Sunday, February 28, 2010

istanbul - viyana hattı



blogcanlar ben geldim. naber ayol?

siz yokken neler yaptım:

istanbul'da zaman çabucak aktı. 2 yıl sonra ilk defa istanbul'da doğumgünümü kutladım, çok sevdiğim insanlarla beraber 26 oldum, keşke hep 20 kalsak diye hayıflandım ama boşverdim, eğlendim, abimle kuzenim gitar çaldı şarkı söyledim. arkadaşlarla buluş, dışarı çık gez, evde arkadaşlarla film & çekirdek saadeti yap, akraba gör, aileyle vakit geçir, pazardan çorap çamaşır al, 3939 kere dişçiye git derken bir vatan ziyaretinin daha hemencecik sonuna geldik.

önceki gün avusturya topraklarına ayak bastığım gibi unintended geldi sağolsun, hemen birbirimizi güncelledik. dün de sabah erken kalkıp bugüne teslim etmem gereken ödevi yapmaya başladım. sonra gene unintended geldi, sağolsun gramer hatalarımı, tuhaf almanca ifadelerimi filan düzeltti. o olmasa o ödevi nasıl yapardım bilmiyorum, ikimiz beraber bütün gün onunla uğraştık. o kadar çok uğraştık ki bi ara unintended kendi kendine sandalyeden düştü. bu ilginç gelişmenin nasıl olduğu konusunda yetkililer bir açıklama yapamadı. ödevin konusu "tamamen cinsiyet eşitliği üzerine kurulu yeni bir din yaratmak"tı, konu ilginç olduğundan yazması da eğlenceli oldu. taze din kurdum, herkesi müridim olmaya çağırıyorum. aaa gelmezseniz vallahi darılırım.

bugün de bavulumu boşaltırken kafama bi şey düşmüş olucak ki odamı toplamaya başladım. hala giysileri düzenleyip yerleştirme kısmı bitmedi. benim oda toplama sıklığım avusturya-macaristan imparatorlarının banyo yapma sıklığından az olsa gerek, hala baya bi işim var ama yorulup ara verdim. başka bi gün de orda burda duran bi kısmı gereksiz, bi kısmı çok önemli olduğu halde aynı kefeye konmuş olan kağıtları, belgeleri, defterleri falan organize etmem lazım.

bunların dışında istanbul'dayken bazı kararlar aldım. böyle diyince de kamboçya'dan çocuk evlat edinmeye karar verdim gibi bi şey dicekmişim gibi oldu ama gayet basit kararlar aslında. buraya da yaziyim de çok uzaklaşmadan gözümün önünde oynasınlar.

hayatımı daha aktif hale getirmeye karar verdim. yani "okul, evde ders çalışma, arkadaşlarla buluşma ve internette bişeyler izleme"den oluşan hayatımı zenginleştiricem. eskiden "bişeylerle uğraşırsam okula derslere falan az vaktim kalır, çünkü almanca psikoloji okuyorum ve yabancı olduğum için herkesten çok çalışmam lazım" diye düşünüyodum ama farkettim ki çok ders çalışmam lazım diye bütün gün evde oturunca da 20 saat ders çalışmıyo insan. onun yerine arada gitmem gereken bi yer, düzenli olarak yaptığım bi aktivite olunca motivasyonumun daha yüksek olucağna karar verdim. spordan pek hoşlanmıyorum ama bi arkadaşımla sportif bi aktivite yapıcam. herkes pilates çok süper bişi diyo ama fiyatlara baktım, o ne arkadaşım ya altın mı dağıtıyolar orda, pilatesli altın günü diye bişey mi var? neyse daha ekonomik bi seçenek bulucam elbet. bi de burda olmamın imkanlarını kullanarak göçmenlerle yapılan adaptasyon projelerine katılıcam, göçmen psikolojisini gözlemlicem. farkettim ki en motive olarak ders çalıştığım zamanlar staj yaptığım zamanlardı, çünkü "o öyledir bu da böyledir" şeklindeki teorileri kağıt üzerinden çalışmak ve akılda tutmak bi yerden sonra çok bayıyo ama bunları uygulamalı olarak görebildiğin, gözlemleyebildiğin zaman kafanda çok daha iyi oturtuyosun ve daha fazlasını öğrenmek istiyosun. bi de mecbur olmasam bile erken kalkıyorum bu aralar, bütün gün uyumuyorum artık. evet kararlarım bunlar sevgili yeni yıkanmış çamaşır kokulu blogsugiller.

