duygusal anlar sonucu herkesi ne kadar özliceğmi bi kere daha farketmiş oldum... ben gitmeden 286262727 kere görüşüp birbirimizden bıkmış olarak ayrılalım herkesle mümkünse.

karaokeden çıkıp taksim meydanına eğlence ve içki sonrası iğrenç hamburger yemeye gittiğimizde hayatımda gördüğüm en garip şeylerden birini gördüm. bi grup kilt giymiş iskoçyalı, taksim meydanında, gecenin bir vakti, bi grup fenerli gencoyla kol kola fenerbahçeee diye zıplayıp dönüyodu. bi süre garip garip bakıp devam ettik.

Friday, April 27, 2007

kırmızı başlıklı blog

şu uzatmalı enonimus festivali bişeyin farkına varmamı sağladı; abuk subuk insanlar bloglarımızı okuyolar.fikirlerimizden, hislerimizden haberdar oluyolar. evet "anonymous"ı kendine nick belleyen şahsın yatılı okuyarak kız yüzü görmediği lise yıllarının acısıyla dolu olan ve -girebildiyse eğer- üniversitede de siklenmeyen bu yuzden de dikkat çekmeye calısan bi şapşalozdan öte olmadığına dair fikrim hala geçerli fekat bu vesileyle farkettim ki abuk subuk insanların hayatım hakkında yazılar okumasını istemiyorum. bu yüzden efendim, siz şu an bunu okuyan arkadaşlar, siz, oh evet evet siz, seçilmiş kişilersiniz. bizzat ben seçtim. artık başka kimsenin blogumu okuma yetkisi yok. giieeeeelll giiiieeeeelll seçmece bunlaaaar!


günün sözü: "işte böyle kitaplarla 42 yaşındaki körpecik beyinleri zehirliyolar"
- cem aka akıl karı

Wednesday, April 25, 2007

Monday, April 23, 2007

teyze fenomeni

bugün minübüste bi teyzenin sözlü saldırısına uğradım. öne doğru uzatılması için para gönderdiğim için kızdı ve çemkirdi. allah kimseyi teyze yapmasın. ilerde bi gün ben de teyze olursam lütfen ya beni kendimin ve toplumun iyiliği için öldürün - zira o kişi artık ben olmicam, içime teyze girmiş olucak- ya da yaşlı gözlerle "eliiif duy biziii bu sen diilsiiin seni seviyoruuuz" diyin, filmlerde birinin içine öcü girince öyle yapıyolar, bazen işe yarıyo.

teyzeyle aramda geçen ve bana neşeli dakikalar geçirten diyalog ise şu şekilde:

Elif (en arkada oturmaktadır): pardon şunu öne uzatır mısınız acaba? teşekkür ederim.
Adam: şunu öne uzatır mısınız?
Teyze (bir yandan parayı öne uzatarak): kalk kendin ver kardeşim beni rahatsız etmeye ne hakkın var kalkıp vermek bu kadar mı zor bık bık cık cık
E: sadece öne uzatıcaktınız...
T: bana ne kalk kendin ver gencecik kızsın utanmıyo musun beni rahatsız ediyosun burda ayıp denen bişey var bık bık bık bık vik vik
E: elim kolum dolu, ne var bu kadar laf edicek sadece öne para uzatıcaktınız... tamam sizi rahatsız ettim değerli zamanınızdan çaldım kusura bakmayın
T: rahatsız ettin tabi ben böyle saygısızlık görmedim bi de genç kızsın yaşlı olsan yardım ediyim dicem ayıp ayıp vik vik
E: siz daha önce minibüse binmediniz galiba, böyle öne para uzatılır, biri bana uzatsa ben de öne uzatırım, ücretler bu şekilde şöföre ulaştırılır
T: seni ilgilendirmez minibüse binip binmediğim saygılı ol terbiyesizlik yapma ben böyle saygısızlık görmedim! özür dile bari!
E: allllah allllaaaaah... (sonra daha fazla uyuz olmamak için kulaklıklarımı taktım. teyzenin bıkbıklanmaya devam ettiğini görsem de daha fazla muhattap olmak istemediğim için müziğe konsantre olmaya çalıştım. ayrietten içimdeki çemkirme potansiyeli beni bile şaşırttı.)

inerken bana çok pis bi bakış attı. ben de ona baktım. o anda lanetlendiğimi hissettim :P

kapanışı alpay erdem'in konuyla ilgili halikulade beyanatlarıyla yapıyorum, "günün sözü" niyetine. afiyet olsun.

