Sunday, June 28, 2009

teker teker

farkettim ki çaba göstericem diyip bi bok göstermeyen adamdan o garip konuşma sonrasında ayrılmalıymışım, çünkü sonraki günler içimin içimi yemesiyle geçti. ve evet hiçbi gelişme görmedim kendisinde. ben de o akşam vakti attığı sallamaz mesajının üstüne ağladım, ertesi gün de o seviyo diye aldığım beyaz çikolatalı gofreti kahvaltıda yedim, diş fırçasını çöpe attım, gene ağladım, sonra telefon edip ondan ayrıldım. konuşmamız sanırım bi 15 saniye filan sürdü. tamam anlıyorum dedi sadece, kapattık.

netice itibariyle önceki post'larda tahmin ettiğim her şey bir bir oldu. "aman allahım her şeye çok şaşırıyorum" modunda başlayan her ilişkimde olduğu gibi yakın zamanda kalbim elime verildi ve hatta ilişki tartışması felsefi tartışmaya döndürüldü. demek ki neymiş? bilmiyorum. burdan almam gereken ders nedir, baştan bişiler sezince koşarak kaçmalı mıyım? zaten yeterince derdim yokmuş gibi 2 gün sonra ailevi sağlık sorunları başgösterdi, kilometrelerce öteden mahvoldum. ayrılık acısı falan yalan oldu o esnada. türkiye'ye gittiğim zaman karşılaşacağım manzaradan korkuyorum artık.

hayat bana iyi davranmıyo bu aralar.

Wednesday, June 24, 2009

.

yoruldum. yapamıyorum.

Monday, June 22, 2009

1 kadın 1 erkek 1takım problemler



evet bayadır yazmıyodum neden yazmıyodum, kafam bozuktu da ondan yazmıyodum. manitada bi umarsızlık, bi ilgisizlik, bi hödüklük, bi aramayı sormayı unutmalık başgöstermişti. ben de "ulan daha 2 aydır beraberiz, ilk ay boyunca mis gibi adamdı, şimdi neden yarı insan yarı öküz mitolojik bi karaktere büründü, daha ikinci aydan sukoyvericekse nası olcak bu işler" diye karalar bağlamıştım. konu hakkında konuştuğumuzda da halinde tavrında bi tuhaflık olduğunu kabul etti -ki bu aslında iyiye işaret çünkü bazen de "yok öyle bişey sen paranoya yapıyosun" diyip deli eder bu erkek cinsi insanı - ve böyle bi large moda geçtiğini kabul etti. bunun niye böyle olduğunu bilmediğini, zamanla düzeliceğini düşündüğünü söyledi. iletişime geçmeyi ihmal etmesi konusunda da "bazen ben çok kendi içime dönüp etrafı ihmal ediyorum çok bencilce biliyorum ama böyleyim" falan dedi. "bazı şeyleri değiştirmeye çalışıcam ama hiçbi şeyin garantisi yok, bazı şeyler de tamamen değişmez" falan dedi. "ben seninle birlikte olmak istiyorum, sen benim için çok önemlisin ama ilişki uğraş ister, senin uğraşmaya hevesin var mı?" dedi. "ilişki uğraş ister" ile "bu adam da manyak çıktı kaçayım" arasında ince bi çizgi var bence bazen. sınır nerde çiziliyo? onu düşünüyorum günlerdir. yani "her ilişkide sorun olur bu da bunlardan bi tanesi, karşılıklı çaba göstererek üzerinden gelebiliriz" ile "öf ya adam göt ayağı yapıyo işte ilgilenen isteyen adam zaman zaman kendi içime kapanıyorum etrafı unutuyorum mu yaparmış, he is just not that into you" arasında kalmış durumdayım.

