Monday, March 26, 2007

yorum savaşları



dün mayorka adasındaki yazlığımın terasında oturup elmalı martinimi yudumlarken düşündüm; zengin olmak suç mu? bu hayatı biz mi seçtik? çok paramız olduğu için ve bazen canımız sıkıldığında 500 euroluk banknotlarımızı "getir kızım" diye köpeklerimize attığımız için hor görülmemiz doğru mu? bu düşünceler beni iyice rahatsız eder hale gelince sebastian'ı çağırdım ve bana pırlanta kaplı telefonumu getirmesini istedim. "kırmızı olan mı efendim?" dedi, "hayır mor olan, kırmızıyı dün kullandım her gün aynı telefonu mu kullanıcam, densiz!" dedim. "afedersiniz" dedi ve moru getirdi. kadim dostum rüya'yı ararken gözüm kıyıya demirlenmiş olan yatıma takıldı. telefonumla uyumlu olması açısından ona da pırlanta kaplatmamın uygun olacağını düşündüm. rüya telefonu açtığında arkadan gürültüler geliyordu. "paris hilton'la ingiltere'de china white'ın önündeyim canım, havuzda şampanya savaşı yapıyoduk az önce, şimdi çıktık" dedi. "napıyosun peki şimdi?" dedim. "kapıda 500 sterlinlik banknotlara misina bağladık, fakirlere verir gibi yapıp çekiyoruz çok eğlenceli, sen napıyosun?" dedi. "aman işte hep aynı şeyler biliyosun beni" dedim. "rüya" dedim, "aklıma bir şey takıldı." "noldu" dedi, "yoksa geçen haftaki gibi özel jetinin benzini bitti ve allahın cezası mayorka'da mahsur mu kaldın?" "yok canım" dedim "zaten benzin biterse ararım getirirler, geçen hafta bütün benzini hizmetçilerim içinden atlayıp beni eğlendirsinler diye ateşten çemberler yapmada kullanmışım ondan öyle bi aksaklık oldu ama bu sefer zulada tanker tanker benzinim var"dedim. "e o zaman nedir kafana takılan, yani ters giden ne olmuş olabilir ki" dedi. derin bir iç çektim. "rüya" dedim, "zengin olmak suç mu? para içinde yüzmeyi biz mi seçtik? insanlar ne hakla bize dil uzatıyorlar?" bir anlık sessizlik oldu. "orda mısın?" dedim. "burdayım canım bi saniye, orlando bloom geldi de bardağıma 1982 chateau d'yquem dolduruyodu o yüzden hemen cevap veremedim" dedi. "ayrıca kim ne hakla bize dil uzatabilir, bazen neler duyuyorum, insanlar sokaklardan internete giriyolarmış ama napalım yani onların parası vardı da biz mi çaldık, hem biz onlara fakirler diye kızıyo muyuz? " dedi. "doğru söylüyosun aslında" dedim. "gün geliyo, benim de burda havyarlı ekmek bulamadığım oluyo ama ben hiç onlar gibi söylenmiyorum" dedim. "evet ya" dedi rüya, sesinde haksızlığa uğramış insanların tınısıyla. "hem zaten ekmek bulamazlarsa pasta yesinler, di mi?" "aaaa-hahahahaha" diye güldük karşılıklı. "hadi canım beckham çifti geldi onların villasındaki partiye gidicez şimdi kapatmam lazım" dedi. "selam söyle" dedim. biraz rahatlamıştım fakat gene de içimde bir huzursuzluk vardı. bu insanlar kim oluyordu da bizim hayat tarzımızı eleştirebiliyorlardı? sinirlenip telefonu denize fırlattım. sebastian'ı çağırıp bana beyaz altın kaplı telefonumu getirmesini istedim. "kenarı yakut işlemeli olan mı, yoksa pırlanta işlemeli olan mı efendim?" dedi. sebastian'ın bana düşünsel bağlamda yaptığı bu baskılardan bunalmıştım. sebastian'ı kovdum. evimin sinema odasına doğru ilerlerken "sebastian, bana bir elmalı martini daha" dedim. artık hepsine sebastian diyorum, hangisi daha yakınsa o getiriyo. hepsinin ismini mi ezberlicem, aaa!


konuyla ilgili olarak bakınız: rüya'nın yirmibilmemkaç tane yorum alan yazısındaki yorum savaşları

3 comments:

ipeks said...

merhaba elif. yorumu mu bora bora dan yapıorum.

ipeks said...

pardon aksaklık oldu laptop uma su damladı da yenisini getirttim.
neyse
sorunlarımızı gercekten de cok iyi anlatmısın cok tesekkur edıyorum. bende bazen dusunuyorum neden boyle hersey suc mu zengınlık dıye ama işte tam o anda canım sevgilim evan mcgregorcum gelıyo yanıma ve herseyi unutuyorum. ha bu arada evan laaramızdakiler cok gizli!! aman soleme kimseye basından uzak yasıyoruz iliskimizi.

elif said...

ben de bum bum adasından bildiriyorum. teşekkür ederim canikom hepimizin derdi aynı işte ondan sonra çıkıyolar konuşuyolar yok açlık bilmemne bizim sorunlarımıza eğilen yok. ayrietten düğününüzü gala gala adasında yapmanızı istiyorum. ewan'a selam yola devam.