Monday, November 30, 2009

(esneme efekti)

prezentasyonuma çalışmak istemiyorum. prezentasyonuma çalışmak istemiyorum. prezentasyonuma çalışmak istemiyorum.

ayrıca

istatistik, senden ağır tiksiniyorum.



bu ne ya?!?! bi harfin üzerine bu kadar gelinmez ki!

Thursday, November 26, 2009

düşünce gücüyle güneşe gittim

istatistikte regresyon analizi çalışmak istemediğimden dolayı bu nacizane blog yazısıyla çalışmalarıma ara veriyorum. bi nevi kaçıyorum yani. evet.

griffith yaşlı tonton bi amcayla olan sevimli bi anısını anlattığı yazısıyla gönül telimizi titretirken benim de serbest çağrışımımı tetikledi. ben de amca gördüm, benim de anılarım var:

3 sene önce falan, bi hastanenin psikiyatri polikliniğinde staj yapıyodum. çok ekşınlı bi staj diildi, hastalar genellikle depresyon şikayetiyle geliyodu ve sadece ilk geldiklerinde benim için ilginç olabilecek bişeyler duyma fırsatım oluyodu. tekrar gelirlerse eğer, psikiyatristle ilacın etkileri üzerine konuşup gidiyolardı, ikinci görüşmeler benim çok işime yaramıyodu.

gene bi gün, hastanenin bahçesinde oturuyodum. "ruh ve sinir hastalıkları hastanesi olsa daha çeşitli hastalar görürdüm, bi önceki staj daha iyiydi ya daha çok şey görüyodum, öğreniyodum" diye düşünürken yanıma bi amca oturdu. 70 yaşlarında. havadan sudan muhabbet açtı. havalar da ısındı evet heh heh. bi sigara yaktı, sonra bana dönüp "sen içmiyosun di mi kızım bak çok zararlı" dedi.

- e amca öyle diyosun ama sen kendin içiyosun
+ benim içmem lazım. vücudumun ihtiyacı varmış doktor söyledi.
- hehe nasıl yani? (amca benle kafa buluyo heralde diye suratını inceliyorum. gayet ciddi devam ediyo)
+ ben önceden geldim bu hastaneye, ciğer röntgeni çektirdim, doktor senin vücudunun nikotine ihtiyacı var dedi, günde iki paket sigara yazdı bana.


(uu beybi, olaylar ilginçleşmeye başladı.)


+ burda beyin tomografisi de çektirdim ben bi kere. benim beynim çok farklı bi beyinmiş. bilgisayar beyni gibiymiş. çok farklı çalışıyomuş.
- hmmm?
+ evet. ben düşünce gücüyle güneşe gittim geldim. kimse inanmadı bana. sonra mahçup oldular.
- düşünce gücüyle güneşe nasıl gidiliyo?
+ ben gittim. konsantre olmak gerekiyo. herkes gidemez. ben gittim ve döndüğümde dedim ki güneşin dışı sıcak ama içi soğuk, buz gibi. inanmadılar bana. sonra bilimadamları kanıtladı.
- güneş çok sıcak diil mi, yanmadınız mı?
+ düşünce gücüyle gittim ya o yüzden yanmadım
- anladım.
+ sonra inönü'ye mektup yazdım. meclise mektup yazdım. çok derin şeyler dönüyo. her şeyin bilinmesini istemiyolar.
- kim onlar?
+ bazı güçler var. biçok şeyin bilinmesini istemiyolar. konuşmamı istemediler. beni savaşa yollamaya kalktılar. ben savaşa gitsem ölürüm. beni tehlikeli gördüler yok etmek istediler.
- hangi savaş bu?
+ ikinci dünya savaşı. türkiye'nin ikinci dünya savaşına girmesini kim engelledi biliyo musun?
- kim?
+ bu karşında duran zat-ı muhterem! (bu cümleyi çok net hatırlıyorum) inönü'ye, meclise mektup yazdım öyle engelledim. (burda uzun uzun ne yazdığını anlattı ama hiç hatırlamıyorum 3 sene oldu malum)

(aralarda hatırlamadığım muhabbetler geçti, bi şekilde konu değişti)

- siz neden hastaneye geldiniz?
+ röntgen çektirmeye geldim. burası çok iyi bi hastane, çok iyi doktorlar var
- ben de psikiyatri'de staj yapıyorum. orayı gördünüz mü hiç? orda da çok iyi doktorlar var (nası çaktırmadan dürtüklüyorum bilinçaltını şşşş :P)
+ yok görmedim


gene aralarda hatırlamadığım muhabbetler sonucunda bana aynı zamanda ozan olduğundan bahsetti. şiirler okudu. şiirlerinin sonunda kendi adını kullandığı "aşık x der ki" şeklinde kısımlar vardı. derken röntgen saati geldi, gitti. ben de uzun zaman sonra tekrar son derece renkli bi şizofreni tablosu görmüş olduğum için hevesle DSM IV'teki şizofreni sınıflandırmalarını okumaya koyuldum.

