Saturday, May 30, 2009

taşındım



evet evet sonunda taşındım. ev bulmamla taşınmam bir oldu. "evet meraba, burası mutfak, bunlar odalar, this is a book, banyo, tuvalet, hoop taşınıyoruz" şeklinde gelişti olaylar. artık iki kişilik bi evde kalıyorum. ev arkadaşım avusturyalı bi kız. sevimli bi kıza benziyo, manyak çıkmamasını umuyorum. ex-gıcık ev arkadaşım da ilk başta sevimli görünüyodu çünkü. insanların sağı solu belli olmuyo.

apartmanda asansör var, yemek alışverişi yaptıktan sonra torbalarla kat kat merdiven çıkmak zorunda olmamanın verdiği mutluluk kelimelerle anlatılamaz. asansörün ilginç yanı anahtarla çalışıyo olması. sadece apartmanda oturanlarda anahtar var, başkası asansörü kullanamıyo. bunun nedenini sorduğumda şöyle bi cevap aldım: "çünkü apartmanda oturanlar asansör için para ödedi, o yüzden burda oturmayan ve dolayısıyla para ödemeyen insanlar asansörü kullanamaz." çok harika bi sistem, böylece para ödeyenlerin hakkı geçmemiş oluyo. avusturya ülkesinin anayasasının ilk maddesinin "hak geçmesin" olduğundan şüpheleniyorum. mesela bunlar milletçe kul hakkı olayından da muaflardır bence, zira kimsenin kimseye 1 cent alıcağı vericeği olmuyo, olamıyo. her şey kuruşu kuruşuna ödenmeli. yoksa haksızlık olur. misafir dediğin de merdiven çıkar.

bugün uyuşturucu krizine girmiş bağımlı gibi odamdakü bütün kutuları hunharca açarak bilgisayarımı aradım. ilk onu çıkardım mutfak masasına koydum dank diye. daha yerleştirmem gereken bissürü eşya var, bu yerleşme süreci bi 12 yıl sürücek diye tahmin ediyorum.

neyse ben yerleşme işlemlerine devam ediyim. pazartesi resmi tatil olduğu için salı gününden itibaren de yer değişikliği bildirmeydi, belge alıp vermeydi öyle şeyler başlicak. of of... neyse o eşyalar eski evden 4 kat merdivenden aşağı taşınmak suretiyle getirildi ya, heralde işin en zor kısmı oydu.

sağlıcakla kalın

Monday, May 25, 2009

günün sorusu:

(bugün yazayazdığım ancak blogger sorun çıkardığı için yayınlayamadığım postumu takdim ediyorum siz sevgili ruhani patateslerime. yayınımız kaldığı yerden devam ediyor.)


bilin bakalım gene nerden bildiriyorum? söylemem sürpriz. hayatta tahmin edemezsiniz.

evinde bilgisayarını ele geçirdiğim ismini vermek istemediğim unintended kişisi bi arkadaşından ders notu mu ne almaya gitti. sonra gelip ders çalışıcak, ben de bu esnada evini bekliyorum. bir nevi bekçiyim. aynı zamanda da bi arkadaşım uyansın da mesaj atsın ki havuza gidelim diye bekliyorum. on numara hava var dışarda. önümüzdeki günlerde de felaket yağmur yağıcakmış, şu yaz havasından zamanında faidelenmezsem çocuğumu keserim.

bu uyansın da mesaj atsın diye beklediğim arkadaşım avustralyalı ve natalie imbruglia'ya benziyo. ama aslında teknik olarak avusturyalı, çünkü annesi babası avusturyalı. ama almanca bilmiyo pek. özüme döneyim köklerimi göreyim diye kalkmış buralara gelmiş, almanca öğreniyo şimdi. bu olay bana çok ilginç geliyo mesela, annesi de babası da avusturyalı ama çocuklarıyla ingilizce konuşuyolar hep. bu kızcağız kesin çok çekiyodur avusturya ile avustralya'nın karıştırılması olayından.

az önce unintended yuvasına döndü ve şöyle dedi: "tuğçe benim gibi bi kız, çok tatlı." ahahaha ciddi ciddi dedi bunu.