velhasıl kelam, ben de ayağımı denk alma moduna geçtim tekrar. hislerimi çok belli etmiyim, çok ilgili gözükmiyim, ben mesaj atmiyim o atsın moduna geçtim. meyvelerini alıyo gibiyim. şunu merak ediyorum ama, illa sonsuza kadar kaçan kovalanırcılık mı oynicaz ilişkilerde? şimdi çok carrie brawshaw modu oldu "and i wonder, how much longer are we gonna bilmemne" modeli yazmaya başladım ama hakkaten merak ediyorum bunu. yani yanında içimden geldiği gibi kendimi kısıtlamadan davranabiliceğim bi erkek var mı, yoksa herkes bi süre sonra karşısındakinin ona çok değer verdiğini hislerinin güçlü olduğunu görüp böyle bi he evet o benim zaten, bi yere de gitmez şeklinde triplere girip kaybetme korkusundan arınarak öküzcana bağlıyo mu? eğer öyleyse mütemadiyen ilhan uçkan modeli oyunlar mı oynicaz yani? ben ki bilen bilir öyle sıkboğaz eden yapıda bi insan diilim ota boka sorun da çıkarmam ama çok gözlemliyorum bunu, ilk önce bi prenses muamelesi oluyo ilişkilerimde, ondan sonra ben kendimi kısıtlamayı tutmayı bırakıp hislerimi göstermeye başlayınca (devamlı seni seviyorum demekten bahsetmiyorum, manitayla zaten öyle bi muhabbet geçmedi de, hareketlerle yaptıklarınla göstermekten bahsediyorum) "ha iyi bu ayar oldu artık bişi yapmaya gerek yok" rahatlığı geliyo adamlara. ya da zırt pırt sorun çıkarmıyorum diye mi oluyo lan, sorun mu çıkarmak lazım yani aslında?

bi arkadaşım şöyle bişey anlatmıştı: bi arkadaş grubuyla bi cafede oturuyolar. bunun arkadaşı bi kız ve onun erkek arkadaşı da orda. kız hadi tuvalete gidelim diyo beraber tuvalete gidiyolar. kız diyo ki bak napıcam şimdi: numarasını gizli numara yapıyo sonra da erkek arkadaşının yanına gittiğinde çaktırmadan erkek arkadaşını gizliden çaldırıyo. o esnada çocuğun telefonuna bakıp "kim bu gizliden çağrı yapan, sen benden ne saklıyosun, kiminle napıyosun da seni gizliden çaldırıyo" diye kavga çıkartıyo. bana göre manyaklık, ona göre yapmak lazım arada böyle şeyler. değere binmek falan filan.

öf neyse düşün düşün boktur işin ve bakalım kaçan kovalanırcılık oynayınca nolcak diyerekten sözlerime son verip buzdolabına doğru koşuyorum çünkü çok acıktım.

Saturday, June 13, 2009

ne biçim haziran lan bu?? laaaağğğnnn?!?!



haziran demeye bin şahit isteyen tuhaf bir ay içerisindeyiz avusturya sakinleri olarak. rüzgar yağmur gırla. haziran dediğin sıcak olur arkadaşım. hayır madem soğuk olacağdı neden mayıs sonunda temmuz havasıyla ağzımıza bal çaldın be hava durumu? neyse çok da şikayet etmemek lazım enazından ders çalışmama bahanelerimde azalma oluyo hava kötü olunca.

ev arkadaşım bugün 2 haftalık bir aradan sonra eve döndü. o anda farkettim ki o yokken hayat çok güzelmiş. gelir gelmez "ay ay banyo yaptıktan sonra duşu temizleyiciyle ovmamışsın, oy oy oy onu böyle yapma şöyle yap, vah vah vah tezgahı vimle silmeliyiz" diyip hızla yerleri ve etrafı silmeye başladı. hayır ev pis diil bişey diil, tezgah da temizdi sadece vimle silmeyi gerektiricek bi durum yoktu. benim bildiğim etrafta böyle leke meke olmadığı sürece arada bir toplu temizlik yapılır o zaman silinir etraf. sonra hunharca etrafa kokular sıkmaya, kokulu mumlar yakmaya falan başladı. öyle bi koku saplantısı var, minnacık evin her yerinde 78 tane farklı kokulu sprey, 54 mum, 35 tütsü var ayrıca mutfakta otomatik koku sıkıcısı var ki bi süre sonra raid yemiş sinek etkisi yaratıyo bende. nedir travması bi anlasam rahatlicaz. nevrotik bi durum var belli. bi de içeri girer girmez böyle yaygaracı bi şekilde ay ay diye evin içinde dört dönünce ben acaip huzursuz oldum. sonra dışarı çıktı bikaç saatliğine. geri gelince eyvah dedim, geldi! sardı korkular gelecek yıllar... bu sefer de kendimi "orayı ben yarın dezenfekte ederim, şurayı böyle yaptım hanımım olmuş mu, e o zaman ben artık müsadenizi istiyim evde çocuklar bekler" modunda buldum. bu durumda nası kendimi evde hissedicem bilmiyorum. umarım bi süre sonra birbirimize alışabiliriz ya da şehir dışında bi iş bulur da arada bir eve gelir, cevap veriyorum b seçeneği yarebbim dinimiz amin.

