Wednesday, May 13, 2009

ortaya karışık

bikaç gündür bizim oralardaki bikaç trafik lambası bozuk, trafik polisleri görüyo lamba görevini. onları lemmings'e benzetiyorum; vardı ya bilgisayar oyunu şöyle tipler vardı resimdekinden. bu üç boyutlusu tabi ben bunu bebeykene amiga'da oynarken böyle diildi bunlar. trafik polisleri de aynen böyle duruyo işte. sanki oyunun sonunda onları hedefe geçiremediğin için patlatmak zorunda kalıcakmışsın da onlar da "oh nooo!" diye pıt pıt patlicakmış gibiler.




geçen gün benim manita bu blogu görmek durumunda kaldı o yüzden sonradan görür sorar falan diye adını değiştiriyorum manita dicem artık ona blogda. ona taktığım malum ismin ingilizcesi almancası falan da benziyo zira.

geçen gün manitanın ev arkadaşı sataştı bize. dedi ki "siz de hep senin arkadaşlarınla takılıyosunuz, sen freud'un hiçbi arkadaşını tanımıyosun di mi?" o da dedi ki "yoo iki tanesini tanıyorum". bu da "sadece iki tane mi? hıh" dedi güldü pis pis. o esnada farkettim ki burda böyle arkadaş grubu diye bişeyim yok. ayrı ayrı bikaç tane arkadaşım var, bazen onların da arkadaşları geliyo öyle takılıyoruz. zaten bin tane arkadaşım yok ki burda, sadece iki tanesini tanısın. bi de bu arkadaşları toparlayıp arkadaş grubu oluşturmaya kalkışsam gene sorun. bi defa herkesin ayrı bi düzeni var birinin vakti olunca öbürünün olmuyo. ikincisi; mesela incilerin efendisi başak, unintended ve benim manitayı aynı ortama soksam, başak almanca konuşmaz zor geliyo konuşamıyorum der, unintended ingilizce konuşmaz almancam daha iyi ingilizcede istediğim her şeyi söyleyemiyorum diye, tıkanırız. böyle ingilizce ya da almancada ısrar edip diğerini konuşmayan çeşitli arkadaşlarım var. hatta bi kere burda türkçe bilen avusturyalı bi arkadaşım var onunla ve türk bi arkadaşımla buluşmuştum. türk almanca konuşmak istemez, avusturyalı nasılsa almanca anlıyoruz diye türkçe kasmak istemez, herkes birbirini anlayıp kendi anadilinde cevap vermişti, acaip bi ortamdı.

neyse işte hal böyleyken telefunken şeklinde çok fazla ortamıma sokamadım çocuğu. çok bi ortamım da yok o da bi sorun teşkil ediyo tabi. tek tek buluşmalar ayarlayıp bi iki kişi daha tanıştıriyim bari kıllanmasın "niye bunlar beni aralarına almıyolar, ben aldım onu bağrıma bastım, ortamıma soktum, fahri alman yaptım" diye.

ev arama işlerini baya boşladım bu ara, yarın onunla acilen yeniden ilgilenmem lazım. daralıyorum artık bu evde. içinde hareket etme alanı olan ve insan çağırabiliceğim bi oda istiyorum.

bu dönem almayı ve geçmeyi planladığım iki dersin de ben giriş sınavlarına girmeden önce başlamış olması çok mal bi durum bence. yetişmem gereken bissürü yer var, çok yavaş ilerliyorum. derslere ortasından girince bişi anlamıyorum diye derslere de girmiyorum artık. oturup kütüphanede genetik bilmemne okuyorum öf hiç ilgimi de çekmiyo. avusturya kraliçesi olduğum zaman genetik fizyoloji biyoloji falan gibi derslerin psikolojide zorunlu olmasını yasaklicam. bi de bilimadamlarının kaçmayan çorap icat etmesini zorunlu hale getiricem. ten rengi kilotlu çorapları bi kere giyiyorum hepsi ilk seferde kaçıyo. almicam artık bu ne ya... avusturya kraliçesi olunca yapıcağım diğer icraatları şurda biyerde ingilizce olarak yazmıştım, nerdeydi o yaa.. şurda mıydı.. yok yok.. heh buldum şurdaydı.

yapmam gereken diğer işler arasında printer satın alma bu hafta üst sıralara yükseliyor sevgili izleyenler. bütün derslerin notları internette, onları biyerde print ettirmek hem daha pahalıya geliyo uzun vaadede hem de baya bi vakit ve uğraş kaybı. bunu da buraya yazıyorum artık yapmam lazım bak. bi de bi çeviri yapmam lazım, hastanelerde hastalara doldurtulan bi form varmış almanca bilmeyenler için onu türkçeye çevirmemi rica etti bi arkadaş. şöyle kabataslak çeviriver dedi o kadarını yaparım heralde. bunu yapmayı da devamlı unutuyorum.

hafızama ek kart alabilmek istiyorum!! yok abi 8 bit'ten sonrasını kaydedemiyorum. dardanel ton mu yesem napsam?

3 comments:

Eliza Doolittle said...

Sevgili Freud, Avusturya kralicesi icraatlarini okudum da, hazir el atmisken, nolur Hollanda devlet islerine de karisir misin? En kotu ne biliyim, bizim Queen Beatrix'le kanka olup onun da tum bunlari yururluge koymasini saglayabilirsin. Ozellikle cute guys- ugly shoes/uglier sandals ve supermarketle ilgili olanlari..Haa, bi de nolur, halkina sutle beslenmeyi yasaklasin, zaten sulak yerde buyumusler, daha da uzamasinlar Turk insani kendini bok gibi hissediyo!!

i am not your freud said...

sevgili eliza,

beatrix henüz bunu bilmiyo ama o benle kanka olcak yakında. hissedebiliyorum bunu. o zaman benle ilişkini iyi tutarsan sizin iç işlere de bir kız kanka sinsiliğiyle el atarım. "yaa beatcan ben çorapla sandaleti yasakladım, estetik ötesi oldu sokaklar, pırıl pırıl oldu sizde görünce garipsiyorum şimdi" falan derim.

Eliza Doolittle said...

Super plan! Ben de sen arada buraya geldikce ve kralicelik gorevlerinden baydikca caktirmadan space kektir ottur boktur eglencelerine, sarayda gizliden partiler filan yapmaya araci olurum, gul gibi gecinir gideriz ;)