peki geçen gün türk restoranında yaşadığım muhabbet?

ben: bi sprite alabilir miyim?
garson-1: he?
ben: sprite, sprite alabilir miyim?
garson-1: he? ne alabilir misin?
ben: sprite
garson-2: sprite diyo oğlum sprite, ben burdan anladım sen hala anlamadın koş git sprite getir
garson-1: ach sooo, sprite, tamam.
garson-2: bu küçükken menenjit geçirdi de o yüzden böyle oldu
ben: hmm !? (ne tepki vericeğni bilememek)
alman manita: bu garson sana ötekinin türkçe bilmediğini mi söyledi?
ben: eöö yok pek öyle diil...

neyse şimdi anintendıt ders çalışcakmış ben de bilgisayarını ona teslim etmek suretiyle buralardan uzaklaşıyorum. eve gidiyim de hazırlaniyim.

Monday, May 18, 2009

evet.

gene unintended'dan bildiriyorum. zaten evime neden kira ödüyorum bilmiyorum, devamlı burdayım. unintended yorgun, uzandı. ben de kalktım, uyuyakalmiyim diye blog yazıyorum. aslında ders çalışmamız gerekiyodu. evet.

avusturya kraliçesi olduğum zaman çocukların bağırmasını yasaklamaya karar verdim bugün. özellikle süpermarkette sıra beklerken ya da otobüste giderken arkada ciyaklayan bişeyler olması sinirlerimi kaldırıyo. çocuklar bağırmasın, uslu olsun. evet.

bu aralar facebook'a herkes "1 kadın 1 erkek" dizisinin videolarını koyuyo ben de beğenerek izliyorum, sevgili kolalı haribolarım. en sonunda biyerden bulup bölüm bölüm izlicem galiba, eğlenceli bişeye benziyo.

öf genetik çalışmak çok sıkıcı. ben psikanaliz olsun, psikolojik rahatsızlıklar olsun böyle şeyler çalışmak istiyorum. artık okulum master'la lisansı ayırsa da master yapıcam derken abuk subuk lisans dersleri almak zorunda kalmasam. neyse bunun niye böyle olduğunun açıklamasını yapmak çok zor şimdi ama böyle gerzek bi durum var.

gerzek durumlardan söz açılmışken belirtmek isterim ki lady gaga'nın temmuz sonunda viyana'da konser vericek olması ve benim o esnada türkiye'de olucak olmam da son derece gerzek bi durum kanımca. aynen zamanında benle gelicek kimse olmadığı için iamx konserine gidememem, tek başına konsere gidememe kabızlığına sahip olan bi insan olmam gibi.

ev arıyorum, arıyorum, bulamıyorum. galiba en sonunda unintended'ın buzdolabına taşınıcam. küçükken buzdolabında penguen beslemek istiyodum ve ısrarla neden penguen besleyemiceğmizi anlamıyodum. bu hayalimi de bu şekilde bizzat gerçekleştiricem sanırım.

evet.

Thursday, May 14, 2009

Wednesday, May 13, 2009

ortaya karışık

bikaç gündür bizim oralardaki bikaç trafik lambası bozuk, trafik polisleri görüyo lamba görevini. onları lemmings'e benzetiyorum; vardı ya bilgisayar oyunu şöyle tipler vardı resimdekinden. bu üç boyutlusu tabi ben bunu bebeykene amiga'da oynarken böyle diildi bunlar. trafik polisleri de aynen böyle duruyo işte. sanki oyunun sonunda onları hedefe geçiremediğin için patlatmak zorunda kalıcakmışsın da onlar da "oh nooo!" diye pıt pıt patlicakmış gibiler.




geçen gün benim manita bu blogu görmek durumunda kaldı o yüzden sonradan görür sorar falan diye adını değiştiriyorum manita dicem artık ona blogda. ona taktığım malum ismin ingilizcesi almancası falan da benziyo zira.