bugün biletimi aldım 11 temmuzdan itibaren türkiye'den bildiricem. gene aylaaar sonra ilk defa gelen insan psikolojisiyle "aa bu yoktu önceden, aa bu bina yeni mi, aa bunu değiştirmişler" dicem, insanlar da "ohooo bayadır var o hıh" diye beni bozucak biliyorum. en gıcığı da yeni geyiklerden falan haberdar olmuyorum bazen, bi reklamdı yeni bi gündemdi bişi oluyo gazetede yazmayan, insanlar onu konuşuyolar ben gurbetçi moduna geçiyorum, benle dalga geçiyolar sonra. bunun dışında bir buçuk ay boyunca yemek ve ev işi yapmak zorunda olmicamı düşünerek seviniyorum. (özlediğim insanları görmek falan kısmı zaten yani bariz bişey o yüzden onu belirtme ihtiyacı duymadım derken aa belirtmişim bile şimdi bak)

son olarak şunu söylemek istiyorum ki salihande bloğu sahtedir arkadaşlar yani birisi bu insanların resmini araklayıp dalga geçen blog açmış. bugün sözlükte gördüm tartışıyolardı "hayır değiiiil değiiiiil arkadaşım hande'nin ilkokuldan arkadaşıymış değiiil" diye. yapmayın etmeyin ben de demiyorum ki bu resimdeki insanlar yaşamıyo photoshop'la yaratmışlar onları, var tabi bu insanlar ama o blog onların diil. bi yandan da bu blogu açan kişi sözlük yazarı mıdır diye bi tartışma dönüyodu, çok akıllı birisi demiş ki yok olamaz o blog bütün forumlarda tartışılıyodu sözlükte sonradan başlığı açıldı. e tamam da "sözlükte sonradan başlığı açıldı, demek ki onu bi sözlük yazarı yazıyo olamaz" nasıl bi mantıktır? adam açmıştır o bloğu (kesinlikle erkek bunları yazan), çok sonradan onu keşfeden başka bi yazar da başlığını açmıştır sözlükte. yani bu blog gerçektir diye diretmek, fikirtepeliler blogu gerçektir diye diretmek gibi bişey. hatta ben onu aynı insanların yazdığından şüpheleniyorum. o yüzden gidip salihande bloguna "ahahah çok salaksınız ya inanamıyorum" yazmayın boşuna. "şaka gibisiniz yaa" da yazmayın, şakalar çünkü zaten. latife o latife. aman yazıcaksanız da yazın bana ne.

Thursday, June 11, 2009

oturduğu yerde sakatlanan insan

oturduğu yerde ayağını incitebilen bi insanım. nası oldu ben de bilmiyorum. insanlar kaykay kayarken, paten kayarken falan biyerlerini incitiyolar, ben spor yapmıyo olabilirim ama incinme hakkım saklı galiba.

