Sunday, September 27, 2009

.

sarhoşum ve kalbim kırık. onun arkadaşlarıyla karşılaştım. dün de başka bi arkadaşıyla karşılaşmıştım noluyo ya? "ayrılmanız çok kötü oldu biz seni çok sevmiştik" dediler. biz gene de buluşalım yeni evine gelelim falan dediler. allahtan sarhoşken de bi yere kadar mantıklı davranabiliyorum da (bazen) "allah belasını versin ağzıma sıçtı" falan demedim. çok mutlu, normal, hayatından memnun bi tablo çizdim. ama şimdi diyorum. allah belasını versin. bin türlü. çükü düşsün mümkünse.

Tuesday, September 22, 2009

g'day mate ve scarlett johanson skandalı

bu aralar spastik ataklardayım. hem devamlı bi yorgunluk bi çökkünlük hakim bünyeme, hem de vize uzatma kabusunun ve ilk sınavımın zamanının yaklaşmasıyla uykularım kaçıyo.

geçen gün gene unintended adını verdiğimiz arkadaşımla halka açık alanlarda yürüyüş yapıp yer yer oturup aptal saptal şeylere gülerken bi avustralyalı'yla karşılaştık. avustalya ülkesine yakın zamanda yaptığı gezinin etkisiyle buranın yerlilerine sempati duyan unintended arkadaşımız, avustralyalı amcanın yanına oturmayı önerdi. genellikle kendisinden böyle çılgın sosyal ataklar beklenmeyen bir insan olan unintended, şaşkın bakışlar arasında bu fikrini hayata geçirdi.

unintended: hadi olm bankta oturuyo işte biz de yanına oturalım geyik olur avustralya'dan konuşuruz
ben: ya evet avustralya candır ama nası olcak şimdi toplumsal endişe kek kük
unintended: hello is it ok if we sit here?
avustralyalı adam: sure. how did you know that i spoke english?
ben: heh sıç
unintended: eööö we heard you speak english over there

avustralya ve avusturya konulu kültürel detaylarla bezeli bu hoş sohbetimiz adamın karısı ya da kız arkadaşı olduğunu düşündüğümüz bi anda yerden biten ve "biz gidiyoruz" diye trip atıp giden bi teyze tarafından bikaç kere bölündü.

ben: ulan aile faciası çıkıcak gitsek mi?
unintended: e o gitsin abi burda isteyen istediği yere oturur o ısrar ediyo ben daha oturucam diye
ben: hakkaten he bize ne
unintended: kadın amma sinirlendi ha
ben: ben olsam ayrılırım abi, ben gidicem manitam gelmicek orda iki tane kızla muhabbet edicek...
unintended: ben de çok sinirlenirim
ben: bu akşam o adama aksiyon yok ben söyliym koltukta yatar

muhabbetimiz adamın "ben bi tuvalete gidip geliyorum siz daha burdasınız di mi bi dk'ya gelcem" diyip kayıplara karışmasıyla son buldu. karısı tarafından bıçaklandığını düşünüyoruz.

muhabbet edicek avusturyalı bulmakta zorlanıp burdaki yabancılara sardığımız bi dönemdeyiz sanırım. sosyalleşmekte sınır tanımıyoruz ama bazen sosyalleşme bizimle arasına mesafe koyuyo.

scarlett johanson albüm çıkarmış. scarlett sözüm sana: evet güzelsin, memelerin de sağlam ama sırf bu yüzden bi albüm çalışmasını kotarabiliceğini ve o travesti sesini görmezden/duymazdan geliceğmizi mi zannediyosun? zaten güzelsin, bütün herifler sana hasta... neyin peşindesin? green grass'ı katlederken o memeler seni kurtarır mı zannediyosun? scarlett hayranları: youtube'da "bu erkek sesi olmalı şaka videosu heralde" diye düşünmeme sebebiyet vericek kötülükteki şarkı söyleyen scarlett videolarının altına "bence çok orjinal bi sesi var, çok kendine özgü" yazarken hiç utanmadınız mı?



cover böyle yapılır:



utanın. hepiniz. hemen şimdi.