"kadınlar çiçektir, teyzeler teyzedir"

"geçen gün bi teyze gördüm, o kadar büyüktü ki etrafında üç küçük teyze dönüyodu"

Monday, April 16, 2007

dizi

yerli lost geliyor olayının hala internette tartışılmaktan öteye gitmediğini görüp bir nebze kendimi rahatlatsam da bu linkte gördüğüm şey dünyamı kararttı:

http://www.22dakika.org/yazi/turk-dawson-s-creek-i

ya düşünebiliyo musunuz gençliğimizin dizisi ya! gitsin jen'in annanesiyle şükran günü yemekleri gelsin ramazan sofraları... hadi onu da geçtim, kesin her türk dizisinin vazgeçilmezi olan kına gecesi geyiği ve bir zaman geçirme yöntemi olarak "yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar" türküsü... off bari "kahramanlar" dizisini çekmeyin nolur! illa bişi çekicekseniz ellerinizi çekin güzelim dizilerden ve töre dizisi dışında bişey yapın.

günün sözü: allah müstehakınızı versin

Sunday, April 15, 2007

some days are better than others

blogger kendi kendine türkçeye geçmiş. "gönderi" nedir, sorarım size. hele ayarlarda mı ne biyerde "düzeni düzenle" şeklinde bişey var ki beynimi yaktı.

dün zap yaparken selena adlı dizide bi yaratık yemek yerken diğerine "eline sağlık" dedikten ve bunun üzerine diğerinin elindeki yara iyileştikten sonra hayatın anlamını daha fazla sorgular oldum.

bu aralar dizi izlemek dışında bi aktivite buldum kendime. blog okurken üstteki "sıradaki blog" tuşuna basınca herhangi bi yerdeki herhangi birinin blogu çıkıyo karşınıza. başkalarının hayatına burnunuzu sokma hakkını otomatikman elde etmiş oluyosunuz. ünvan gereği diil de gerçekten "psikolog" olana kadar bununla idare edicez heralde. buradan "psikoloji okumak istiyorum" dediğim günden beri bana "ilk hastan ben olayım keh keh" diyen herkese selam ederim.

günün sözü bizzat bana aittir: kaçan kovalanır, kovalanan sıkılır.

Thursday, April 12, 2007

mirc

eskiden "op vermek" diye bişey vardı hayatımızda.

Monday, April 9, 2007

neither heaven nor space

"And the ring around the moon
Looks like light and love
Neither of which I get enough of"

Sunday, April 8, 2007

alanis morissette's my humps parody

rüya hanım sayesinde izleme imkanı bulduğum bir başyapıt kendisi. ayrıca şarkının cover'ı o kadar güzel olmuş ki sözleri bilmesem hüzünlenirdim.

psychic caramel

geçen gün yaptığım şeyin daha önce yapılmadığı iddiasındayım. bir ilke imza attığımı düşünüyorum. geçen gün yeni açılmış bi kebapçıya gittim. tuvalete girdiğimde makyaj malzemeleri bölümü oldugunu gördüm. daha açılmamış, kullanılmamış ruj, kremler, rimel, far, kalem vs. müşteriler kullansın diye koymuşlar. "madem kebapçıya geldim neden makyajımı tazelemeyeyim" şeklinde bişey olsa gerek. beynimin yanması geçince rujla farı çantama atıp çıktım. sonra farkedicekler diye tırsıp hızla mekanı terkettim. daha önce kebapçıdan makyaj malzemesi araklamış olanlar parmak kaldırsın.

dün pijama adlı grubu ilk defa dinleme imkanım oldu. çok eğlenceli ve başarılılar, playlist'leri de klasik bar playlisti diil. tavsiye ediyorum.

neyran, duygu: sizinle bizim evin salonunda oturup sabahlara kadar konuşmayı, gülmeyi, sonra duygunun uykusunun gelip yatmasını ve neyranın ojelerini tazeleyerek konuşmasını özledim.

günün sözü: razzle freaking dazzle

Tuesday, April 3, 2007

geschafft!

her hafta yaptığım gibi viyana üniversitesini "başvurumu okudunuz mu" diye aradım. her zamanki gibi "hayır okumadık sırada çok insan var" cevabını beklerken kadın "evet okuduk kabul edildiniz kabul mektubunuz bir iki haftaya gelir" dedi. "hmm öyle mi peki teşekkürler" diyip telefonu kapadım. sonra evin içinde bağırarak zıpladım ama avusturyalı teyzeyle konuşurken karizmayı bozmadım :) kabul mektubu geldikten sonra okula kayıt, öğrenci vizesi çıkarma vb uğraşlarım olucak, herhalde oraya yerleşmem yazı bulur diye düşünüyorum. ilk sene almanca kursum var babalar gibi. haynın vaynın. heycanlı ve meraklıyım. ne demiş onor bumbum? "iki elinle sarıl yeni hayatına"...