Wednesday, November 25, 2009

biri bana bunu açıklasın




trt "darwin'i bitiren balık" diye haber yapıyo. linki de aha burda. şimdi:

- 400 milyon yıldır evrim geçirmemiş bi balık bulundu diye evrim teorisinin (daha doğrusu darwin'in) bittiğini açıklamak nasıl bi habercilik anlayışıdır? her canlının her yerde aynı anda evrim geçirmesi mi gerekir? teoriyi yalanlamadan önce bi okusaydınız keşke.

- "evrimciler bu balıktan evrildiğimizi iddia ediyolar ama balık duruyo demek ki teori BOŞA ÇIKMIIIIŞ" demek, "maymundan geldiğimizi iddia ediyolar ama ben geçen gün maymun gördüm evrilmemişti demek ki bu da BOŞA ÇIKMIIIŞ" demekle aynı şey. allah akıl fikir versin.

- resmimizin sağ üst köşesine bakıyoruuuz. baktık mı? trt ne zamandan beri adnan hoca'cı? ne zamandan beri devlet televizyonunda harun yahya kaynaklı haber yapılıyo?

sözlükte konuyla ilgili on numara bi yorum var buraya alıntılamak istiyorum:

"ha bir de simdi gordum, zaten haberin yayinlandigi program habere dogruymus. e onlar da habere dogru daha bayagi bir evrim gecirecek ki haber yapabilmeye baslayacaklar bir gun."
(arch101, 24.11.2009 22:31

Tuesday, November 24, 2009

mütemadiyen uykusu olan bi insanım

geçtiğimiz haftalar mı çok doluydu yoksa ben mi bi şekilde zamanımı daha iyi kullanabilmeye başladım, nası oldu bilmiyorum ama biraz rahatladım bu aralar. gene yapıcak işlerim var ama arada yapmak istediğim diğer şeyleri de yapabilmeye başladım. tahtalara vurunuz.

dün 500 days of summer'ı izledim, çok beğendim. dvd çekimi çıkmış, indirin izleyin. hikaye çok güzel, anlatım şahane. aynı zamanda da eğlenceli.

bugün öğretmenler günü ve freddie mercury'nin ölüm yıldönümü. öğretmenler günü kutlu olsun ve freddie mercury huzur içinde yatsın.

ayşe arman çok bayık bi scarlett johanson röportajı yapmış. sabah bilgisayar başında gözlerimi ovuşturarak ayılmaya çalışırken unintended hışımla röportaj linkini yolladı (hışımla link yollamak) ve scarlett'a saydırmaya başladı, ardından da o kadın dünyada var oldukça diğer bütün kadınların kendilerini "küçük hüsniye" gibi hissediceklerini iddia etti. hüsniye burda hüsamettin'in dişi versiyonu olarak kullanılmıştır. unintended "şu dünyada scarlett johanson dışında kimsenin kötülüğünü istemiyorum" demiş bi kişidir. bu arada hanım ablamız romantik komedilerin demirbaşı olan ryan reynolds'la evliymiş. o adamda da ne six pack varmış arkadaşım. magazin servisinden unintended sağolsun haberdar etti beni. bu ilginç görüntüler ve geyik röportaj sonrasında hala uykulu olarak "he oldu o zaman ben derse gidiyorum" diyip evden çıktım. hala da ayılabilmiş diilim. neden bilmiyorum ama çok yorgunum. derste gözlerimi açık tutamayınca kalkıp tuvalete gidip yüzümü yıkamak zorunda kaldım. sonrasında da "neden böyle yorgunum? yorucu bişey de yapmadım dün, ulan domuz gribi olmayayım?" diye paranoya yapmaktan da geri durmadım.

domuz gribi demişken, geçenlerde babam telefon edip domuz gribine dikkat etmem gerektiği konulu uzun bi konuşma yaptıktan sonra ağzımı burnumu maskeyle kapatıp gezmemi önerdi. her ne kadar olaydan ödüm patlasa da sokaklarda rahmetli michael jackson gibi gezmeye henüz hazır diilim. toplumsal endişelerim sağlıksal endişelerimin önüne geçiyor sevgili çilekli milkshake'lerim.