Tuesday, September 15, 2009

hah süper

voodoogirl'den al haberi şeklinde edindiğim bu bilgi günümü renklendirdi gerçekten. bayılıyorum ülkemdeki çağdaş atılımlara. liboşlar da hala konuşadursun ordan "dinci değilim ama tayyip erdoğan'ı çok beğeniyorum, hem adamlar en azından park bahçe yaptılar çok güzel bişi bu, hiç öyle radikal dinci bi tutumları da yok ayrıca, herkesi sevgiyle kucaklıyolar" falan diye. "türkiye hakkında hiçbişey bilmeden politikamız hakkında ahkam kesen avrupalı modeli"nden hiçbi farkınız yok. canlarım benim.

Friday, September 11, 2009

ben geldim!

türkiyede son günler telaşesi, avusturyada ilk günler ve ev arama göt tutuşmaları, bi gün eve geldiğimde ev arkadaşımın modemi alıp götürmüş olmasını öğrenmem ve akabinde geçmek bilmeyen bi internetsizlik dönemi derken yeni evimde yine yeniden karşınızdayım sevgili okursal lolipoplar. geçen gün taşındığım bu sevgi yuvasında insan gibi bi insanla oturmanın verdiği mutluluk paha biçilemez. aslında 3 kişi oturucaz fekat 3. kız daha taşınmadı o yüzden 2 kişi takılıyoruz şimdilik. ev arkadaşım dünya tatlısı bi kız (tahtalara vurunuz) ve buranın yerlisi. sonradan taşınıcak olan kız da alman ama onunla henüz tanışmadım, ev arkadaşımın seçimine güvenmekten ve normal bi insan olmasını ummaktan başka yapıcak bişey yok.

odamın eski sahibi olan çocuk ikea'yı komple evimize taşıdıktan sonra şehir dışında oturmaya karar verdiği için şu anda odamda açılmamış paket paket ikea malları ikamet etmekte. bu odamın eski sahibi olan cep tarzanı kılıklı şahsına münhasır insandan uzun zamandır haber alınamıyodu. ev arkım da "neyse artık bi ara gelir de anahtarını bırakır inşallah süphaneke dinimiz amin" dediğinden gayrı, sancılı bir taşınma süreci sonunda odayı eşyalarımla kapladım. odada geçici olarak duran yatağa da yatak almam gerektiği için belki çocuk hala yaşıyosa bunu bana satar diye düşünüp göz koydum.

taşınma süreci de ayrı ilginçti. benim böyle ağır mobilya vb bi eşyam olmadığından taşıma şirketi tutup onlara para saçmak istemiyodum. sadece bissürü kutu ve bi iki sandalyem vardı. o yüzden 2 adet 5 kişilik taksi işimi görür diye düşünüyodum. burda da avustur kuralcılığı bana engel olmayı kendine borç bildi tabii. 2 arkadaşımla beraber canımız çıkmak suretiyle bütün eşyalarımı aşşağa taşıdıktan sonra taksi şirketini arayıp "ben taşınıyorum da kutularım falan var o yüzden iki tane büyük taksi istiyorum" dememle "biz taşıma şirketi diiliz eşya taşicaksanız taşıma şirketi tutun" cevabını almam bir oldu. neyse ki yanımda cin bi alman arkadaşım vardı da o tekrar telefon edip "biz 10 kişiyiz iki tane büyük taksi istiyoruz evet evet 10 kişi binicek" diyerek o taksileri getirtti. bayılıyorum bu avustur kuralcılığına yani ha kutu ha insan sonuçta ama "taksiye insan biner, eşyalar kamyonla taşınır" cümlesine gönül vermiş bi şekilde karşı çıkmaları takdire şayan.

neyse efendim zaten taksiciler de türk çıktığı için kutu falan hiç dert etmeden aldılar bizi, eşyaları yüklemeye de yardım ettiler. tek mesele şirkette telefona bakan avusturyalı kadını o taksileri göndermeye ikna etmekmiş yani.