binbir gece'deki şehrazat mıdır nedir o teyzenin ören bayan saçlarını acilen değiştirmesini istiyorum.

günün sözü: duble dallama

Monday, April 2, 2007

abisel diyalog

Elif is not your Freud:
bi sayfaya girdim kıro kıro laflar var sevgiliye göndermek için
Elif is not your Freud:
kırolar burdan buluyolar bunları demek ki
Elif is not your Freud:
kim yazıyo böyle kırocan şeyleri, iş olarak bunu yapan var mı onu merak ediyorum
Elif is not your Freud:
Depremle girdin gönlüme,fay hattı çizdin yüreğime, artçılar hala devam etmekte, özlenmektesin bitanem dokuz nokta dokuz şiddetinde.
obican:
uffff
obican:
sigaramın dumanı sen
obican:
sidiğimin lekesi sen
obican:
kakamın izi sevgilim
Elif is not your Freud:
ahahahahahha

Sunday, April 1, 2007

daniel powter - bad day

hani ergenlik döneminde okuduğumuz bol depresyon soslu kitapta demişler ya "birisi niçin tepemize kocaman siyah bir şemsiye açıp hepimizi yağmurun altından çekip almıyor?" diye. burda hatta kırmızı şemsiye söz konusu, daha bile güzel. seviyorum bu klibi. en bad day'imiz böyle olsun :P





Thursday, March 29, 2007

x

"stuck in reverse, could it be worse?"
yes.

Wednesday, March 28, 2007

konser

31 mart cumartesi saat 11'de onor bumbum adlı güzide grup studio live technik'te sahne alıyo. ben de kendileriyle iki şarkı söylicem. bi tanesi bildiğiniz mor ve ötesi cover'ı past, diğeri yeni bi şarkı "gece" adlı. bestesi onur'a güftesi ve yorumu bana ait efendim. cumartesi akşamı taksim civarlarında olanları beklerim. giriş yok bildiğim kadarıyla.

günün sözü: barış manço kafası

Tuesday, March 27, 2007

lies in the sand

"There are things that will surely seem as they are not.
And I might not know all that I've got.
But the bluffing is easy, and I haven't seen your hand."

Monday, March 26, 2007

yorum savaşları



dün mayorka adasındaki yazlığımın terasında oturup elmalı martinimi yudumlarken düşündüm; zengin olmak suç mu? bu hayatı biz mi seçtik? çok paramız olduğu için ve bazen canımız sıkıldığında 500 euroluk banknotlarımızı "getir kızım" diye köpeklerimize attığımız için hor görülmemiz doğru mu? bu düşünceler beni iyice rahatsız eder hale gelince sebastian'ı çağırdım ve bana pırlanta kaplı telefonumu getirmesini istedim. "kırmızı olan mı efendim?" dedi, "hayır mor olan, kırmızıyı dün kullandım her gün aynı telefonu mu kullanıcam, densiz!" dedim. "afedersiniz" dedi ve moru getirdi. kadim dostum rüya'yı ararken gözüm kıyıya demirlenmiş olan yatıma takıldı. telefonumla uyumlu olması açısından ona da pırlanta kaplatmamın uygun olacağını düşündüm. rüya telefonu açtığında arkadan gürültüler geliyordu. "paris hilton'la ingiltere'de china white'ın önündeyim canım, havuzda şampanya savaşı yapıyoduk az önce, şimdi çıktık" dedi. "napıyosun peki şimdi?" dedim. "kapıda 500 sterlinlik banknotlara misina bağladık, fakirlere verir gibi yapıp çekiyoruz çok eğlenceli, sen napıyosun?" dedi. "aman işte hep aynı şeyler biliyosun beni" dedim. "rüya" dedim, "aklıma bir şey takıldı." "noldu" dedi, "yoksa geçen haftaki gibi özel jetinin benzini bitti ve allahın cezası mayorka'da mahsur mu kaldın?" "yok canım" dedim "zaten benzin biterse ararım getirirler, geçen hafta bütün benzini hizmetçilerim içinden atlayıp beni eğlendirsinler diye ateşten çemberler yapmada kullanmışım ondan öyle bi aksaklık oldu ama bu sefer zulada tanker tanker benzinim var"dedim. "e o zaman nedir kafana takılan, yani ters giden ne olmuş olabilir ki" dedi. derin bir iç çektim. "rüya" dedim, "zengin olmak suç mu? para içinde yüzmeyi biz mi seçtik? insanlar ne hakla bize dil uzatıyorlar?" bir anlık sessizlik oldu. "orda mısın?" dedim. "burdayım canım bi saniye, orlando bloom geldi de bardağıma 1982 chateau d'yquem dolduruyodu o yüzden hemen cevap veremedim" dedi. "ayrıca kim ne hakla bize dil uzatabilir, bazen neler duyuyorum, insanlar sokaklardan internete giriyolarmış ama napalım yani onların parası vardı da biz mi çaldık, hem biz onlara fakirler diye kızıyo muyuz? " dedi. "doğru söylüyosun aslında" dedim. "gün geliyo, benim de burda havyarlı ekmek bulamadığım oluyo ama ben hiç onlar gibi söylenmiyorum" dedim. "evet ya" dedi rüya, sesinde haksızlığa uğramış insanların tınısıyla. "hem zaten ekmek bulamazlarsa pasta yesinler, di mi?" "aaaa-hahahahaha" diye güldük karşılıklı. "hadi canım beckham çifti geldi onların villasındaki partiye gidicez şimdi kapatmam lazım" dedi. "selam söyle" dedim. biraz rahatlamıştım fakat gene de içimde bir huzursuzluk vardı. bu insanlar kim oluyordu da bizim hayat tarzımızı eleştirebiliyorlardı? sinirlenip telefonu denize fırlattım. sebastian'ı çağırıp bana beyaz altın kaplı telefonumu getirmesini istedim. "kenarı yakut işlemeli olan mı, yoksa pırlanta işlemeli olan mı efendim?" dedi. sebastian'ın bana düşünsel bağlamda yaptığı bu baskılardan bunalmıştım. sebastian'ı kovdum. evimin sinema odasına doğru ilerlerken "sebastian, bana bir elmalı martini daha" dedim. artık hepsine sebastian diyorum, hangisi daha yakınsa o getiriyo. hepsinin ismini mi ezberlicem, aaa!