geçen gün manitanın ev arkadaşı sataştı bize. dedi ki "siz de hep senin arkadaşlarınla takılıyosunuz, sen freud'un hiçbi arkadaşını tanımıyosun di mi?" o da dedi ki "yoo iki tanesini tanıyorum". bu da "sadece iki tane mi? hıh" dedi güldü pis pis. o esnada farkettim ki burda böyle arkadaş grubu diye bişeyim yok. ayrı ayrı bikaç tane arkadaşım var, bazen onların da arkadaşları geliyo öyle takılıyoruz. zaten bin tane arkadaşım yok ki burda, sadece iki tanesini tanısın. bi de bu arkadaşları toparlayıp arkadaş grubu oluşturmaya kalkışsam gene sorun. bi defa herkesin ayrı bi düzeni var birinin vakti olunca öbürünün olmuyo. ikincisi; mesela incilerin efendisi başak, unintended ve benim manitayı aynı ortama soksam, başak almanca konuşmaz zor geliyo konuşamıyorum der, unintended ingilizce konuşmaz almancam daha iyi ingilizcede istediğim her şeyi söyleyemiyorum diye, tıkanırız. böyle ingilizce ya da almancada ısrar edip diğerini konuşmayan çeşitli arkadaşlarım var. hatta bi kere burda türkçe bilen avusturyalı bi arkadaşım var onunla ve türk bi arkadaşımla buluşmuştum. türk almanca konuşmak istemez, avusturyalı nasılsa almanca anlıyoruz diye türkçe kasmak istemez, herkes birbirini anlayıp kendi anadilinde cevap vermişti, acaip bi ortamdı.

neyse işte hal böyleyken telefunken şeklinde çok fazla ortamıma sokamadım çocuğu. çok bi ortamım da yok o da bi sorun teşkil ediyo tabi. tek tek buluşmalar ayarlayıp bi iki kişi daha tanıştıriyim bari kıllanmasın "niye bunlar beni aralarına almıyolar, ben aldım onu bağrıma bastım, ortamıma soktum, fahri alman yaptım" diye.

ev arama işlerini baya boşladım bu ara, yarın onunla acilen yeniden ilgilenmem lazım. daralıyorum artık bu evde. içinde hareket etme alanı olan ve insan çağırabiliceğim bi oda istiyorum.

bu dönem almayı ve geçmeyi planladığım iki dersin de ben giriş sınavlarına girmeden önce başlamış olması çok mal bi durum bence. yetişmem gereken bissürü yer var, çok yavaş ilerliyorum. derslere ortasından girince bişi anlamıyorum diye derslere de girmiyorum artık. oturup kütüphanede genetik bilmemne okuyorum öf hiç ilgimi de çekmiyo. avusturya kraliçesi olduğum zaman genetik fizyoloji biyoloji falan gibi derslerin psikolojide zorunlu olmasını yasaklicam. bi de bilimadamlarının kaçmayan çorap icat etmesini zorunlu hale getiricem. ten rengi kilotlu çorapları bi kere giyiyorum hepsi ilk seferde kaçıyo. almicam artık bu ne ya... avusturya kraliçesi olunca yapıcağım diğer icraatları şurda biyerde ingilizce olarak yazmıştım, nerdeydi o yaa.. şurda mıydı.. yok yok.. heh buldum şurdaydı.

yapmam gereken diğer işler arasında printer satın alma bu hafta üst sıralara yükseliyor sevgili izleyenler. bütün derslerin notları internette, onları biyerde print ettirmek hem daha pahalıya geliyo uzun vaadede hem de baya bi vakit ve uğraş kaybı. bunu da buraya yazıyorum artık yapmam lazım bak. bi de bi çeviri yapmam lazım, hastanelerde hastalara doldurtulan bi form varmış almanca bilmeyenler için onu türkçeye çevirmemi rica etti bi arkadaş. şöyle kabataslak çeviriver dedi o kadarını yaparım heralde. bunu yapmayı da devamlı unutuyorum.

hafızama ek kart alabilmek istiyorum!! yok abi 8 bit'ten sonrasını kaydedemiyorum. dardanel ton mu yesem napsam?