geçen gece arkadaşlarla dışarda oturup içiyoduk, derken ayağa kalktığımda yürürken sol ayağımın acaip acıdığını farkettim. topallayarak eve gittim. baktım sabah geçmemiş hala çok acıyo. bildiğin yürüyemiyorum, basamıyorum üstüne. dedim böyle ömür geçmez, hastaneye gittim. buranın devlet hastanesi de bildiğiniz ssk modeli, saatlerce bekliyosun. manita da geldi benle, dedi ki acile gidelim orda daha az beklersin bi de daha az soru sorarlar. çünkü böyle elini kolunu sallaya sallaya hastaneye gidip ben ortopedist görmek istiyorum ayağım acıyo falan dersen önce 654 tane kişiden geçiyosun, hepsi de "buraya gelmeden önce aile doktoruna gittiniz mi? neden gitmediniz?" diye soruyo, hastanenin içinde dört dönüyosun bi oraya bi buraya, herkese derdini anlatıyosun bi doktor görücem diye. e hastane yerine normal doktora gidersen o da röntgene yollicak başka biyerlere, o yüzden hastaneye gitmek en iyisi bu durumda. neyse bu sağa sola yollanma kısmını geçmek için acile gittik, "nasıl oldu bi kaza mı oldu?" diye sordular. "ee ben oturuyodum beyle sonra derken bi baktım yürüyemiyorum" dedim. görevli önce bi boş boş baktı, sonra "acilde tedavi görmeniz için bi kaza olması lazım, ayağınızı çarptınız mı vurdunuz mu nasıl oldu?" dedi. ben erör verdim, manita atladı ordan "çarptı çarptı evet" diye. o zaman aldılar beni. şey de ilginç bence, sonuca diil nedenine göre almaları. bildiğin yürüyemiyorum yani ama otururken olduysa hiç cool diil, çarptıysan alıyolar böyle dramatik bişi olması lazım. neyse sonra manita işe gitti ben beklemeye başladım. bekle bekle bekle... bi de müzik de dinleyemiyosun, sırası gelenin ismi anons ediliyo çünkü. ben de kitap okudum biraz ama beklemek çok daraltıcı bişey. yani evde oturup o kitabı okuyo olsam öyle daralmam ama bişeyi bekliyo olmak sıkıyo. tam 2 saat sonra ismimi duydum, neşeyle içeri koşacakken yürüyemediğimi hatırladım, neşeyle içeri topalladım. şöyle hızlı bi muayene sonunda:

doktor: noldu, çarptınız mı ayağınızı?
ben: hee evet öyle bi çarpma şeysi de oldu tabi de asıl ben otururken sol ayağıma baskı yaptım sanki ondan oldu gibi geliyi bana
doktor: hee iyi şimdi gidin röntgene çağrıcaz sizi (sallamamak)

röntgene çağrılmayı bekle, röntgen çekilsin git gene bu sefer doktorun çağırmasını bekle derken toplamda baya baya bütün günüm geçti orda. sonuç itibariyle bandaj verdiler, buz koyun geçer dediler. içimdeki paranoyak hastalık hastasına lanet olsun, ne hemen koşarsın hastaneye? gitmeden önce benim aklıma neler neler geliyo tabi acaba bişey mi çıktı ayağımda bacağımda, kesmezler dimi falan diye. neyse şimdi çok daha iyiyim, sola çok ağırlık vermeden yürüyebiliyorum. buzumu koydum oturuyorum, yarım saate ders çalışmaya gidicem. çalışmam gereken bisürü genetik şeysi ve az bi zaman var elimde.

son olarak burdan bütün okuyuculara seslenmek istiyorum: otururken ayağnızın üstüne çok baskı yapmayın. teşekkür ederim iygünler.

Thursday, June 4, 2009

eski manitadan kanka olur mu? peki manitanın eski manitasından kanka olur mu?

camgöz çok komik bi insan yaa... taşınmışım gitmişim bana hala ordan laf sokuyo. gelmiş bana msn'de "bulunduğun yeri güzelleştirmektense mutluluğu başka yerde aramayı tercih ettin" diyo. lafa gel ya, ağıt yakıcak utanmasa "beni yağmurlarda terkettin sokaklarda bıraktın şimdi kalbim sensiz" falan diye. dün diğer eski ev arkadaşımla görüştüm, camgöz demiş ki "freud niye taşındı yeni odası da hiç büyük diilmiş 16 metrekareymiş o kadarcık oda için bıraktı bizi". zannedersin çocuklar uyurken şarkıcı olmak için geceyarısı evden kaçtım, ailemi terkettim... "bıraktı bizi"ymiş. evden çıktım ulan! keyfim kahyasına öyle buyurdu, çıktım. insan evine geçtim. döşemesi sökülmüyo duvarları dökülmüyo enazından. bi de 11 metrekare odada yaşadıktan sonra 16 ilaç gibi geliyo bünyeye. içinde at koşturucak oda lazım demedim, hareket edilebilen oda lazım dedim. he bi de insan suretinde bi ev arkadaşı lazımdı onu da buldum sanırsam.