eşyaları taşıyıp bi kısım kutuyu açtıktan ve yerleşme sürecine kıyısından köşesinden başladıktan sonra bana yardım eden alman arkadaşımla onun doğumgününü ve benim taşınmamı kutlamak için bişeyler içmeye çıktık. o bişeyler içme "bayaa bi bişeyler içme"ye döndü, eve döndüğümde saat 4 olmuştu. sarhoş ve cılkım çıkmış olarak yatağıma kavuşma anını iple çekerek odama girdim, ışığı açtım... kısa boylu, uzun dalgalı sarı saçlı yarı çıplak bi cep tarzanı yatağımda yatıyodu. ışığı açmamla ikimiz de "aaaaay!!" şeklinde irkildik. "sen de kimsin be?!?!" diye çemkirmeme karşılık olarak yatakta uykulu ve pişkin bi şekilde doğrulup bana elini uzattı:

-eheuehe merabaaa ben klaus
+ama... burası benim ordam artık!!
-hee biliyorum ben daha gelmedin sandım. yatıcak mıydın?
+e yani...
-hehe böyle tanıştığımız için üzgünüm. neyse çıkiyim ben.
+lütfen.

bi iki saniyeliğine aklımdan "ya adamı da kovdum, oda benim odam ama yatak onun yatağı aslında nerde yatıcak acaba şimdi" düşüncesi geçse de "aman bana ne ya telefonlara çıkmayıp bir gece ansızın gelebilmeyi biliyo, beni ilgilendirmez" diyerek uyudum.

sabah kalktığımda bu şahıs oturma odasında yere yatmış ayaklarını saldalyeye dikmiş tepetaklak duraraktan bana günaydın dedi. sonra muhabbet ettik, biraz deli ama iyi çocuk. sonra anahtarını da bırakıp gitti, şimdi heycanla 3. ev arkadaşımızı bekliyorum.

bu arada çılgın viyana gece alemlerinde abuk subuk insanlarla tanışmaya devam ediyorum. geçen gün barda işi bittikten sonra yanıma gelip bana muhabbet açan, yazan, sorular sorup gözümün içine içine bakarak dinleyen barmen gecenin ilerleyen saatlerinde beni dansa kaldırmasının akabinde "ya ben başta senin çok sıkıcı olduğunu düşünmüştüm ama iyi dansediyomuşsun" diyerek beni şaşırtmayı başardı. "ama" ile bağladığı bu iki cümleciğin arasındaki alaka - çay demleme ikilemine mi takılsam, yoksa iyi bişey söylediğine dair saf inancıyla bana bunu söyleyip bozulmama şaşırmasına mı takılsam bilemiyorum.

- e deminden beri konuşuyoruz bana bissürü soru soruyosun dikkatle dinliyosun... peki neden sıkıcı olduğumu düşündün?
+ bilmem... başlarda yanındaki arkadaşınla konuşuyodun arada bir
- senle tanışınca arkadaşımı ignore mu etmem gerekiyodu?
+ ya yok şey ben.. neden kızdın ki ben aslında iltifat ettim. gördüğüm en iyi dans eden kişisin
- iyi. (burdan kalkalım baabında arkadaş dürtülür)
+ sen şimdi neden kızdın ki ama? ben güzel bişey söylemiştim
- (arkadaşa) gel biraz öbür tarafa gidelim mi?
+ arkadaşı bak sıkıcı kız gitmek istiyomuş kalk da yol ver
- sen hiç bi kızdan tokat yedin mi?
+ ?! hayır?
- tokata ihtiyacın var mı?
+ kimin tokada ihtiyacı olur ki?
- senin var anlaşılan. konuşmayı kes de daha fena olmasın
+ ?! gidiyo musun yani şimdi?
- (çoktan gitmiş olmak)


daha önceden de defalarca belirttiğim gibi, nerde manyak varsa bana koşmak zorunda yoksa kozmosta denge bozulur, matrix'te hata olur, force'ta bozukluk olur. dünyanın dengesi buna bağlı.