Sunday, May 10, 2009

viyana kıroları ve geçmiş olsun bana




canım viyanamda bi maltepe havası hakim sevgili bilog. az önce eve gelirken maruz kaldığım sözlü tacizlerin haddi hesabı yok. hepsi de avustur sarhoşlar tarafından yapıldı. mini etek falan giymiş olsam gene anlicam -gerçi yok çok da anlamicam çünkü eskiden burda mini etek giyenleri de gayet rahatsız etmezdi kimse ama anlamış gibi yapıcam o zaman. fekat durum öyle de diil.

gece otobüsüne doğru yürürken yolda bi arkadaşıyla telefonundan cıstak cıstak michael jackson dinleyen birisi beni durdurup "şarjım bitiyo telefonunu kullanabilir miyim sim kartımı takabilir miyim lütfen lütfen" dedi. anlamıyomuş gibi yaptım hatta destek amaçlı ellerimle anlamıyorum işareti yapıp yürümeye devam ettim. o adam ordan ben sokağın sonuna varana kadar olduğu yerden monolog halinde konuşmaya devam etti: "buralı diilsin di mi? nerelisin? nerden geldin? adın ne? benim adım daniel, senin adın ne? heey nereye gidiyosun? dursana! ben eve gidiyorum benle gelir misin?"

özellikle bu son cümledeki özgüven beni benden aldı. acaba gerçekten basıp gitmekte olan birinin ardından osuruk kıvamında laflar atmakta olduğunu bilmiyo olabilir miydi bu adam? "benimle eve gelir misin" dediğinde sokağın sonundan "hiç sormicaksın sanmıştım! oh evet evet!" diyerek kollarına koşucağımı düşünmüş olabilir miydi? fazla kafa yormadan devam ettim. eve dönüş yolunda 2 kişi daha yolumu kesip bişiler dedi, ben yürümeye devam ederken onlar da konuşmaya devam ettiler.

eskiden buralar böyle diildi sanki ya... insanlar saygılıydı, beyoğlu'na iki dirhem bir çekirdek çıkardık. laf atsa atsa belki karlsplatz'daki junkie'lerden biri laf atardı kırk yılın başı, ama onlar da mütemadiyen kafalarında halay çektikleri için çok şaşırtıcı bi durum olmazdı. avusturlar da tozuttu iyice.

dönüş yolunda filozof'un çalıştığı bara uğradım. nası olsa yol üstünde, bi gidiyim bakiyim napıyo hem de iyigeceler diyim diye. harıl harıl çalışıyodu garibim. iyi gecelerimi diledim, ev istikametinde yola devam ettim. otobüste giderken "ulan bu barı da çok severim he, ayrılırsak gelemem bi daha buraya of sıçtık zaten 3 tane güzel yer var biri de bu yaa napcam" diye tribe girdim bi süre. bilet kontrolcüsünün gelmesiyle tripten çıktım.

aşık olmakla "yoo kendimi frenlemeliyim hemen kapılmamalıyım, her an çok sıç şeyler olabilir" mentalitesi arasında yazlıklardaki balkon salıncağı tadında gidip gelirken farkettim ki çok da frenleyemiyorum artık kendimi. birisi onu sorduğunda yüzümde otomatikman şapşal bi gülümseme oluyo. arada ekşın olsun diye kendime iş çıkarıyorum, bi gün görüşmüyoruz, özlüyorum. "ya böyle böyleyse, ya şöyle olursa?" diye kafamda bişiler kurup tırsıyorum.

geçmiş olsun bana, ne diyim...

Thursday, May 7, 2009

bugün çok gezegen uyandım.




gezegen demek işte öyle kafası karışmış, evrenden uzaydan alakasını kesmiş, kendi etrafında dönen demek.

unintended'da kalmıştım. unintended'ın sabahın erken bi saatinde "hassiktiiiir" diye uyanıp "alarmı sen mi kapattın? alarmı kim kapattı? allah kahretsin projeye geç kaldım! allah kahretsin çok geç kaldım! hassiktir hassiktir! alarmı kim kapattı? proje... alarm..." nidalarıyla ufukta kaybolduğunu hatırlıyorum. sonra yeniden sızmışım. rüyamda cornflake girl, ben ve tarkan bi partideydik. cornflake girl tarkan'a yazıyodu. bu partiden sonra nereye gidelim diye konuşuyoduk. derken beynimde "dıım dıdıım dıdım yaktın beni hain dıım dıdım dıdım tiryakin oldum yarim" dizeleriyle "noluyo lan?" diye uyandım. uyandığım gibi içimden "çikolataaaaaa" diye bağırarak içgüdüsel olarak nitelendirebiliceğim bi şekilde buzdolabına koştum. buzdolabını açtığımda suratıma çarpan esintiyle ayılmış olacağım ki unintended'ın evinde diil çikolata, şeker bile bulundurmadığını hatırladım. buzdolabını kapadım.