Thursday, November 19, 2009

yapmak istediğim şeyler var

mesela odamı toplamak ve hala bişeylerin içinde duran ıncık cıncık minik eşyaları gerektiğinde bulabileceğim şekilde yerleştirmek. odam için aldığım posterleri ve asmak istediğim resimleri asmak.

eski günlerdeki gibi bol bol film izlemek

görüşmek istediğim insanlarla görüşebilmek, uzun zamandır görüşemediklerimi tekrar görmek

ayakkabılarımı temizleyip düzenlemek, kıyafetlerimi yerleştirmek

arada bir hiçbişey yapmak zorunda olmamak

daha çok blog okuyabilmek

ders kitabı dışında kitap okuyabilmek

almancamı geliştirmek için bişeyler yapmak

...


burda sırp bi arkadaşım var, ne zaman buluşsak 1,5-2 saat bi kahve içeriz, sonra mutlaka ders çalışmaya eve gitmesi gerekir. bu bana hep garip gelmişti, çünkü ben biriyle buluştuğum zaman ona ayırıcak daha çok vaktim oluyodu, dersimi çalışıp gidiyodum vs. ama okul gerçek anlamda başladığından beri ben de aynen böyle oldum. kalkıyorum, ayılmaya çalışırken internette bişeylere bakıyorum, sonra okula gidiyorum, okuldan dönüyorum ve okulla ilgili yapmam gereken şeyleri yapıyorum. ödev oluyo, ödev olmazsa ertesi gün gideceğim derste anlatılacak yerlerle ilgili notlara bakıp bilmediğim kelimeleri çıkarmam gerekiyo, o da olmadı kaçırdığım bi derste anlatılan yerleri çalışmam gerekiyo. mutlaka yapıcak bi şey oluyo. belki arada bi dizi izliyorum, biraz internette geziniyorum, sonra rutinime dönmem gerekiyo. o yüzden bloga da çok bakamadım bu aralar. ders çalışırken de anlatılanları öğrenmek ya da akla yerleştirmek kısmına gelmeden önce "anlamak" kısmı söz konusu olduğundan baya uzun sürüyo.

yarın dersten sonra burdaki yakın arkadaşlarımdan biriyle buluşucam. bikaç saat takıldıktan sonra, aynı o zamanında anlamadığım arkadaşım gibi, evime dönüp ödev yapmam gerekiyo. istatistik gene bütün haftasonumu yicek gibi.

anarşik yarimle (ki kendisi "yarim" diil ama neyse)durumlar aynı, devamlı bi protestoya bişeye gidiyo, ben de ders çalışıyorum katılım gösteremiyorum artık o olaylara. dolayısıyla daha az görüşüyoruz, görüştüğümüzde de pek derin muhabbetlere girmiyoruz. başka şeylerle meşgul olduğumuzdan dolayı derin muhabbetlere girmediğimiz anlamı çıkmasın, öyle şeyler de yapmıyoruz. acaipiz biraz. evet. dün geldi sağolsun eşyalarımı kurmama yardım etti saatlerce. noluyoruz böyle bilmiyorum, ama çok iyi çocuk.

neden adam gibi bi ilişkim olmuyo ühü diye mızıklanıyodum, ama bu tempoyla ilişki falan baya kasardı. ben daha kendime zaman ayıramıyorum ve bu daha ne kadar böyle olucak bilmiyorum. galiba biraz da bu yüzden bu avusturyalılar senede 2 ders alıp okulu 10 senede bitiriyolar.

domuz gribinden çok korkuyorum bi de ya, "başıma gelse bana kim bakar, fenalaşsam kim hastaneye götürür, çok bulaşıcı diye kimse yaklaşamaz bana" diye düşünüp bunalıma giriyorum. birlikte sunum yapıcağım kızlardan biri domuz gribi oldu geçenlerde. şimdi iyileşmiş ama, öyle dedi.

neyse şimdi yatmak suretiyle bu eğlencesiz ve durum raporu kılıklı yazıyı bitiriyorum. herkese iyi haftasonları!

Monday, November 9, 2009

insanın kendini bilmesi güzel bişey



mesela bu arkadaş gibi.

etrafımda konuşulanları anlamıyorum laaağn salak mıyım beeen salak mıyııım diye komplekse girip düzenli olarak avustur televizyonu izlemeye başladım. dünyanın en kötü dizilerini ve en klişe sahnelerini, en suratına su çarpmak suretiyle verilmiş "ağlamış izlenimleri"ni içimdeki bambaşka almanca aşkı uğruna izliyorum. oh mein gott!

son zamanlarda hayatıma neş'e katan şeyleri paylaşmak isterim siz sevgili bloggillerle:

(varan 1) geçen gün unintended'la bir james mcavoy filmi izlerkene filmdeki kadın james mcavoy'u reddedince sinirlendik ve teyzesel bir şekilde ekrana çemkirmeye başladık. "james mcavoy'u bulmuş da reddediyo, bu james mcavoy'a yapılır mı gerizekalı mısın" vs... o sırada, evet evet tam da o sırada, unintended şöyle dedi: "yaa biz burda afrikalı çocuklar gibiyiz, karının yaptığı harekete bak!"