geçenlerde manita aradı dedi ki "bu akşam bilmemnebarda konser varmış x söyledi gelmek ister misin?" x işte o eski kız arkadaşı olan. hmmm ne konseriymiş dedim avusturyalı bi grupmuş. gelmiyim de baş başa mı gitsinler romantik romantik? gelirim dedim gittim. kız bana bi sempatik bi arkadaş canlısı anlatamam. devamlı ilgilenmeler soru sormalar muhabbet açmalar... konser bitti, içiyoruz, derken manitayı birisi çağırdı öteye gitti bu, biz kızla baş başa kaldık. ay bi samimi olduk zannedersin 3 senedir kankayız. beraber tatil planları falan yapıyoruz, "bu yaz benim arabamla aşağı avusturya'ya gidelim gölde yüzelim manitanı da alırız (manitan demedi tabi :P) 2 kişi daha buluruz bi araba insan şeklinde gideriz, benim annemlerin orda evi var, bi gece de orda kalırız" falan diyo ben de ay dimi ne güzel oluur falan diyorum... kafalar iyice olunca ben dayanamadım sordum siz niye ayrıldınız benimkiylen diye. "ben de tam bilmiyorum ama tanıştıktan çok kısa süre sonra çıkmaya başladık, o dönem o bana bi anda çok fazla geldi kaldıramadım, zaten ilişkiler konusunda çok kötüyümdür ben" dedi. heh dedim iyi benimkinde bi yamuk olduğundan diil, kız avrupai triplere girmiş ondan ayrılmış. "ama şimdi çok iyi arkadaşız o çok iyi bi insan, onunla çok güzel vakit geçiriyoruz, umarım senin için sorun olmuyodur, gerçekten endişelenmeni gerektiricek bi durum yok, benim de erkek arkadaşım var zaten" dedi. galiba "birileri" biraz çıtlatmış benim bunların baş başa buluşup durmasına çok hasta olmadığımı! "yani açıkçası başlarda garipsedim ama şimdi seni daha iyi tanıdıktan sonra sorun etmiyorum" dedim. belki sonradan gene kıskançlığım pörtleyebilir ama şimdilik biraz rahatladım kızın manitasını falan görünce. zamanında aşık olduğum bok beni aynen böyle "ay saçmalama hiç alakası yok biz çok kankiyiz zaten onun da erkek arkadaşı var ay sen de yani deli misin kaç zaman önceydi o aa" diyip boynuzladığından beri iyice bi işkilleniyorum eski kız arkadaşlardan. engelleyemiyorum. ha biz böyle kız arkadaşlar klübü olarak eski manitalardan kıllanıyoruz kıllanıyoruz, sonra o adamlar alakasız biriyle bişi yapamaz mı, yapabilir. bu bize kapak olmaz mı, olabilir. gene de korkunun ecele faydası yok mentalitesini benimseyemiyorum.

anlayamadığım bi şey var bi de: o akşam manitanın bi arkadaşı demiş ki buna "bana x'i ayarlasana" o da demiş ki "birincisi o benim eski kız arkadaşım, ikincisi erkek arkadaşı var" çocuk da bozulmuş falan, nasıl bozulduğunu gülerek anlatıyo bana. hehehe evet ne kadar komik bi dakka lan neden "birincisi o benim eski kız arkadaşım"? madem o kadar kankasınız, arkadaşınla çıksa rahatsız olmaman gerekmez mi? ya mesela benim de şimdi arkadaşımla çıksa garipsiceğim eski erkek arkadaşlarım var ama çok kankayız diye gezmiyorum onlarla. hatta hiçbiriyle görüşmüyorum bile. birinden ayrıldıktan ve bişeyler bittikten sonra bile arkadaşınla çıkmalarını istememeyi anlayabiliyorum, eski erkek arkadaşın ondan sonra birden bire arkadaşının erkek arkadaşı olarak hayatına tekrar giricek, garip bi durum hakkaten. ama madem o kadar kankasınız eski kız arkadaşınla, görüşüp görüşüp duruyosunuz, neden rahatsız olursun ki o zaman, orasını anlayamıyorum. anlayan birisi bana anlatırsa sevinirim.

son olarak şunu belirtmek istiyorum ki talk talk'un solisti bariz balıkçı temel'miş. bu da kanıtı.