öğleden sonra filozofla telefonda konuştum. klasik bugün naptın muhabbeti yaptık. bu benim çok komiğime gidiyo mesela, normalde bugün naaptın sorusuna bi insan nası cevap verir? "okula gittim, sonra şehlacan'la buluştum, beraber bi kahve içtik, o da manitadan ayrılmış çok dertli. sonra berksu geldi bi arkadaşıyla, biraz takıldık, berksu'nun arkadaşı şehlacan'a yazdı, sonra sinemaya gittik hepberaber." di mi mesela? filozof'a soralım:

-bugün naptın?
-sabah kalktım. duşa girdim. sonra kahve yaptım. kahve içtim. o sırada ev arkadaşım geldi. naber dedi iyiyim dedim. sonra baktım kağıt çöpü birikmiş onu dışarı çıkardım. sonra okula gittim.

aman neyse tek almanlığı bu gününü anlatmadaki detaycılığı olsun. o gene işte kahve yaptım kahve içtim derken ve ben de kıs kıs kıs şeklinde gülerken dedi ki "okula gittim, okuldan çıkışta x'le buluştum birer kadeh bişey içtik."

x dediğim kişi değişken zannedilmesin, hemen alttaki post'ta bahsettiğim eski kız arkadaşı yeni kankası olan kişiye tekabül ediyo. "ha iyi yapmışsın hayatım, üç gündür görüşmüyodunuz özlemişsindir" dedim içimden. bazen çok seviniyorum iç ses dışardan duyulmayan bişey diye. hiç üstünde durmadan hmm diye geçiştirdim ama sinir oldum "her gün mu buluşuyo bunlar, bu çocuk her gün ağaç türleri hakkında konferans dinlemezse günü iyi geçmiyo mu" diye.

ben türkiye standartlarında minimum kıskançlıkta bi insanım. "ne o öyle arkadaşıyla buluşup kahve içmeler, çocukluk arkadaşı da olsa kız sonuçta, neden beraber kafeye gidiliyo" diyip kavga çıkarma potansiyelinde arkadaşlarım var orda. avrupa diyarında ise bildiğin kıskanç insan kategorisine giriyorum. burda eski kız arkadaşla baş başa buluşma olayını kıskanırsan kıskanç bi insan oluyosun mesela. kavramların farklı kültürel ortamlarda farklı tanımlar ve atıflar kazanması ne ilginç bir olgu değil mi sevgili gönül jelibonları? neyse dur içime sosyal psikolog kaçtı. bu vesileyle bi arkadaşımın "sosyal psikolog olmak istiyorum ama gıcık olmaktan korkuyorum" şeklindeki özlü sözünü alıntılamak isterim.

konuya dönelim. dönüyoruz... döndük. bi kere bi arkadaşım demişti ki (türk kendisi) "ya sen ne kıskanç olmayan bi insansın hiçbişeyi mi kıskanmıyosun?!" ben de demiştim ki "ya mesela eski kız arkadaşıyla baş başa buluşup duruyosa kıskanırım." arkadaşım da demişti ki "e oha yok artık bi de kıskanmasaydın!"

avrupa, sözüm sana! ulan bu kadar adamsınız, biriniz bile mi rahatsız olmuyosunuz manitalarınız eski manitalarıyla buluşunca? aranızda toplanıp karar mı aldınız "arkadaşlar bundan sonra avrupa sakinleri olarak eski manitalardan zerre kıl kapmıyoruz, bi de birisi yanımızda manitamıza sarkarsa sesimizi çıkarmıyoruz, çünkü herkes kendinden sorumludur, hepimiz bireyiz. hadi şimdi dağılalım. lütfen dağılırken birbirimizden belli bi mesafede durmaya özen gösterelim" diye? beni sinirlendirmeyin!