konuyla ilgili olarak bakınız: rüya'nın yirmibilmemkaç tane yorum alan yazısındaki yorum savaşları

Friday, March 23, 2007

hötöröf

sevgili blog,

dün ipek arkadaşımızın doğumgünü kutlu oldu. ipek arkadaşımız gece boyu gelen kutlama mesajlarıyla coşarken doğumgününü kutlamayanları arayarak zorla kutlattırdı. ipek arkadaşımız, doğumgünlerini kebapçı sponsorluğunda kutlamasıyla biliniyor. ipek arkadaşımızı pek severiz.

odamın ne zaman ahır modundan "genç kız odası hoh hoo" moduna geçiceğni merak ediyorum. bugün farkettim ki oda kendi kendini toplamıyomuş. raflarımda ikamet etmekte olan ve adeta birbirinin içine geçerek yeni formlara dönüşmüş olan önemli kağıtları ve makaleleri bi ara artık bi zahmet düzenlemem gerekiyo ama bu işi de mütemadiyen ertelemekteyim. ne demiş atalarımız? "üşeniyorum öyleyse yarın"

günün sözü: hıuuuuu hııııuuuuu

Sunday, March 18, 2007

yarın stajdan sonra okula gitmeyi planlıyorum. sömestr başından beri okula hiç gitmedim. adı gibi mal bi okul çünkü. viyana üniversitesinden de hala cevap gelmedi, gecikmeli fekat kapı gibi bi red gelmesinden tırsmaktayım. neyse tırsmanın ecele faydası yok diyerekten yeni keşfettiğim sunrise avenue adlı grubu tüm sevenlerime tavsiye etmek istiyorum. make it go away ve fairytale gone bad adlı şarkılarını çok sevdim. bi "the calling" esintisi var şarkılarda ama daha iyisi. iyi olmasa ablanız dinler mi? dinlemez. kurban olsun ablanız size.

"There’s no more rabbits in my hat to make things right"


günün sözü: yenilebilir sığır jelatini

Tuesday, March 6, 2007

taytıl

göz kapağımda ikamet etmekte olan uzaylı oluşumu bugün öğlen itibariyle aldırmış bulunuyorum.gönül isterdi ki ameliyatı dr jack shephard yapsaydı.böyle durup durup dudaklarını sıkıp sıkıp parça parça konuşsaydı. "i need you to stay calm, ok? (kaşlar kalkar) you can do this." neyse. artık onu kapatmak için saçlarımı önüme tarayıp emo emo gezmem gerekmicek. yarın bandaj açılana kadar tek gözle idare ediyorum. uzun süre tek gözle bakınca beyin derinlik algılarını sapıtıyo. merak edenler deneyip görebilir-ya da göremeyebilir.

supernatural adlı diziyi indiriyorum internetten. tabii ki bir heroes ya da bir lost diil ama güzel bi dizi ben sevdim. ghost whisperer ve buffy severlere tavsiye ederim. bi de özellikle baş roldeki jensen ackles abiye dikkat diyorum. ah diyorum.