Sunday, April 18, 2010

take anything you want




bu aralar nedense blog yazmaya çok üşeniyorum. zaten genel olarak baya üşengeç bi döneme girdim, üşengeçliğim yüzünden salak salak yapmam gereken şeyleri erteliyorum, yapamıyorum vs. tam bir kütük oldum. yere düşsem küt diye ses çıkarırım.

ev arkadaşlarımdan biri arkadaş çağırmış salonda oturuyolar. aralarında "anarşik yarim" de var (ya da anarşik ex yarim :P ya da anarşik ama yarim olamayan oluşum). çay almaya mutfağa gitmemle aylar sonra yeniden karşılaştık. mutfaktan el salladım ona ve diğerlerine. böyle kısa bi hukukumuz oldu.

sarhoş yazımda okuduysanız o salak barmenle tesadüfi karşılaşmamızdan bahsetmiştim. hani ısrarla mutlaka telefonumu isteyen, "bi daha görüşemezsek çok yazık olur senin gibi bi kızla her gün tanışmıyo insan" vs vs diyen sonra da aramayan. bununla o gece işte alakasız başka bi barda karşılaştık. ben onu görmemiştim, adımı söyleyince baktım, köşede arkadaşlarıyla duruyo. biraz konuştuk sonra neden aramadığını sordum, korktum ne dicemi bilemedim dedi. yani muhabbet açarken, içki ısmarlarken, flört ederken, ısrarla numaramı isterken korkmuyodu da sonra bi mesaj atmak bile mi o kadar büyüdü gözünde? ben buna inanmıyorum. uzun bi süre aynı barda 1,5 metre mesafede durduk. yalnız bu adamın bana bi yararı oldu; çok tatlı bi arkadaşıyla tanıştım. avustralya'lı bi kadın, gitar çalıyo şarkı söylüyo barlarda filan çıkıyo. uzun süre onunla konuştum, o sırada bu da devamlı bana baktı. sonra başkalarıyla konuştum ama gözü devamlı üzerimde. nedir derdiniz bi anlasam, ne istediği belli olmayan adamlar sürüsü... neyse derken telefonum çaldı, bilmediğim bi numara. açtım ama çok gürültü var duyamıyorum, bi saniye dedim dışarı çıktım. kiminle konuştuğumu anlamaya çalışırken bi farkettim ki bu barmen arıyo ama içerden aradığı için zaten gürültüden ne dediği anlaşılmıyo. telefonu kapadım içeri girdim tekrar, bunun yanına gittim:

ben: neden bana aynı bardan telefon ediyosun, zaten az ötemde duruyosun
bu: ...
ben: deli misin?
bu (hayır anlamında kafasını salladı)
ben: sarhoş musun?
bu: (evet anlamında kafasını salladı)
ben: anlaşıldı

sonra ben gene arkadaşlarımın yanına gittim, o da bütün gece salak salak baktı ordan. bu arada o avustralyalı kadınla çok şeker muhabbet ettik. müzikten konuştuk, şarkı söylemeyi ne kadar özlediğimden bahsettim. şu tarihte bu barda çıkıyorum sen de gel dedi.

dün arkadaşlarımla avustralya'lıyı dinlemeye gittik. çok güzel şarkılar çaldı, biz de eşlik ettik. ara verdiğinde yanına gidip tebrik ettim, biraz konuştuk. "bi şarkı söylemek ister misin?" dedi. gözlerim ışıldadı hemen tabii, bi yandan da çekindim, "ulan kaç zamandır karaoke dışında bi yere çıkıp şarkı söylemişliğim yok, bu kadın da baya iyi, hem şarkı söylememi hiç duymuşluğu yok, ya hayal kırıklığına uğrarsa?" diye düşünürken "ama bilmem ki şimdi, mırın kırın, çok isterim" diyiverdim. elinde hiç şarkı sözü yazan kağıt yoktu o yüzden baştan sona ezbere bildiğim kolay bi şarkı seçmek lazımdı.

- baby can i hold you'yu biliyo musun?
- biliyorum ama sözlerinin hepsini ezbere bilmiyorum
- bütün sözlerini ezbere bildiğin hangi şarkılar var?
- hmmmm... (hem de o kadar iyi bilmem lazım ki heycandan unutmamam lazım diye düşünüyorum)
- hit me baby one more time?
- tamamdır

evet sevgili çifte kavrulmuş lokumlar, ben dün gece sahneye çıkıp akustik gitar eşliğinde britney spears söyledim. pişman değilim. nası söyledim bilmiyorum, heycandan farkında diildim pek. avustralyalı ve arkadaşlarım çok güzel söyledin dediler ama kibarlıktan mı öyle dediler yoksa gerçekten güzel söyledim mi bilmiyorum. ama ilk defa burda tanıştığım abuk subuk adamcıklardan biri bi işe yaramış oldu :)

bu arada nedense youtube açamıyorum deliricem. gayet normal youtube izleyebilen biriyken günün birinde birden bire "sayfa görüntülenemiyor" diye hata mesajı çıkmaya başladı. o yüzden buraya video da koyamıyorum. delireceğim. ama görmenizi istediğim şeyler var, o yüzden şartları zorluyorum.

biz sıralarımızda oturup "this is a book", "this is a pencil" diye ingilizce öğreneduralım, japonlar tabii ki daha ilginç ingilizce öğretme yöntemleri bulmuş. bulmasalardı japon olmazlardı:

japonlara ingilizce dersi 1

bu da bir kriz durumunda yapılması gerekenleri güzelce açıklayan bir video. aynen gösterildiği şekilde uygulanması ideal olur

japonlara ingilizce dersi 2



çok gülüyorum.

Friday, April 9, 2010

sarroş. sori. saçmalıyo gibi olabilirim. ama muhtemelen yarın "iyi demişim" dicem.

bi defol ya


cidden.

gerizekalı mısınız nesiniz, anlamıyorum ki

i-pod'umu çok seviyorum

ama sen var ya sen, tam bi gerizekalısın. aynı diğer avusturyalı ve alman erkekler gibi. sen de, sen de...

hepiniz patlayın bence. bunu yapın.

Siúil
a Rún

john mayer, ne ayaksın?

"korktum"muş. ısrarla telefonumu almaya çalışırken korkmuyodun ama?

bu adam tek başına o kadar önemli diil. valla bak. sadece o kadar sıkıldım ki...

ooo 3 nokta falan. çok ergenim.

görevini tamamlayamayan lemmings gibi "oh no" diye patlamanızı istiyorum, küçük adamcıklar.

ayrıca neyden korkuyorum biliyo musunuz, bi gün birden bire batik kıyafetler giyip saçını erkek traşı kestiren, vapurda "ekonomist" okuyan feminist bi insan olmaktan.

bu şehir insanı ne hallere sokuyo, inanılır gibi diil.