Monday, May 4, 2009

modernim modernsin modern




dün bi arkadaşımla buluşmuştum sonra filozofu aradım akşam, o da ben bi arkadaşımla bilmemnerde oturuyorum kop gel dedi. ben de arkadaşımı aldım gittik bunların yanına. kızı gördüm meraba dedim, içimden diyorum ben bu kızı nerden tanıyorum? ben bu kızı biyerden tanıyorum. tanıştım mı acaba önceden, şimdi tanımadım ayıp olmuştur o zaman. yok yok ben bu kızı tanıyorum, gördüm ben bunu. ne çok konuşuyo ya bırbırbır kafam sikildi. sevimli bi kız aslında. tanıyorum ben bunu kesin. ben bu kıza neden inceden kıl olmaya başladım? çok da iyi bi kıza benziyo halbuki... alla alla... nerde gördüm ben bunu daha önceden ya? of ne salak suluk şeyler anlatıyo ya bana ne bunlardan öf... botanikçi midir bi ağaç türleridir tutturmuş gidiyo. ya benim birine sebepsiz kıl olmam çok nadir olur, katil falan mı bu acaba, neden kıl oluyorum? ters bi hali de yok... alla allaaaa...

derken filozofun başka bi arkadaşı geldi. anladığım kadarıyla "felsefe okuyorum, çok deliyim, dan dan her şeyi söylerim, sosyal çekincelerim yoktur" modeli bi adam. biraz muhabbete dahil olduktan sonra o anahtar soruyu sordu:

- şimdi bunlardan hangisi eski kız arkadaşın, hangisi yeni kız arkadaşın?
(bikaç saniye sessizlik)

kafamda 500 voltluk bi ampul yandı. bana bu kızın resmini göstermişti bi kere bilgisayarındaki resimlere bakarken. "bak bunla biz 3 sene önce bi ara çıkmıştık ama şimdi süper kankayız. zaten hala görüştüğüm tek eski kız arkadaşım bu, ama ikimizde de hiçbişey kalmadı o yüzden hiç kasış olmuyo onla buluşmak, arada görüşüyoruz" demişti.

- eööö ben eski kız arkadaşıyım

kız bunu dedi bi gariplik oldu tabi. ama gariplik olmamalı ya, çok moderniz ya, ben de hemen arkasından elimi kaldırmak suretiyle atladım:

- ben de yeni kız arkadaşıyım!

bunun üzerine gene gariplik olmasın tabi, genciz moderniz ortamı kurtaralım diye benim arkadaşım atladı:

- bizim aramızda ise hiçbişey olmadı!

allahım ne afacanız, çeşitli şakalar, espiriler... ben gene bi çıkış yaptım

- henüz bişi olmadı aralarında ama ilerde nolur bilemeyiz tabi!

ehehe mehehe gülüşmeler. ah beni beni!

kız anlatıyo "bilmemne filmi izledim çok beğendim, zaten bilmemkim yönetmeni de çok severim, hatta onun bi filmi daha vardı biliyo musunuz bak film dedim de aklıma geldi, geçen gün..."

benim o sırada aklımdan geçenler: şimdi bunlar öpüştü di mi zamanında... seviştiler falan. suratını sevmiştir saçına dokunmuştur... bak bak bak bişi anlatırken koluna dokundu benimkinin! elleşme lan benim o! nesini beğenmiş bu kızın ya erkeğe benziyo. beni de onu da güzel buluyosa işimiz var...

neyse ki böyle bi "aman eski kız arkadaşımın yanında seni tanımam, gariplik olur" ya da "eski kız arkadaşım burda ya, senin burnunun dibinden öteye gitmem, kıskandırmak boynumun borcu" gibi sahalarda görmek istemediğimiz türden hareketler olmadı. her zaman nasılsa öyleydi yanımda. o yüzden çok delirmedim.

dönüş yolunda sadece ikimiz kalmıştık. ben de içmişim, çenem aralandı:

- o kızı gördüğümde biyerden tanıyorum ben bunu nerden tanıyorum diye düşünüp durdum, sonra ama nedense içimde onunla ilgili garip bi his var neden acaba diye düşündüm, sonra eski kız arkadaşın olduğunu anlayınca açıklığa kavuştu her şey.

