Wednesday, June 16, 2010

there is a light that never goes out




Me:
dün 500 days of summer izledim gene
11:39pm

Deniz:
amerika'ya smiths diye bişey olduğunu öpreten film
11:39pm

Me:
haha
11:39pm

Deniz:
freudian slip oldu bu di mi?
11:39pm

Me:
ahahah çok fena hem de
ağzından mı öpretmiş?



analytic approach to style
derken analytic approach to deniz oldu :)

çok fena boynum ve omzum ağrıyo adostlar. hiç bişeye konsantre olamıyorum. bi krem vardı bende onu süriyim dedim bi okudum prospektüsünü "kalp krizi geçirirseniz ölürseniz deriniz delinirse iç organlarınız akarsa karışmam bak" falan yazıyodu sürmedim. bu memleketin kremi de bi acaip arkadaşım. krem böyle sürdüğümüz, yer yer ağrıyı alan çeşitleri olan falan bişeydir yani ne koyuyosunuz içine anlamıyorum ki?

bu yeni tanıştığım birisinden bişi olmicak bence. pek böyle bi rahat tavırları var bana karşı olsun, hayata karşı olsun. ama uzun zaman sonra bana edebi metinler yazdırdı ya helal. bi de senin duvarların var falan dedi hahaha nolcak senin de var dedim ben de. bu muhabbet bana eski filozof manitayla yaptığım tiksindirici ayrılık konuşmasını hatırlatmadı diil. sonsuza kadar ergenim bi de anlaşılan. morrissey torunu muyum neyim.

2 comments:

Dudu said...

bu filme bayiliyorum. hava da simdi burada oyle karanlik ve soguk ki... koyup izleyesim geldi hemen :) duvarlarin var demesi de hosmus yaa :))

i am not your freud said...

efenim hoşgeldiniiz ne şeker bi bloğun var hemen takibe aldım. ben de çok seviyorum 500 days of summer'ı. ay o duvarları da kafasına yıkıcam çok kızdırdı beni.