Tuesday, June 22, 2010

gerçeksen şaka gibisin, şakaysan hiç komik diilsin




tam da öngördüğüm gibi olay yalan oldu. galiba daha önce hiç kimse beni bu kadar kısa sürede bu kadar çok dellendirmemişti. ilk buluşmamıza 45 dakika geç ve arkadaşlarıyla gelmesini bi şekilde hoşgörmeye çalışırken iki dakka tuvalete gittiğimde o arkadaşlarından biri olan kızın bunun kucağında oturduğunu görmemle sabrımın taşması, mekanı terketmem, bunun arkamdan koşup "noldu? bi şeye mi kızdın? noldu?" demesi zaten yeterince acaipti. sonra ciddi ciddi nelere kızdığımı anlatmam ve bunun saçma sapan savunmaları da bi hoştu. öyle bilimum drama falan derken nası olduysa "çok özür diledi çok yalvardı bi şans daha veriyim" dememe karşılık olarak daha önce sabrımı yeterince taşıramamış olduğuna inanmış olucak ki o kaç kere "cuma buluşalım sokak festivaline gidelim ben kesin gidiyorum sen de gel" dedikten sonra ben cuma akşamı mesaj attığımda "ben eve gidiyorum yatıcam" diye cevap verip sonra sabaha karşı 5'te bi barda karşıma çıkıp pişkin pişkin "hehe meraba ben de eve giderken buraya uğradım" demeyi uygun gördü. pis pis bakıp arkamı dönüp gittim. ertesi gün mesaj "dün gece neyin vardı?". allaam bi insanın sosyal zekası bu kadar mı düşük olur? neyse bu beni delirtir, şimdiden sinir sahibi oldum diye azarlayıp gönderdim kendisini. nerde cins varsa beni bulsun olur mu, hiç öyle akıllı mantıklı adamlar gelmesin bana. böylece bir çok hoşlanma hikayesinin de sonuna geldik. blogumun adını "romance fail" olarak değiştirmeyi düşünüyorum. bu şehirde yaşayan adamlar yüzünden günden güne demet akalın'a bağlıyorum.

sınavım var, çalışmak istemiyorum. haziran sonunda dışarı montla şemsiyeyle çıkmak zorunda olmamın da etkisiyle negatif ve sıkıcıyım bu aralar.

Wednesday, June 16, 2010

there is a light that never goes out




Me:
dün 500 days of summer izledim gene
11:39pm

Deniz:
amerika'ya smiths diye bişey olduğunu öpreten film
11:39pm

Me:
haha
11:39pm

Deniz:
freudian slip oldu bu di mi?
11:39pm

Me:
ahahah çok fena hem de
ağzından mı öpretmiş?



analytic approach to style
derken analytic approach to deniz oldu :)

çok fena boynum ve omzum ağrıyo adostlar. hiç bişeye konsantre olamıyorum. bi krem vardı bende onu süriyim dedim bi okudum prospektüsünü "kalp krizi geçirirseniz ölürseniz deriniz delinirse iç organlarınız akarsa karışmam bak" falan yazıyodu sürmedim. bu memleketin kremi de bi acaip arkadaşım. krem böyle sürdüğümüz, yer yer ağrıyı alan çeşitleri olan falan bişeydir yani ne koyuyosunuz içine anlamıyorum ki?

bu yeni tanıştığım birisinden bişi olmicak bence. pek böyle bi rahat tavırları var bana karşı olsun, hayata karşı olsun. ama uzun zaman sonra bana edebi metinler yazdırdı ya helal. bi de senin duvarların var falan dedi hahaha nolcak senin de var dedim ben de. bu muhabbet bana eski filozof manitayla yaptığım tiksindirici ayrılık konuşmasını hatırlatmadı diil. sonsuza kadar ergenim bi de anlaşılan. morrissey torunu muyum neyim.

Tuesday, June 8, 2010

kesiyim mi topunuzu?




bankomat kartım gene bozulduğu için uçan kuşa borcum var ama neyse ki yarın para çekebilicem tekrar.

buna rağmen çoğacaip bi haftasonu geçirdim. bi ilan-ı ilişki isteği aldım bi de biriyle tanıştım ama onu söylemem sürpriz çünkü sonra popo gibi kalıyorum. bişi çıkarsa anlatırım. he şu kadarını söyliyim, oyunlu flört halindeyiz ama ben sabırsız bi insanım gelemiyorum çok fazla oyuna. oynamazsan da değere binmiyosun hede hödö. "kesiyim mi topunuzu he kesiyim mi?" diye oyunları bölen insan olmak istiyorum.

ilan-ı ilişki isteği de çok arkadaş bellediğim bi insandan geldi. kibarca reddettim ama gene de olay duygusal boyutlara ve "neyim eksik"lere ulaştı. olmayınca olmuyo dedim ben de. bugün özür diledi beni niye diye darladığı için ve arkadaş kalmak istediğini söyledi. umarım kalırız hakkaten de, çünkü çok sevdiğim bi arkadaşım, çok eğleniyoruz beraber, çok güzel vakit geçiriyoruz. ama o kadar.

pazar sabahı akşamdan kalma olarak kahvaltıda ve öğle yemeğinde sadece bira içmem de ayrı bi acaipti. sonra hava çok güzel diye parka gittik falan. pazatesi günü için olan istatistik ödevimi yapmadım ilk defa. kafam kaldırmadı. allahtan hoca da tahtaya kaldırmadı yoksa fena sıçış olurdu. bu hafta hayatımda bi değişiklik yapıp ödevimi son dakikaya bırakmamayı planlıyorum ama evdeki hesap çarşıya uyar mı bilmiyorum zira deli gibi çalışmam gereken 2 dersim var.

geçtiğimiz haftasonu itibariyle "hiç dev bira fıçısının üstünde dansetmişliğim yok" dersem yalan olur.

he bi de berlin'e gittim ben bi ara, ailesel kavuşmalar yaşandı, "fotoğrafları severim, yazıların ingilizce olmasını sorun etmem" diyenleri şöyle alayım.

jango diye bişi var çok güzel, last fm'deki gibi radyo dinleyebiliyosun ama beleş. hey gidi günler hey, ben sizin yaşınızdayken last.fm de beleşti hiç unutmam. bu jango daha sevimli bi de, arada "şarkıyı beğendin mi? beğenmediysen çok özür dilerim hemen başka bişiy açayım? ne çaliyim ne istersin?" gibisinden şeylerle geliyo. tavsiye ediyorum.