Friday, December 10, 2010

öğretmeniiim! öğretmen miyim? ı ıh.

anne ben öğretmen oldum.

terapiydi göçmenlerdi entegrasyondu diye girdiğim stajda devamlı olarak okuldan gelen çocuklara ders çalıştırmak durumunda kalınca ilkokul öğretmenine bağladım. artık benim de "çeneniz değil elleriniz çalışsın", "o ödev bitecek, bi daha etrafta koşturduğunu görürsem seni çok fena gıdıklarım", "kendinizi bağırarak ifade etmeyin evladım", "lütfen insan gibi sesler çıkaralım" gibi abuk subuk laflarım var.

çocukların okumaya (kitap anlamında olsun, eğitim anlamında olsun) karşı olan isteksizliği ve bunu ifade biçimleri de zaman zaman dumur diyarına sürüklüyo beni:

kız (8): yaa sıkıldım ben okumicam bunu
i am not your freud (26,5): ama okuman lazım bak kendini geliştiriyosun ne güzel, okumayıp napıcaksın evde mi oturucaksın sonra?
kız (8, son derece ciddi): aa iyi dedin yaa eve gidiyim ben.

erkek (8): ben hiç okumak istemiyorum okula gitmek de istemiyorum
i am not your freud (26,5): e napıcaksın ilerde okumazsan? okumadan nasıl meslek sahibi olucaksın, ne iş yapıcaksın?
erkek (8): ÇİÇEKLERİ KESÇEM BEN


dumur olmadığım zamanlarda da erdener abi'ye bağlıyorum:

- freud öğretmenim sen evli misin?
- hayır
- erkek arkadaşın var mı?
- yok
- sevdiğin biri var mı?
- yok. ödevini yap.
- hiçkimseyi sevmiyo musun?
- hiçkimseyi sevmiyorum. (böyle sevgisiz bi insanım)

- freud abla benim ablam var senden küçük ama evli, çocuğu da var.
- aferin.

- freud öğretmenim ben çok sıkıldım ödevimi sen yapsan olmaz mıııı?
- olmaz.


bi de düzenli olarak "yavruları almancı türkçesinden kurtarma çabaları" içindeyim ama pek başarılı olamıyorum maalesef:

- biz okulda zaten bisürü buch ohuyoz
- buch ohuyoz deme, kitap okuyoruz de. ya türkçe ya almanca konuş.
- ya neyse işte zaten okulda bisürü buch ohuyoz sonra geliyoz burda da ohuyoz
- ühühühü


- kannst du meine hausübung kontrollieren? und ich muss auch noch diesen text auswendig lernen.
- tamam ama türkçe söyle bi de bunu şimdi.
- hausübung'umu kontrollieren yapar mısın? bi de bu text'i auswendig lernen yapmam lazımmış.
- "ödevimi kontrol eder misin? bi de burdaki yazıyı ezberlemem lazımmış"
- ya neyse işte yapsanaaa! bitteeee!
- allahım neydi günahım


neyse ki bu asıl okulla bağlantılı olarak yapıcağm zorunlu staj diil. biraz deneyim kazaniym, göçmenlerle çalışmak nası bişi onu göriyim, sabrımın sınırlarını genişletiyim, fazladan staj göz çıkarmaz diye yapıyorum. asıl staj daha terapiyle psikolojiyle ilgili olucak. öyle olucak di mi??? evet evet. şşş. sakin.

Saturday, December 4, 2010

real a lie, you're truly mine

öncelikle şunu söyliyim: melissa auf der maur fanı oldum. her gün bi şarkısını 10 kere dinlemezsem rahat edemiyorum. şu anda da real a lie, you're truly mine diye geziyorum.

peki niye öyle geziyorum?

geçen gün konserine gittim. sadece adını duymuştum önceden. birisi bana bi şarkısını yolladı, bu akşam konseri var hadi gel dedi. şarkıyı dinledim, geliyorum dedim. allahım sana geliyorum da demiş olabilirim, emin diilim.

peki kim bu birisi?

eskiden gıcık olduğum, şimdi ise hastası olduğum bi insan. baya baya hoşlandığım bi insan. bana son derece kanka çeken bi insan. öf bu ne biçim iş bi insan.

her buluşmamızda kendisiyle ilgili bi "aman allaam kaç kaç koş koşarak uzaklaş" temalı bilgi, bi de "bence evlenmeliyiz hem de bu sene" temalı bi bilgi ediniyorum. ben ki mantıklı bi insanım, "gönül gözüm kapalı giderek sana yazılıyorum" modeli geziyorum.

en ufacık minicik bi hoşlanma durumu olsaydı onun tarafından, hissederdim - ya da hoşlanan insan böyle bi öküzlük yapmaz şeklindeki çıkarımlarımdan biliyorum ki o hiç benim gibi düşünmüyo. bu yüzden arkadaş olmamız fikrine alışmam gerekiyo. belki de biraz mesafe koymam gerekiyo. koyamıyorum. ya da henüz koyamadım. salağım, biliyorum.

şu anda ev arıyo ve geçici olarak arkadaşında kalıyo. arkadaşının evi benim evimden 30 sn uzaklıkta. hemen köşede. bazen romantik komedilerdeki gibi arayıp "bi kapıya çıksana" diyip tutup öpesim ve kaçasım geliyo evinin önünden geçerken. sonradan "o neydi öyle manyak mısın?!" derse de "aa bilmem hatırlamıyorum sarhoştum" diyesim geliyo. arkadaşlarım "abi seviyosan git konuş bence" diyo. hiç birine götüm yemiyo. hayır bi de düşünsene ben dicem böyle böyle, o da dicek ki "aa yavru kuşum kankamsın sen benim", sonra bi dahaki buluşmamızda kasış olucak, bu böyle "ay yazık kıııız" modunda olucak bana, istemiyorum. ya bi de bi anlaşıyoruz ki sorma gitsin, acaip eğleniyoruz, muhabbetler gırla, buluşup duruyoruz devamlı. ben hiç bi erkekle tanışıp sonra baş başa baş başa buluşup da kanka olmadım. hani biriyle arkadaş olursun ama ortamdan biyerden tanırsın, böyle date gibi gelişmez olaylar. he salak ben bi de bunu date sandım bi de o var. aa ne güzel tanıyoruz birbirimizi derken bu bana bikaç kere buluştuğu kızın kendisine yol verdiğini ve ne kadar bozulduğunu anlattı. o esnada anladım freud kanka olduğumu. azcık şansım yaver gitse kafamı kıracağım zaten.

o yüzden:

"Real a lie, you're truly mine
I am that kind, living blind
Real a lie, I am that kind
Living blind, for a lie"