Saturday, March 27, 2010

.mavi ekran

iyi bok yedim.


onun dışında eski erkek arkadaşımı gördüm bu akşam (felsefe öğrencisi olan) ve patlamasıdır dileğim.

300 500 patlasın ama öyle hafif patlamasın. o yeni aldığı gözlükleri var ya ... neyse.

ve evet iyi bok yedim gerçekten.

sarhoşum da biraz (!)

aleksandra'yı dinleyip onunla o ciks mekana gitseydim bunların hiç biri olmicaktı.


allah belamı vericek en yakın zamanda.

vermiş bile olabilir.

asla dedim, sonra....








uyumam lazım yarın fransa'dan misafirim gelicek.




allah kahretsin gerçekten.


neyse.


bana iyi geceler. ne kadar iyi olabilirse tabi.

Wednesday, March 24, 2010

"demotivational posters" çok komik bence



krem peynirin ambalajının üstünde "mmmmmmhhh" yazması komik diil mi?

bence komik.

peki burda "çilekli ve biberli maden suyu" diye bi şey olması?

bugün evden çıkarken sokak kapısının önünde bi grup gençle burun buruna geldim. tam metroya doğru yürüyodum ki arkamdan bi ses duydum: "aaiiiyyy kıza baağk". hemen arkamı döndüm, 6 tane almancı bana bakıyo. "sen kendine bak" dedim, devam ettim. pek bi şaşırdılar nedense. galiba bi tek kendilerinin türkçe bildiğini zannediyolardı. bana o lafı atan kızla "hem türban takıp hem de makyaj yapmanın getirdiği derin çelişki" üzerine tartışmak isterdim ama yapıcak işlerim vardı.

bugün almanca bi romana başladım. 30 sayfa okuduktan sonra nası beynim yoruldu anlatamam. ama sardı en azından, demek ki ilk defa almanca bi kitabı yalan etmeyerekten almanca'mı geliştirmek adına bi adım atmış olucam. bugün bi cafe'de bu kitabı okuyodum (evde kitap okuyamıyorum kesinlikle, hep bilgisayara internete falan dalıyorum mal gibi) derken işte garson geldi bi şey dedi derken "sen türk müsün?" dedi türkçe. evet dedim. hiç benzemiyosun dedi. bunu da BANA diyolar ya bayılıyorum. son derece türk tipliyim. biraz boyum ortalamanın üstünde o kadar. almanca'mı geliştirmek için almanca kitap okuduğumu söyleyince "ben de burda önce almanca sonra türkçe öğrendim" dedi:

ben: nasıl yani, türkçe'yi sonradan mı öğrendiniz?
garson: evet. ben türk değilim.

hayatımda hiçbi insan bana türk olmadığını ayrıca belirtmek zorunda kalmamıştı.

ben: ?!?!
garson: arnavut'um ben. türkçe'yi burda türk arkadaşlarımdan öğrendim.
ben: arkadaşlarınızdan öğrendiniz?!?!
garson: evet. hep aralarında konuşup gülüyorlardı, tercüme etmelerini isteyince de "sonra anlatırım" diyolardı, benim de gücüme gidiyodu. azmettim, her seferinde "o ne demek bu ne demek" diye sora sora bi de onların konuşmalarını dinleye dinleye öğrendim.
ben: bi saniye ben bi kendimi ateşe verip geliyorum.

2,5 yıldır burda yaşıyorum. her gün almanca konuşuyorum, pratik yapma olanağım çok. buraya geldiğimde biraz almanca'm vardı, bi de burda kursa gittim. evet tamam almanca konuşabiliyorum ama gene de zorlanıyorum zaman zaman. arkadaşlardan duyarak dil öğrenmek nedir arkadaşım?!?!?! evet bi aksanı vardı ama burda doğan bütün türklerde olan aksan kadar. o yüzden türk olmama ihtimalini düşünmedim hiç. bir ismail YK'dan düzgün konuşuyodu ya! bi kere de almanya'da arkadaşlarının konuşmalarını duya duya türkçe öğrenen arap telefoncu görmüştüm. biri bana bunu açıklasın, delireceğim bilog.

hazır şu açıklama olayına el atmışken bilog, bi de şunu açıklasan diyorum: geçen cuma saatlerce derin müzik muhabbetlerine girdiğim, bana shot'lar ısmarlayıp duran ve telefon numaramı, o tam 3 kere ısrarla istedikten ve seni mutlaka yeniden görmeliyim dedikten sonra nazlanarak verdiğim yakışıklı barmen'den ses çıkmaması?