- o beni iki gün önce aramıştı ben geri aramamıştım, sonra bugün dışardayken baktım vaktim var geri aradım, buluştuk. 3 sene önce bi ara çıkmıştık, çok uzun da sürmemişti, 4 ay. şimdi arkadaşız, arada buluşup bişeyler içiyoruz o kadar.

- beraber sarhoş olmadığınız sürece benim için sorun yok.

- beraber sarhoş olmuyoruz ama olsak bile bişey olmaz. bi kere onun doğumgününe gitmiştim orda herkes sarhoş olmuştu. bi kere de ikimiz de sarhoşken tesadüfen bi barda karşılaşmıştık. hiçbişey olmadı aramızda ayrıldıktan sonra, olmaz da.

- bi kere başıma böyle bişey geldi, eski bi erkek arkadaşım beni sarhoşken eski kız arkadaşıyla aldatmıştı, o yüzden...

- onunla aramızda geçenler o kadar uzun zaman önceydi ki, şimdi hiç eskiden berabermişiz gibi bile gelmiyo. hiç merak etme, için rahat olsun, tamam mı?

(iç ses: zamanında da duymuştum ben bunları) dış ses: tamam

- utangaç ve tereddütlü görünüyosun :)

- öyleyim :)

Saturday, May 2, 2009

another chance

geçen gün farkettim ki koca avusturya imparatorluğunda sadece bi tane avusturyalı arkadaşım var. camgözü saymıyorum, bi de diğer ev arkadaşım var o da avusturyalı ama onunla da aynı evde yaşamak dışında bi olayımız yok. diğer arkadaşlarım bikaç alman, bikaç türk, iki sırp, bi iranlı ve bi avustralyalıdan oluşuyo. burdaki almanlar acaip arkadaş canlısı. bi yerde bi şekil tanışıyosun kız hemen telefonunu alıyo, mesajlaşılıyo, buluşup kahve içiliyo, kız muhabbetlerine giriliyo filan. aslında bence almanyadaki almanlar avusturlardan daha arkadaş canlısı diildir. burdaki almanlar da burda yabancı konumunda olduklarından ve türkler gibi pek sevilmediklerinden dolayı kolay kaynaşıyolar bizle.

filozofla çok iç içe dip dibeyiz, benden sıkılıcak diye korkuyorum. he ben sıkıcı bi insan diilim de işte erkekler tribe giriyo ya bazen öyle. burdaki tek avusturyalı arkadaşım dedi ki "habire buluşmak isteyip sonra sıkıldım derse kendi manyaklığıdır seni ilgilendirmez". aslında mantıklı bi bakış açısı ama benimseyemiyorum. ille de sıkıldım dicek diye bişi yok sonuçta ama mesela heycanı kaçar, hemen rutine bineriz falan diye endişeleniyorum. bi de mesela gündüz dolu olsam bile akşam mutlaka bi boş vaktim oluyo; buluşalım dediğinde bahane üretmek, yalan söylemek ya da biçok germen ırkı mensubu gibi "akşam buluşamayız çünkü saat 19:43'te bir email yazmam lazım ardından da kek yapıcam" gibi şeyler demek istemiyorum. ama arada da bi özleme payı bırakmak istiyorum. iyice değere binmek istiyorum anlıyor musun bilog, bana hasta olsun istiyorum, zaten hastaysa yataklara düşsün istiyorum. yok lan düşmesin kıyamam. ama işte sıkılmasın benden öf. bi de sevme potansiyelimi görüp kaçmasın diye ayağımı denk alıyorum.



şu kızcağzı o kadar iyi anlıyorum ki. bence en güzel videolar top 10'una girer bu.

adam: hello
kız: hello
a: do you need help?
k: who doesnt?
a: is that your heart?
k: yeah
a: big!
k: it's small now
a: small?
k: it was bigger before
a: scary!
k: yeah that's my problem.