bu akşamki programımda da çamaşırları asmak, odamı toplamaya devam ederek yaşanabilir bi yer haline getirmek, ilerleyen saatlerde de yine unintended adını verdiğimiz eski blogcumuzla bi bara gidip bikaç kadeh bi şey içip etrafımızdaki insanlarla dalga geçerek eğlenmek var ki çok sevdiğimiz bi aktivitedir. herkes salak bi biz süperiz anlamında demiyorum, ortada dalga geçilicek bi şey olmasa bile birini yıldo'ya falan benzetip gerzek gerzek gülüyoruz.

siz ben yokken naptınız?

Friday, February 12, 2010

yurttan sesler korosu



vatan topraklarında yapılcak bi sürü iş, görülcek bi sürü insan ve çok hızlı geçen zaman kombinasyonuyla yuvarlanmaktayım sevgili yumuşatıcılı gönül nemlendiricileri. geleli 10 gün falan oldu ve hala görüşemediğim arkadaşlarım ve akrabalarım olması çok feca bi durum. (feca= feci+fena) üstüne üstlük ders çalışmam falan lazım bi de bu tempoda ki hiç istemiyorum. bi tek insanlarla buluşmak, uyumak bi de şarkı söylemek istiyorum. sabahtan beri therapy? - bowels of love söylüyorum bas bas. şunu biri çalsa da söylesem keşke. bu arada nası başardım bilmiyorum ama bugün erken kalktım. şunu yaziyim derse oturucam. bi yandan da türk kahvesi höpürdetiyorum iyice uyanık oliyim diye.

o zaman kısa kısa özet geçiyim:

*geldiğimin ertesi günü kuaföre koşup 6 aydır kuaför yüzü görememiş olan, robinson crusoe/rapunzel tadındaki saçlarımı kestirdim, şekle girdiler. haftaya da dişçiye gidicem. dişçiden önce kuaföre koşmam ilginç. ya da diil, bilmiyorum.

*dün ailemle aşk-ı memnu izleyip dalga geçerken aile saadetini ne kadar özlemiş olduğumu farkettim.

*taksilerde gece tarifesi kalkmış olm

*hala bi pazar talan etmem, ucuza bisürü çorap çamaşır falan almam lazım.

*bazen içimden kurabiye yapmak geliyo. sonra geçiyo.

*güzin abla ve haydar dümen okumayı özlemişim, hasret gideriyorum onlarla. bi de kırık kalplerin oya ablası ve "canım beniiiim takma sen kafana hiç bişeyi bu erkekler için üzülmeye değmez bak ben üzüldüm de nooldu, amaaaan ;)" şeklindeki ağır psikolojik yazıları var.

*abim akvaryum almış içinde tuzlu su balıkları ve et yiyen bitkiler falan var. çok pis kitliyo. karşısına sandalye çekip oturduğumuz oluyo. otistik eğilimler başgösterdi bizde.

*akşam uzun zamandır görmediğim insanları görücem pek sevinçliyim.

*abim bana avusturya'dan iiiğğğğrennnnç kokulu bi peynir getirtti, önce çantam sonra bavulum böğk koktu. bavulu bi gece balkonda bırakmak zorunda kaldım o derece. ve o peynir hala yenmedi!! buzdolabında duruyo. o peynir yenecek!




*** resim: therapy?'nin en kral albümü olan "infernal love"ın kapağı. amcamın 80'ler tecavüzcüsü bıyığı takdire şayan.