(varan 2) trivial pursuit diye bi oyun var böyle bilgi yarışması gibi, takımlar halinde oynanıyo, kartlardaki soruları bilerek ilerliyosun. oyun esnasında geçen bir diyalogtan bir kuple:

x: soruyu okuyorum: "milattan önce 327 yılında yazdığı şiirlerle ünlenmiş bir şairimiz olan..." ahaha şairİMİZ dedim yaa
y: haha nereye şairİMİZ yaa milattan önce!?
z: evet abi trivial pursuit MHP Edition oldu bu

z'nin yorumundan sonra oyuna bir süre ara vermek durumunda kaldık. ÇÜNKÜ ÇOK GÜLDÜK TAĞAM MI??


(varan 3) dün bizde kalan unintended adlı cisim sabah 9'a alarm kurup o alarmı saat 10'a kadar düzenli olarak erteleyince her alarm çalışında "ımmmmmmmh" diye mızıklanarak yorganı kafama geçirdim. peki bunu yaparken bunun farkında olmamam ve olanları uyandıktan çok sonra hatırlamam?

*flaşbek: olay anı!*

alarm: diridiri lilili dirilili dirilili dirilili dirilili
ben: ııımmmhhhhh! (yorganlı atraksiyon)
unintended (yarı uykuda): neden yorganı kafana geçiriyosun?
ben (son derece uykuda): yapmıyorum öyle bişey, sen uyduruyosun onu.

evet unintended'cım, bugün uykumda senin halüsinasyon gördüğünü iddia ettim. uykumda bile iddialıyım.

Tuesday, November 3, 2009

evet

o cumartesi günkü cadılar bayramı partisi o kadar yalan oldu ki o kadar olur. hala hayatımda hiçbi cadılar bayramı partisine katılamamış olmanın verdiği acıyla yaşıyorum. bundan sonra önemli partilerden önce "bizde bikaç arkadaş toplanıcaz yemek yiyip şarap içicez oturucaz" adı altında düzenlenen ve aslında "hooop vodka shot hooop ramazotti shot hooop bilinmeyen cisim shot" temalı olan davetlere katılmadan önce iki kere düşünücem.

anarşik yarimin benden 3 yaş küçük çıkması bir yana dursun, hala aklının inceden 1 sene önce ayrıldığı eski kız arkadaşında olduğunu öğrenmem bende bir "olduozamaniygünneeeer" etkisi yaratsa da "ulan zaten hep tek hep yek durumundan gına geldi, arada buluşup kahve içmeye sinemaya falan gidiyoruz, sarılıyoruz filan iyi geliyo, liseli gibi takılıyoruz zaten, ani kararlar almasam da olur" şeklinde düşünüyorum şimdilik. ama gene de yakındır yalan olmamız zira bundan da cacık olmaz. he zaten bu şehirde tanıştığım hangi adamdan cacık oldu ki? yoğurda doğrandığında işlevsel bir salata türü olma potansiyeli taşıyan insanların viyana'nın neresinde saklandığını öğrenmek istiyorum.

bu arada avusturya'da anarşi rüzgarları tüm hızıyla esmeye devam ediyor sayın seyirciler. şu anda yanılmıyosam 2 haftadır çeşitli şehirlerdeki üniversitelerin çeşitli amfileri öğrenciler tarafından protesto amaçlı işgal edilmiş durumda. bu amfilerin birinde bu hafta aldığım derslerden 2 tanesi başlicaktı ama protestolar yüzünden derslerin yeri değişti, çok abuk subuk biyere alındı. teee oralara gitmeye o kadar üşeniyorum ki anlatamam. bi yandan çok merak ediyorum bu amfi işgali daha ne kadar sürücek diye. bi de bu olay "eğitimin paralı olmasını protesto ediyoruz" diye başladı, tamam güzel evet, sonra "daha iyi eğitim olanakları istiyoruz" diye devam etti, evet o da olur, derken bi liste yayınladılar evlere şenlik.... "sınavsız, performans baskısı olmayan eğitim istiyoruz"dan tutun, "giriş sınavı olan bölümlerde erkek sayısı daha fazla, o testler erkeklere göre düzenlenmiş, %50 kız %50 erkek alınmalı"ya kadar vardı talepler. canları sıkıldıkça talepleri arttırmaya başladılar. avusturya eğitim bakanlığı bak senden bi tek ricam var o da ya şu eğitim parasız olmaya devam etsin ya da paralı olucaksa da ben şu anda verdiğimden daha fazla para vermiyim bak günahtır EU üyesi diiliz diye yapmadığınızı bırakmıyosunuz zaten (küçük emrah kaşları)

sizi geçen yaz başında çektiğim bu resimle baş başa bırakarak huzurlarınızdan ayrılıyorum ve diyorum ki yaz gelsin. yaz gelsin ve hiç gitmesin.